Meral Geylani ‘halkı askerlikten soğutma iddiası ile hakim karşısına çıktı

Yannis Vasilis. YAYLALI

23 Aralik 2016 tarihinde sosyal medyadan yaptığı savaş karşıtı paylaşımlardan dolayı hakkında ‘Halkı askerlikten soğutmak’ iddiası ile açılan davada savunma yapan Geylani “tüm dünyayı askerlikten soğutmayı dilerdim” dedi.

Sosyal medya hesabından, bugün görülecek mahkemesinin duyurusunu yapan Meral Geylani gündem de olan bedelli askerliği de. dile getirerek ‘Vicdani Retçi ve savaş karşıtı olarak yaptığım ve iddianamede olan paylaşımlardan sadece biri. Tüm Dünyayı askerlikten soğutmayı dilerdim, ve savaşlar olmazdı. Paralı askerliğin olduğu süreçte halka Vicdani Ret için çağrı yapmak neden suç?? ‘ diye sordu

Vicdani Retçi ve barış aktivisti Meral Geylani’nin 23 Aralik 2016 tarihinde sosyal medyadan yaptığı savaş karşıtı paylaşımlardan dolayı hakkında ‘Halkı askerlikten soğutmak’ iddiası için açılan mahkemesi vardı.

Uludere Asliye Ceza Mahkemesinin talimatı ile Meral Geylani savunmasını yaşamını devam ettirdiği Antalya’da 23. Asliye mahkemesine verdi. Geylani’nin Uludere Asliye Ceza Mahkemesinin talimatlı çağrısı üzerine bugün Antalya 23.Asliye Ceza Mahkemesine verdiği savunması aşağıdadır.

 

**

23. ASLIYE CEZA MAHKEMESINE

ANTALYA
Dosya No :
23 Aralık 2016 tarihinde Facebook’ta yapmış olduğum beş paylaşım “Halkı askerlikten soğutma” iddiası ile bana geri döndü. Öncelikle üzerime âtıl “Halkı askerlikten Soğutma” yı suç olarak görmediğimi belirtmek isterim.

Paylaşımlarımda yaşamı savunuyorum ölümü ve öldürmeyi değil. Özellikle biz kadınlar yaşamı ve yaşatmayı savunma konusunda öncülük etmeliyiz.

Yaptığım birinci paylaşım “yandaş medyada militarizmi, şehitliği ne kadar çok övüyorlar, ölümü kutsuyorlar ve çekici hale getirmeye çalışıyorlar, kimler için? Halkın çocukları için. Askere gitme, Vicdani Ret ver. Hiçbir şey çocuklarımızdan önemli değil, çocuklarınızı askere göndermeyin”.

Bu paylaşımımda Medyanın militarizmi sadece belli kesim için çekici hale getirmeye çalıştığını anlatmak istedim. Medya savaşı propaganda aracı olarak kullanılıyor ve her eve giriyor. Medya savaş değil yaşam çağrısı yapmalı.

İkinci paylaşım: “CHP Genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na ait bir resim ve “Neden sizlerin çocukları gitmez Askere? – acılara katlanmak gerekmiş – Bir parmağının ucunu bırakabilirmisin? Emine Erdoğan Roboski’de çocuğunun bir parmağını bile vermeyeceğini söylemişti. Fakat başkalarının çocuklarını ne kadar kolay feda ediyorsunuz. Şehadet şerbeti içiriyorsunuz. Askere Gitme”

2016 sürecinde Kılıçdaroğlu sınır ötesi savaşlarda yaşamını yitiren askerler için “bu acıları çekmeliyiz” demişti. Ben başkalarının adına rahatça karar verilmesini etik bulmuyorum. “bu acıları çekmeliyiz” sözü gencecik canların, çocukların savaşlarda yaşamlarını yitirmesini normalleştirmektir ve kadere bağlamaktır. Savaşlarda gençlerin yaşamlarını yitirmesi bir kader değildir, makam koltuklarında oturanların verdiği kararların sonucudur.

Üçüncü paylaşım: Vicdani Retçilerin taşıdığı “Kaçak değil, Vicdani Retçiyiz- Askere gitme” yazılı pankart fotoğrafı.

Fotoğraf ifade özgürlüğü çerçevesinde söylediklerimi desteklemek için kullandığım bir fotoğraftır. Ancak iddia makamı Pankarttaki “Militarizm öldürür” sözcüğünü görmezden gelmiş. Onu eklemek isterim.

Dördüncü paylaşım: “o görüntüleri kimimiz TV de yemek sırasında telefonunuzdan ve bir elektronik araç aracılığı ile seyrettiniz. İstekleri korku salmak ve bizleri bu görüntülere alıştırmak, duyarsızlaştırmak. Bu konuda birçok araştırma yapılmış, bizler tv de bir katliamı izlerken, yemek yiyor olabiliyoruz sanki bir eğlence programı izler gibi, bizler sadece izliyoruz ve hiçbir başka şey yapmıyoruz, her geçen gün daha da duyarsızlaşıyoruz ve çocuklarımızı askere göndermeyelim”

Bu satırları görev yaptığı Kilis Sınır Karakolu’ndan 1 Eylül 2015 tarihinde, IŞİD tarafından kaçırılan ve 22 Aralık 2016 yılında yakılarak infaz edildiğine dair görüntüleri yayımlanan Sefter Taş için 23 Aralık 2016‘da yaptım. O süreçte paylaşılan videoların gerçek olmadığı belirtilmişti. Ancak daha sonra TSK videoların gerçek olduğunu, bedeni hala bulunamayan Sefter Taş’a şehitlik mertebesi verileceğini ve heykelinin dikileceğini ailesine bildirdi. Ben o süreçte neden zorunlu askerler sınır ötesi savaşa gönderiliyor diye de sormuştum. Paralı askerler gitmek istiyorsa katılsınlar ama zorunlu askerler sınır ötesi savaşa gönderilmesinler diye paylaşım yapıp duygularımı paylaşmıştım. Araştırmalara göre sadece bu tür paylaşımları izlemenin bizleri ne kadar duyarsızlaştırdığını ve sanal alemde her an karşımıza çıkan videoyu izlememeleri için arkadaşlarımı uyarmıştım.

Son paylaşımım da “Anneler, babalar, teyzeler, halalar, dayılar, nineler, gençler eğer kimse askere gitmezse silah satamazlar. Zorunlu askerliğe son”

Bu sözcüklerde yine Militarizmin ve Militarizme harcanan paraların yaşam değil ölüm getirdiğini anlatmak için bir çağrı idi. Bizler askere gitmezsek silah satılmaz demek nasıl askerlikten soğutur ki. Sözlerim ölümden soğutmak ve militarizmin yıkıcılığına dikkat çekmek içindir. Merak ediyorum 23 Aralık 2016 da yaptığım paylaşımlardan kaç kişi askerlikten soğudu. Dilerim soğuyan olmuştur. Ancak savaşı destekleyenler savaşı ve ölmeyi o kadar çekici hale getiriyorlar ki benim ve benim gibi savaş karşıtlarının anti militarist söylemleri suç olarak görülüyor.

23 Aralık 2016 da yaptığım tüm paylaşımlar IŞİD tarafından yakılarak katledilen asker Sefter Taş’ın katledilmesinden duyduğum üzüntünün sadece bir damlasıdır. Paylaştıklarım duygularımı yeterince ifade edemiyor ve tutanak yazılması sırasında olan imla hataları da aynı şekilde paylaşımlarımı yanlış aktarıyor.

Ben ve avukatım daha detaylı bir şekilde savunmayı 28 Şubat 2019 de yapılacak olan duruşmada sunacağız.

İlk başta da belirttiğim gibi “Halkı askerlikten soğutma” yı suç olarak görmüyorum ve dilerim tüm dünyayı Askerlikten soğutabiliriz. Bir vicdani retci ve barış aktivisti olarak söyleyeceklerim savaş karşıtı olmalıdır. Sözcüklerimin Anayasa’da da olan ifade özgürlüğü çerçevesinde alınmasını ve beraatımı talep ediyorum.

Çocukların savaşsız bir dünyada yaşaması ve Militarizme harcanan paraların çocukların çocukluklarını yaşayabilmesi için harcanması dileği ile sözlerimi bitiriyorum.

Meral Geylani
19/09/2018

Reklamlar

YAYLALI:Şırnak 2. Ağır Ceza Hakimine verdiğim Savunmam

Yannis V YAYLALI : ‘Tutuklu yargılanma sebebi de olan tutukluluğumun  ancak dokuzuncu ayında iddiannamesi hazırlanan ve tutuklanmamdan tam 15 ay sonra ilk Mahkemesi görülen dosyam için verdiğim savunmam

Mahkeme tarihi : 25 Temmuz 2018

…………………..

ŞIRNAK 2.AĞIR CEZA MAHKEMESİNE

DOSYA NO: 2018/184
SANIK : YANNİS V YAYLALI

Sayın mahkeme heyeti, sayın başkan, ben savunmama bu iddianameyi hazırlayan savcının iddianameyi bitirdiği son paragrafta bizi kastederek `Şüphelilerin bölge ile hiçbir bağı yokken Uludere’ye yerleşerek halkı devlet ve askerlik aleyhine ` kışkırttığımızı iddia ettiği yerden başlamak istiyorum. Ancak meramımın anlaşılabilmesi için de çok yakın zamanda gazetelere yansıyan bir haberi de sizlere paylaşmak isterim. Haber’de Türkiye’den bir kadın aktivistin Filistin halkı ile dayanışmak için Filistin`e gittiği ve daha sonra İsrail devletince yakalandığı ve Hamas ile bağlantılı yargılandığı belirtiliyordu. Yine gazeteden öğrendiğim kadarıyla çok uzun bir hapsetme süreci yaşamadan kadın aktivist Türkiye’ye döndü. Hatta aktivist kahramanlar gibi de karşılandı. Olması gereken doğrusu da odur fikrimi soracak olursanız, ama savcının mantığı ile hareket etmeye kalkarsak ilk aklımıza gelecek soru hiçbir bağı yokken o kadın aktivistin orada ne işi var. Ayrıca Hamas’ı birçok ülke hala terörist olarak görüyor, Türkiye’den giden kadın aktivist ise Hamas’ın etkili olduğu bölgede faaliyet yürüttüğünü göz önünde bulundurulursak, Hamas’ın izni olmadan oralarda faaliyet yürütemeyeceğini düşünürsek o zaman İsrail devletinin kadın aktivisti Hamas ile bağlantılı yargılamasını normal kabul etmek gerekir. Oysa muhtemelen yüzlerce diğer aktivist gibi Türkiye’den kadın aktivist de İsrail zulmüne karşı Filistin halkına sivil mana da destek vermek için gitmiştir. Savcı da dahil ne siz ne ben ve benim gibi düşünenler senin Filistin de ne işin var, ne bağın var da oraya gittin sen Hamas’lı mısın demek aklımızın ucuna dahi gelmez. Çünkü hepimiz orada yaşanan dramı biliyoruz, belki imkânımız olsa bir çoğumuz Filistin halkı ile dayanışmak için oraya gideriz. İş sınırlarımıza, sınırlarımızın içerisine dayanınca bir an da her şey değişiveriyor. Bu mesele uzun uzun çalışmalara konu olacak kadar derin olsa da kısaca söylemek gerekirse Türkiye’de ki yüzyıllık nefret iklimine bağlı olarak vicdanlarımızda yaşadığımız çifte standart meselesidir. Açık ifade etmek gerekirse neredeyse bir virüs gibi vücudumuzda taşıdığımız bu nefret kültüründen payını almayan yok gibidir. İsrail zalimine karşı Filistin halkı ile dayanışma söz konusu olunca hiçbir terör örgütünün adı aklımıza gelmezken, iş sınırlarımıza dayanınca, mesele yüzlerce yıldır zulme maruz bırakılmış Kürt halkı ile dayanışmaya gelince aynı ilkeli davranışın coğrafyamızda pek izlendiği söylenemez. Kürt halkının bugün hala devam eden haksızlıklara uğraması ile ilgili iki kelam laf etsen, Kürt halkı ile dayanışma için çalışmalar yürütsen, hatta birçok şeyi arkanda bırakıp Filistin’e yerleşen o kadın aktivist gibi Roboski ’ye yerleşsen Yargı dahil devlet bürokrasisinin neredeyse tümünün ilk düşündüğü şey PKK ile bağ kurmaya çabalamaktır. Oysa Kürt halkının ne ile karşı karşıya kaldıklarını iyi biliyorlardır, ama yüzyıllık nefret kültürü onları da etkisi haline aldığı için, vicdanlarında yaşadıkları erozyonun sonuçlarından bir haberdirler. Aslına bakılırsa yaşadığı bu erozyon durumunu çözülebilse o zaman Kürt halkı ile dayanışmak için illa PKK’li olmanın şart olmadığını, sadece insan olmanın, insani değerleri yitirmemiş olmanın yeterli olacağını görebileceğini düşünüyorum.

Sayın Hâkim kronolojisi ile Roboski ’ye yerleşmemizi ve hakkımızdaki iddialara genel hatları ile cevaplandırmak istiyorum. Biliyorsunuz ki 28.12.2011 yılında Roboski köyünün yaylasında TC hava kuvvetlerine bağlı İHA’ lar ile dört saatin üzerinde sınır ticaretine çıkan sivil köylüler izlendikten sonra, sivil oldukları anlaşılmasına rağmen yine TC hava kuvvetlerine bağlı savaş uçakları marifeti ile saat 21.39 ile 22.24 arasında üç ayrı seferle gerçekleştirilen bombardıman sonucu çoğu çocuk 34 sivil köylü bilerek, planlanarak öldürüldü. Yaşanan katliamın birinci yıldönümüne sayılı aylar kala bizler bir gurup aktivist olarak ‘Roboski’den Ankara’ya Barış Yürüyüşü’ gerçekleştirdik. Tam 50 gün süren yürüyüşün ardından yürüyüşün sonuçlarını Roboskili Aileler ile paylaşmak için köye geri döndük. Bu dosyada da birlikte yargılandığım barış aktivisti sevgili Meral Geylani köydeyken Roboski ’de kalmamız için öneri getirdi. Açıkça ifade etmek gerekirse bu öneriye balıklama atladım, nedenine gelecek olursam benim eski bir vicdan, yürek ağrım yüzünden. Ben 90lı yıllarda Şırnak ve bölgesine komando askeri olarak geldim, hatta bir çatışma da yaralanarak PKK’nin eline esir dahi düştüm ve 27 ay PKK’nin elinde kaldım. Söylememe gerek var mı bilmiyorum ama o yıllarda PKK ile mücadele adı altında sivil halka yapılmayan kalmamıştır. Elbette burada şimdi tek tek o dönem de Kürt halkına yaşatılanları anlatmayacağım fakat bu başarısız darbe girişimi ile ortaya çıkan bir şeye değinerek hala çok rahatsızlığını duyduğum bir şeyi de sizler ile paylaşmak istiyorum. Hani darbe girişimine karışan askerlere neden bu emirlere uydunuz kanunsuz emir diye bir şey var bilmiyor musunuz diye çıkışan yetkililer vardı. O an televizyon da ki durum karşısında şoke olmuştum ve 90lı yılları hatırladım emirlerin suç içerdiğini düşünmeden yaptıklarımızı ve sonuçlarını, o gün sözde PKK ile mücadele adı altında Kürt halkına karşı işlemediğimiz suç kalmamıştı. Ha o gün o yetkili gibi bize yaptığımızın suç olduğunu söyleyebilecek kimse yoktu. Tam tersine o günün gazete manşetlerine bakanlar nasıl pohpohlandığımızı da görürler. Tabi ayrıca güçlü hiyerarşiler içeren militarist örgütlenmeler olan ordularda bu kanunsuz emir deyip verilen emre ne kadar uymayabilirsin o da ayrı tartışma konusudur. Dışardan ahkam kesmek kolaydır da bunu otoriter bir hiyerarşik yapıya sahip bir ordu da ne kadar yapabilirsin bunu düşünmek gerekir. O yüzden böylesi yapıların bir gün kendine dönebileceğini düşünerek zorunlu askerlik dahil birçok konuda revizyona gidilmesi gerekir. 15 Temmuz darbe girişimi bunun tipik bir örneğidir, tarihimize de bakarsanız nerede ise Osmanlı’nın sonundan beri yaşamımızı asıl belirleyen gücün merkezinde hep orduların olduğunu görürsünüz. İktidarı, muhalefeti ile hep bu durumdan şikâyet etsek de bir gün bu devasa gücü kendi çıkarı için kullanabileceğimizi düşünerek bu gücün sivil siyasetin içerisinden, yaşamımızın merkezinden elini eteğini çekmesi için de sahici reformlardan uzak dururuz. Bu yüzden de kısır bir döngü gibi belli periyotlar ile asker yaşamımıza kendi istediği yönde çeki düzen verir. Kendi durumuma gelince tüm bunlar bahane olmamalıydı, ne olursa olsun o gün elimden geleni yapmalı ve verilen kanuni olmayan emirleri uygulamamalıydım. Bu yüzden dünden bugüne Kürt halkının yaşadığı tüm olumsuz şeylerde hep payımın olduğunu bilerek yaşadım. Sevgili Meral’in önerisi gelince bu yüzden seve seve kabul ettim .Geçmişte olduğu gibi bugün de PKK ile mücadele adı altında yönelimin olduğun oldukça açıktır. Roboski katliamı ise bunun en belirgin örneğidir. Bu yüzden artık sizler yüzleşme mi dersiniz, vefa borcu nu dersiniz, bir borcun ödenmesi mi dersiniz tüm bunların toplama olarak da düşünebilirsiniz büzden buraya yerleşme kararı aldım.90lı yıllarda savaş için geldiğim bu topraklara bu sefer barış, hak, hukuk, adalet mücadelesi için geldim. Vicdanları erozyona uğramamış,hala insani değerlerini kaybetmemiş olanlar için bence bu bağ yeter de artar bile,ama vicdanları körelmiş olanlara da ağzınız ile kuş tutsanız nafiledir, bunu bilecek kadar da uzun yaşadığımı bu iklimlerde, bunu belirtmek isterim.

Sayın Hakim sevgili Meral Geylani ile ben 6 senedir Roboski aileleri ile birlikte Roboski katliamının failleri yargı önüne çıkarılsın Roboski ’de geçmiş dönemler de yaşanan katliamlar gibi unutulmasın diye hak ve adalet mücadelesi veriyoruz. Roboski katliamı yaşandığından bu yana AKP hükümetlerinin Roboski katliamı ve dosyasına yaklaşımı yok sayma, dosyamızı ve mücadelemizi elindeki tüm olanakları kullanarak tecrit etme yönündedir. Bu anlamı Roboski katliam dosyası için ohal öncesi beş senelik süreçte bir çavuş dahi görevinden alınmadan Türkiye’de iç yargı yolu tamamlandı. Ankara’nın soğuk dehlizlerinde kaybolmaz denilen dosyamızın üzerine beton dahi döküldü. Elbette Roboski rahatsızlığı olanlar için bu yeterli bir adım değildi. Hedeflerinde Roboski mücadelesini var edenler de vardı fakat ohal öncesi bizlere yönelim için uygun bir zemin vermiyordu. Çünkü 6 senedir verdiğimiz zorlu mücadele ile hem ulusal anlamda hem de uluslararası mana da bir meşruiyet zemini yakalamıştık. O yüzden komple bir yönelimi göze alamıyorlardı, bizlere fazlaca bir yönelim olmadan o süreci 15 temmuz başarısız darbe girişimi sonrası ilan edilen ohal sürecine kadar taşımasını bildik.

Sayın hakim devam edecek olursam 21 Mart 2013 tarihinden itibaren başlayan çözüm sürecini olumlu bulduk ve açıkça desteklediğimizi belirtebilirim. Çünkü büyük usta Yaşar Kemal’in belirttiği üzere ‘Dağlar insanlar ve hatta ölüm bile yorulduysa, şimdi en güzel şiir barıştır’. İlk defa çift taraflı bir ateşkes ilan edilmiş, savaşın dışında bir yol aranmaya başlanmıştı. En azından bize verilen izlenimler öyleydi, bizde milyonlarca insan gibi bu duruma oldukça sevindik. Maalesef o sevinç çok uzun böyle olmadı ve sevincimiz kursağımızda kaldı dersek de yalan olmaz. Çünkü yıllarca süren bir savaş sürecini yaşadı bu coğrafya ve savaşın ortaya çıkardığı birçok olumsuzluklar var. Şimdi bu sorunlar ile yüzleşmezseniz samimi bir barış, ya da çözüm süreci ortaya çıkmaz. Roboski katliamı da yüzleşmeniz gereken meselelerden biridir. Fakat daha çözüm sürecini ilan etmenizin ilk haftasında Roboski katliamının sözde aydınlatılması için kurulan ‘TBMM Uludere Alt Komisyonu’ bilerek, istenerek, planlanarak gerçekleştirilmiş Roboski katliamı için raporunda kaza ile, hata ile oldu dedi. O zaman çözüm sürecinin ne kadar samimiyetten uzak olduğunu gördük, zaten o dönemde alenen tepkimizi de kamuoyu ile paylaştık. Hatta daha yargısal anlamda dosyamız için yeni bir safha da olmamıza rağmen, sonucun daha bu komisyon kararı ile verildiğini söyledik, söylediğimiz gibi de oldu. Raporun açıklanması için seçilen günler de elbette rastlantısal değil, sözüm ona sözde çözüm, sözde barış için herkesin rehavete girdiği günlerde böyle bir raporu açıklamak tepkileri de minimize edecekti, maalesef öyle de oldu. Hemen raporun ardından Diyarbakır savcılığı harekete geçti, bir, bir buçuk senedir elinde tuttuğu dosya için 11 Haziran 2013 günü görevsizlik kararı verdi ve dosyayı Genelkurmay askeri savcılığına gönderdi. Yine aradan çok zaman geçmeden 07 Ocak 2014 tarihinde de Genelkurmay askeri savcılığı dosyamıza takipsizlik kararı verdi. Roboski aileleri ve avukatları bu kararın ardından 18 Temmuz 2014 tarihinde AYM’ye başvuru yaptı. Anayasa mahkemesi ise 24 Şubat 2015 tarihinde dosyalarda‘ eksiklerin zamanında giderilmediği’ gerekçesi ile Roboski katliam dosyasını ret etti
Yukarıda anlattıklarımızdan görüleceği üzere Roboski için ölü de doğmuş olsa çözüm süreci, bolca eleştirilerimiz olsa da kızılca şerbeti içip barışa evrimleşme ihtimali olan çözüm sürecini destekledik. İlerleyen zaman içerisinde bizler, Roboski aileleri için ölü doğan çözüm sürecinin Kürtler, Türkler, diğer halklar ve inançlar için de öldü doğduğunu acı deneyimle gördük. Sayın hakim çözüm sürecinin yaşandığı günlerde insanlığın görüp göreceği en eli kanlı örgütü olan İŞİD Irak’ta ortaya çıktı. Oradan da Suriye ve Suriye’nin Rojava bölgesine yayıldı. Bu cani örgüt önce faklı inanca sahip olan Ezidi Kürtlerine yöneldi ve Şengal’de soykırım gerçekleştirdi. Oradan kısa süre sonra Suriye’ye, Rojava’ya yöneldi, bu caniler gittikleri her yere ölüm götürdüler. Türkiye o süreçte mülteci kampları kurdu,ve zulme uğrayan, topraklarını arkalarında bırakan Arap halkına bu kamplara gelmeleri için çağrıda bulundu. O dönemde Suriye’li Kürtler kendi bölgelerini korudukları için bu kamplara gelmediler, gelseler dahi çok sınırlı kaldı. Fakat aynı durum Şengal’li Ezidi Kürtleri için geçerli değildi. Soykırıma maruz kalan Ezidi halkı bulundukları toprakları hızla ter etti, Suriye’deki Arap halkına karşı duyarlılık gösteren Türkiye maalesef Ezidi halkını kabul etmedi. Bunun üzerine binlerce insan günlerce yürüyerek K.Irak sınırına ulaştı. Oradan da Uludere’nin sınır köyü olan Roboski ve civar köylerden Türkiye sınırını kaçak yollarla geçtiler. Bu yüzden onlarca insan yollarda aşırı yorgunluktan ya da açlıktan yaşamını yitirdi. Bizler, Roboski Halkı, Şırnak halkından oluşan gönüllüler insan üstü bir çabayla Türkiye devletinin görmezden geldiği İŞİD canilerinin elinden kaçan binlerce Ezidi Kürt’ünü Roboski yaylasında karşılayarak belediyece kurulan kamplara yönlendirdik. İşid canileri Irak’tan sonra Suriye-Rojava’ya yöneldi. Bu çeteler girdikleri her yerde katliam yaptılar. Küçük bir Rojava kasabası olan Kobani’nin etrafını sardılar ve Şengal’de Ezidi Kürtlerine yapılan katliamın bir benzerine hazırlandılar. Kobani’ye tüm güçleri ile saldırdılar, Kobane halkı belki de insanlığın gördüğü en barbar örgütüne karşı o küçücük ilçede insanlığı savundu. Ve İşid canilerine geçit vermediler. O süreçte hem gazeteci olarak hem de insan hakları aktivisti olarak ben de uzunca bir süre Suruç ve etrafında o süreci takip ettim. Hatta Türkiye dahi o sürece seyirci kalamadı ve dahil oldu. KDP ve YNK Peşmergelerinin Kobani’ye geçmesi için sınırlarını açtı, ayrıca PYD-YPG’li yaralılar Türkiye’de tedavi edildi. Aynı dönemde PYD-YPG yetkilileri ile TC devleti yetkilileri de görüşüyorlardı. Savcının benim için hazırladığı iddianamenin dörtte üçlük kısmını oluşturan paylaşımları o dönemde yaptım Yukarıdaki anlattıklarımdan da anlaşılacağı üzere Ankara dahi o dönmede PYD-YPG’yi ‘ilegal’ bir örgüt olarak görmüyordu. Ayrıca cani bir örgüte karşı durduğu için de tüm dünyadan takdir dahi görüyordu. Şimdi illa da bir şeylerle bağlantım aranacaksa Irak’ta olsun, Suriye’de olsun İran ve Türkiye’de olsun binlerce yıldır her türlü zulmü yaşayan mazlum Kürt halkı ile kurulmalıdır. çünkü mazlumun yanında olmak en basitinden insanlık görevidir. Çözüm süreci boyunca yaşananlar bunlar ve açıkçası o dönemde Şengal’li Kürtlerin yaşadıklarına karşım,Rojavalı Kürtlerin yaşadıklarına dahil, ayrıca Roboski’ye yaşatılanlar üzerine bolca yazı ve sosyal medya paylaşımım oldu. O gün kamu adına hararet eden kimse de karşıma çıkıp bunlar suç unsuru içeriyor diyerek bir şey söylemedi ve soruşturmalara tabi olmadım.

Sonra samimiyetsiz çözüm sürecinin AKP hükümetlerine bir kazancı olmadığı görüldüğünde bıçak ile keser gibi bir an da çözüm süreci bitirildi. Neden böyle diyorsunuz derseniz 7 Haziran’a gelen süreci gazete arşivlerinden kontrol etmenizi tavsiye edebilirim. AKP hükümeti çözüm sürecin de tek başına hükümet olma vasfını dahi kaybetmişti. Sonra kırk yıllık söyleme ve icraata geri dönüldü. Sadece 7 Haziran ile Kasım ayında yapılmış olan seçimlere kadar yaşanan sürece dahi bakılsa neyin ne olduğunu görürsünüz. AKP hükümetleri çözüm süreci ile kaybettikleri oy kaybını güvenlikçi-militarist bir süreçle geri almasını bildi. Bunun uğruna çok büyük yıkımlar, insani felaketler yaşanması gerekti. İnanın 90lı yılları gören birisiyim. o dönemlerde dahi insanlık böylesi bir yıkıma şahit olmadı. İnsan Hakları örgütlerinin raporlarına göre yaşanan o süreçte yüzlerce sivil insan yaşamını yitirdi. Bir milyonun üzerinde insan bu süreçten etkilendi beşyüz bin insan yerini yurdunu terk etmek durumunda kaldı. Bizler, Roboski aileleri, aydınlar, yazarlar, siyasetçiler böylesi süreçlerin tehlikesi üzerine hükümete karşı uyarılarda bulunduk. Gözünü karartmış olan hükümet sözlerimize kulak asmadı ve bu süreci fırsat görenler 15 Temmuz 2016 tarihinde hükümete karşı başarısız olan bir darbe girişiminde bulundu. Hükümette bu başarısız darbe girişiminin sonuçları ile baş edebilmek için 20 Temmuz 2016 tarihinde tüm Türkiye’de ohal ilan etti. Bir iki ay da ohal’i kaldıracağız diyenler tam iki sene ohal ile ülkeyi yönettiler. Elbette ilk başta bir iki ay gerçekten darbecilere karşı kullanılan ohal, daha sonra hükümet yetkililerinin de söylediği gibi ‘fırsata’ dönüştürüldü. Artık ohal amacının dışında muhalefeti sindirme mekanizmasına dönüştürüldü. Geçmiş dönmeler de AKP hükümetleri için ayak bağı olmuş ve normal zamanlarda kurtulamayacak ne varsa ona karşı büyük yönelim süreci başlatıldı.Önce sadece darbeciler için ilan edilen ohal birden PKK ile mücadele adı altında Kürtleri hedef almaya başladı. Neredeyse tüm Kürt illerindeki HDP’li belediyelere kayyum atandı,çoğunun eş başkanı tutuklanarak içeriye alındı. Yine bu yüzden birçok HDP’li milletvekili tutuklanarak hapishanelere konuldu. Belki HDP’yi kapatmadılar ama nerede ise tüm yöneticileri PKK ile bağlantılanarak içeriye alındı.
Sayın hâkim hali ile bizden bu süreçten üzerimize düşen payı aldık. Ohal öncesinde Roboski katliamı dosyasından kurtulanlar sıraya bizi de koymuşlardı. Ohal ilanından üç veya dört ay sonra Roboski katliamı 5.yıldönümü anmasını gerçekleştirecektik. Anmamızın hazırlıklarını yaptığımız dönemde 25 aralık 2016 günü sabahın erken saatlerinde ihbar var denilerek köyde bizim ev dahil Roboski için aktif şekilde mücadele eden tam altı eve baskın düzenlendi.Anmamıza üç kala adeta rehin alındık ve anmamız tamamlanıncaya kadar da esaretliğimiz devam etti. Bizler gözaltında rehin olarak tutulurken asker de anma günü köyümüzün etrafını sarmak süretiyle anmamızı engellemek istedi. Fakat anmamız için köye gelen HDP’li milletvekillerinin devreye girmesiyle ancak temsili düzeyde anmamız yapılabildi. Gözaltına alınmamız ile başlayan süreçte asker ve polisin asıl isteği bizlerin tutuklanmamız marifeti ile köyden çıkmamızı sağlamaktı. O süreçte bu duruma mahkeme geçit vermedi, bizleri adli kontrol şartı ile serbest bıraktı. Ama mahkemenin bu tavrı dönemin diline uygun bir tavır değildi bu yüzden dönemin dilini oldukça kavramadıkları düşünülen hakim ve savcılar oradan alınarak başka yerlere gönderildi. Sizin önünüzdeki dosya da dahil ,o dönemde sosyal medya hesaplarımız derlenerek oluşturulan fezlekeden hakkımızda onlarca dava açıldı. İşin garibi ise bu paylaşımların çoğu eski tarihlere dayanıyor. Geldiğimizden beri bizi adım adım takip eden, yeri geldi mi de tehdit eden kolluk güçleri nasıl oldu da o tarihlerde bu paylaşımlarımızda suç unsuru bulmadı da ohal sonrası yapacağımız Roboski katliamı anması hazırlıklarının yapıldığı bir dönemde birden paylaşımlarımızın suç unsuru oluşturduğunu düşünüp kaynağı neresi olduğunu bilemediğimiz sözde bir ihbar ile harekete geçip bizlere operasyonun startını veriyorlar. Ohal sürecinden aldıkları güç ile de bir daha kolluk güçlerini durdurabilene aşk olsun. Bir taraftan yargı yolu ile bizi köyden çıkarmak için harekete geçmişken, diğer taraftan da işlerini şansa bırakmayıp, bize köyde ev veren köylüleri de tehdit etmeyi de ihmal etmiyorlar. Bu yüzden oturduğumuz evden çıkmak zorunda kaldık ve daha sonrasında ise bir daha ev bulamadık. Hatta askerin bu yönelimine karşı köyde basın açıklaması da gerçekleştirdik. Ne yaptıksa kar etmeyince daha fazla köylülerimizin bizim yüzümüzden baskıya maruz kalmaması için bir süreliğine köyden çıkma kararı aldık. Tam köyden ayrılma kararı aldığımız dönemde ne tesadüf ise yargıdan da tutuklanmam için karar çıktı. Yani bizi köyden çıkarmak isteyenler bir taş ile iki kuş vurdular, hem bizi köyden çıkardılar, hem de önce beni ve ardımdan da sevgili Meral Geylani’nin tutuklanmasını sağladılar. Bu arada hakkında hiç bir soruşturma yokken derneğimiz Roboski-Der de bir gece ansızın çıkarılan KHK ile kapatıldı.

Sayın hakim gören gözler, duyan kulaklar için o önünüzdeki birleştirilmiş dosya içerdiği şeylerden çok fazlasını ifade ediyor. Bu dosyanın asıl görünmeyen yanına bakarsanız orada büyük bir operasyonu göreceksiniz. Bu operasyonun maksadı Roboski katliam dosyası ve mücadelesidir. İki aşamalı bir operasyondur, birinci aşamasında Ohal öncesi beş senede bir çavuş dahi görevinden alınmadan Roboski katliamı dosyasının üstü kapatıldı. İkinci aşaması ise Ohal fırsatçılığı ile tamamlanmak isteniyor, bu aşama da Roboski katliamının failleriini ortaya çıkarmak için ortaya koyduğumuz mücadele ve o mücadeleye verdiğimiz enternasyonal destek hedef durumunda, bizi hem cezalandırmak istiyorlar hemde dosyamız gibi mücadelemizi de Ankara’nın karanlık dehlizlerinde kaybetmek istiyorlar. Önünüzdeki dosya savcının sık sık belirttiği üzere hiç te kuvvetli maddi delillere dayanmıyor. Zaten o yüzden bu Hidayet Bulut muhbircisi devreye sokulmuştur. Sevgili Meral Geylani tamamen bu yalancı muhbir yüzünden içeriye alınmıştır. Bende propagandadan yargılanırken bu yalancı Hidayet Bulut’un emniyete verdiği sözde bilgilerden sonra dosyalarımız birleştirilerek örgüt propagandasının yanı sıra örgüt üyeliğinden de yargılanmam sağlandı. Oysa Hidayet Bulut herkese açık şekilde yaptığımız paylaşımları, gizlilik havası vererek bir de üzerine hayal gücü ile hikaye yazarak dosyamıza dahil edilmiştir. Eğer savcı zahmet edip biraz araştırsaydı o zaman zaten o gönderilen fotolar yüzünden açılmış bir çok davamız olduğunu görürdü. Hakkımızda hiç bir maddi delil bulunamayınca dönüp dönüp herkese açık şekilde yaptığımız resim ve yazılardan medet umar duruma geldiler. Amaç hukuk değil de bizleri cezalandırmak olunca, hiç bir şeyin önü arkası incelenmiyor. Muhbir Hidayet Bulut Savvas Kalenderidis’in onu Yunanistan’a getirteceğiz sözünden yola çıkarak kaçacağımı düşünmüş ve bunun üzerine beni ihbar ettiğini söylemiş. Şimdi bu yalancı muhbir’in PKK ve YPG ile ilgili söylediği şeyler beni bağlamaz, benim söylediği gibi bir durumum söz konusu olamaz. Gazeteci olarak Kobane’ye geçtim ki benim geçtiğim dönemde oraya geçmeyen gazeteci yok gibiydi. Yine gazeteci olarak oranın yetkilileri ile de haberler yaptım. Yazdığı hikayeye gelince onu ben değil onun kanıtlaması gerekir. Bu yüzden de onun da mahkemeye dahil edilmesini istiyorum, at çamuru kalsın izi misali uyduruk hikayelerin üzerinden bize koca koca yılları içeren cezalar isteniyorsa onun da mahkemeye dahil edilip bu durumu enine boyuna açıklamasını talep ediyorum. Yalancı Hidayet Bulut tek bir yerde doğru söylüyor o da Yunanistan’a gideceğim konusunda, onda bile bin bir yalan ile donatarak söylüyor. Yunaniistan’a gideceğim bir sır değil ayrıca, yani uzun süredir orada olan ailemi arıyordum ve buldum. Aradığımı da, bulduğumu da, gideceğimi de açıkca herkese söyledim. Öyle gizli saklı değil, pasaportum şu an Şırnak emniyetinde oradan bir kopyasını isterseniz Yunanistan elçiliğinden vize aldığımı da görürsünüz. Fakat Roboski anması olduğu için o dönemde anmanın ertesi zamanına aldım. Gözaltına alınıp bırakıldıktan bir süre sonra devlet pasaportumu istedi ben e emniyete teslim ettim. Hidayet Bulut bu durumla ilgili dahi kırk yalanı bir arada söylemeyi becermiş. İşte Savvas Kalenderis ile konuşmuş, Kalenderis beni Yunanistan’a aldıracakmış, bunu duyan muhbir Hidayet Bulut soluğu ihbar hattında almış. Baştan aşağı yalan dolan, ya ihbarcılık özendirildiği için makbul bir yurttaş olmak isteyen Hidayet Bulut harekete geçti. Ya da polis onu korkuttuğu için böyle bir işe soyunduğunu düşünüyorum. Hiç düşünmek istemediğim ise Hidayet Bulut’un kadrolu muhbir olabileceği gerçeği. İhtiyaç halinde polis tarafından harekete geçiriliyor, muhbir de işini yapıp bundan parasını alıyor. Bunu dışında kalan hiç bir ithamını cevaplandırmayacağım, çünkü gerçek ile yakından uzaktan bir ilgisi yok. Ama bu isnadı yapanın bunu kanıtlamak gibi bir görevi olmalı, bu durumu mahkemenize bir kere daha hatırlatmak isterim. Hidayet Bulut çamur at izi kalsın misali yaptığı bu şeyin hesabını hukuk önünde mutlaka verecek, bugün olmasa dahi yarın.

Sayın hakim bu birleştirilmiş eklektik dosya da savcı ya bazı şeyleri hiç bilmiyor, ya da bilerek mahkemeyi bana karşı dolduruyor. Halkı askerlik aleyhine kışkırtıyormuşum. Allah aşkına kışkırtmak nedir, ben anti-militarist dünya görüşüne sahip savaş karşıtı olan barış aktiivistiyim. Vicdani ret ile ilgili çalışmalarım Roboski’den çok çok öncelere dayanır. Çok çeşitli platformlar ile vicdani ret mücadelesini yürüttük, zaten bu platformlar evrimleşerek şu an ki Vicdani Ret derneğini kurduk, hala da o derneğin üyesiyim. Hatta yakın bir zamanda hakkımda açılmış iki dosyaya bakan Uludere Asliye Ceza Mahkemesi iki dosya ile ilgili de beraat kararı vermiştir. Bakın Filistin örneğinde olduğu gibi yine bu konuda örnek vermek istiyorum ki çifte standartlarımızın geldiği nokta iyi anlaşılsın. Dünyaca ünlü boksör Muhammet Ali’yi hepimiz iyi tanırız , hatta M. Ali’yi sevmeyen de yok gibidir, sağ kesimin de sol kesimin de belki de nadir şekilde uzlaştıkları bir kaç kişiden biridir. Muhammet Ali boksör olmasının dışında aynı zaman da iyi bir aktivistir . Muhammet Ali 1967 yılında Vietnam savaşına gitmeyi ret etti. Muhammet Ali vicdani rettini ise ‘Benim Vietnamlılar ile sorunum yok, Onlar beni zenci diye aşağılamadılar. Benim düşmanım değiller, düşmanım olanlar zencileri aşağılayanlardır.’ diyerek açıklamıştır. Sayın hakim Muhammet Ali’nin bu sözlerinin altına beni kışkırtıcılıkla itham eden savcı dahi imzasını atar, siz de atarsınız, ben de seve seve atarım. Fakat Amerika yönetimi Muhammet Ali bu açıklamayı yaptı diye unvanını ve lisansını geri aldı. Neyse ki yanlış hesap Bağdat’tan döner misali 1970 yılında yüksek mahkeme Muhammet Ali için daha önce verilen kararı bozdu ve vicdani rettini haklı buldu. Ondan sonra vicdani ret düşünce ve inanç özgürlüğü kapsamında görülmeye başlandı. Birleşmiş Milletler insan hakları komisyonu 1987/46 sayılı kararı ile devletlerin bu hakkı tanımalarını ve cezalandırmaktan kaçınmaları yönünde çağrıda bulunmuştur. Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşmenin 18. Maddesi de vicdani retti yine özgürlük çerçevesinde ele almıştıır. Yine AİHM’nin vicdani retçilerin cezalandırılmalarını AİHS’nin ihlali olarak sayan bir çok kararı var. Yine AİHM’nin 2011 yılında Osman Murat Ülke kararı var, çıkan bu kararın ardından Avrupa konseyi Bakanlar komitesi Türkiye’nin vicdani ret ile ilgili yasal düzenleme yapma çağrısında bulundu. AKBK 2011 tarihi itibarıyla her sene benzeri çağrıyı Türkiye’ye yapmaya devam ediyor. Tüm bu gelişmeler mevcut iken biz vicdani retçiler Türkiye’nin konjektürel durumuna göre ya yok sayılıyoruz ya da maalesef yönelimlere maruz kalıyoruz. Muhammet Ali örneğinde olduğu gibi hele hele bir de Müslüman ise sınırlarımızın dışında kalan vicdani retçileri destekliyoruz, hatta yere göğe sığdıramıyoruz Filistin örneğinde de olduğu gibi fakat iş yine sınırlarımıza dayandı mı bir an da her şey alt üst oluyor, ve vicdani retçilere bildiğiniz cadı avı misali yönelimlere maruz kalıyoruz. Sayın savcının Muhammet Ali’nin vicdani ret kararı için hiç aklından geçmişmidir acaba Amerikan halkını yine Amerikan ordusuna karşı kışkırttığını, bence aklının ucundan bile geçmemiştir, ama söz konusu sınırlarımızın içerisi olunca birden biz vicdani retçiler kışkırtıcı oluveriyoruz. Yani dışarıda dini ya da siyasi görüşleri doğrultusunda yapabilirsin diyoruz. Fakat araya sınır girince olmaz öyle şey diyoruz ve her türlü kovuşturmaya maruz kalıyoruz.
Şimdi Roboskili ailelere gelince onların bizden akıl almasına gerek yok, o ailelerin yerine kendinizi koyabilirseniz, biraz empati yapabilirseniz, onlarca yıldır yaşadıklarının binde birini bile bilince çıkarma durumunuz olursa zaten yıllarca asker yönelimine maruz kalmış bu insanların orduya katılmama isteğini anlarsınız diye düşünüyorum. Evet doğrudur ailelere destek verdiğimiz, bundan sonra da vereceğimiz. Ne kışkırtmak ne de akıl vermek bizim işimiz değil, bizler dayanışma içerisinde bir vicdani retçi olarak deneyimlerimi aktarmamdan daha normal ne olabilir. Savcının söylemesiyle milleti askere karşı kışkırtmak da ne oluyor. Bu suçlamayı asla kabul etmiyorum, halkı askerlikten soğutuyor dese bir nebze anlayacağım ve bu durumu da kabul edebilirim. Çünkü halkı askerlikten soğutmanın suç oluşturduğuna inanmıyorum. böyle bir suçun varlığını kabul etmiyorum. Savcı zayıf olan iddianamesini belki böyle afilli sözler söylersem dolu gibi gözükür diye düşünerek kışkırtmak sözünü kullanmış olacak, vicdani ret litaretürüne yakından uzaktan hakim olmadığı anlaşılıyor. Vicdani ret öyle uzaktan kumanda ile dikte edilecek bir şey değil, çünkü vicdani rettini veren kişi direkt bu konuda ki ceza yasaları ile asker ile .polis ile karşı karşıya kalır. Devrimciyim, Sosyalistim , liberalim dediğinizde ceza yasaları ya da kolluk kuvvetleri ile karşı karşıya gelmezsiniz, ama vicdani rettinizi açıkladıktan sonra bunlar ile direkt karşı karşıya gelirsiniz. Yani gönüllü, bilerek, isteyerek yapılmazsa yapılmaz vicdani ret, öyle kışkırtma ile ,zorla olmaz anlayacağınız.
Sayın hâkim PKK’ye üye olmaya gelince herhalde bu üyelikler bakkaldan dağıtılıyor olmalı ki savcılık bir koşu bize üyelik payesi vermek istiyor. Bir insanı örgüt üyeliği ile suçlamak bu kadar kolay mı? AB , Avrupa Konseyi, AİHM gibi kurumlar Terörle mücadele kanununu eleştire eleştire bir hal oldular. Avrupa Birliğine girmemiz ile ilgili ne zaman bir bahis açılsa ilk Türkiye’nin önüne getirilen yasa ya da kanun bu değil mi? Revize edilmesi gerekmiyor mu? Savcı ne diyor, herhangi direkt üyelik dahi olmasa, aynı istikamette paylaşımlar yapıldı mı üyedir iddiasında bulunuyor. Yargıtay’ın da bir kararını buna örnek gösteriyor. Allah aşkına mahkeme bu durumu nasıl ayrıştıracak, dil meselesine HDP’de duyarlı, PKK’de şimdi Kürtçe dili ile ilgili bir paylaşım yaparsam bunu savcılık nereye yazacak, nasıl yorumlayacak çok merak ediyorum. Bu dediğimi Kürt sorunu ile ilgili her alana uygulayın. böyle şey olabilir mi, bu şekilde propagandadan, ya da üyelik suçlaması ile dava açılılabilir mi? Bir de ülkemizi , coğrafyamızı düşünün Kürt sorununa devletin, bürokrasinin hatta yargının dahi bakış açısı belli. Böyle bir yerde subjektif değerlendirmelerin önünü açacak şeyler yaparsanız dışarıda insan kalmaz.
Şimdi sayın hakim bir kere daha toparlamam gerekirse genelinde binlerce yıldır başka devletlerin sömürüsüne maruz kalan, son yüzyıllarda da Osmanlı dahil Cumhuriyet dönemine hatta günümüze kadar her türlü haksızlığa maruz kalan Kürt halkının yanında olmak için PKK’li olmama gerek yok, sadece insan olmak ve insan kalabilmek yeterlidir diye düüşünüyorum. Savcının benim hakkımdaki PKK’li olma iddiasına gelince, aslında savcının bu durumu ispatlaması lazım fakat savcının maddi olandan çok uzak olan bu iddianamesi yüzünden kendimizin PKK’li olmadığımızı ispatlamak gibi bir duruma sokuluyoruz bu durumu belirtmem gerekiyor. Örgüt üyeliğinden yargılanmamızın tek ve biricik nedeni, devlet iktidarın ihtiyaçları yüzünden Kürt halkına savaş başlattığında bizlerin Kürt halkı ile dayanışmayı sürdürmesi ve yapılan bu haksızlığı kabul etmeyişimizdir. Roboski ’de devletin açıkça yaptığı katliama rıza göstermeyip ne uğruna olursa olsun acılı Roboski aileleri ile birlikte mücadele sürdürmeye devam etmemizden dolayıdır. Hatta bu uğurda Pontos Rum halkı kimliğime de acımasızca yönelim oldu. Biz böyle olacağını bilmiyor muyduk, bilmiyoruz dersek yalan olur. Biz bu coğrafya da devlet aygıtı nedir iyi biliyoruz, yönelimine maruz kalmayan yok gibidir. Savaş dönemlerinde ise bu aygıt yönelimi en üst seviyeye çıkaracağını hem yakın geçmiş deneyimlerimizden biliyoruz, hemde bizzat kendi deneyimlerimizin ışığında biliyorduk ve bile bile lades dedik. Tersini yapanlar da oldu, korkularına teslim olup arkalarına bakmadan kaçanlarda oldu, onları ayıplamıyoruz çünkü devlet bu korkuyu yaymak için tarihin görülmedik yönelimini gerçekleştirdi. PKK ile mücadele adı altında bunu yaptı, biz hiç mi korkmadık elbette insan olan bu kadar büyük yönelim karşısında korkacaktır fakat insanlığın bize yüklediği sorumluluk o korkuyu aşmamızı sağladı. Roboski köyünden yargı marifeti ile sökülüp alınıncaya kadar da elimizden geleni yaptık. Bundan sonra da elimizden geldiği kadarıyla mazlum Kürt halkı ile dayanışmaya devam edeceğiz.
Sayın Hakim savunmam şimdilik bundan ibarettir, elbette mahkemenin ilerleyen dönemlerindeki gelişmelere göre de ayrıca savunma hakkımı kullanmaya devam edeceğim. Ben bu zamana kadar bir çok mahkemeye çıktım, hepimiz biliyoruz ki anayasa 12 Eylül faşist askeri cuntanın bize yadigarıdır , faşist askeri cuntanın hazırlattığı bu yasaları dahi özgürlükçü bir yaklaşım ile okuma yaptığınızda kısmen iyi şeyler olabilecekken, söz konusu Kürtler ve biz gayri Müslüm halklar olunca böyle okunduğuna nerede ise hiç şahit olmadım. Maalesef kötü zamanlardan geçiyoruz ve böylesi zamanlarda 12 eylül askeri faşist cuntaya rahmet okutacak şeyler ile karşı karşıya kalabiliyoruz. Umarım tüm bunlar varken hala siz Türkiye’yi biraz olsun düşünüp bu 12 eylül kalıntısı yasaları pozitif mana da okumalar yapar ve bizlere olan yönelime dur dersiniz, yargının hükümetin parçası gibi hareket etmesi ve savaştan yana tavır alması yerine yargının barıştan yana pozitif tavır takınması Türkiye’nin de önünü açacaktır.

………/ 09/2018
Yannis Vasilis Yaylalı

‘Bir Pontos’lu Rum olarak Kürt halkına, Roboski halkına verdiğim Enternasyonal dayanışma cezalandırılmak istendi

‘Bir Pontos’lu Rum olarak Kürt halkına, Roboski halkına verdiğim Enternasyonal dayanışma cezalandırılmak istendi’ ‘Bir Pontos’lu Rum olarak Kürt halkına, Roboski halkına verdiğim Enternasyonal dayanışma cezalandırılmak istendi’

Kaynak: Siyasi Haber

2017-07-05 16:53:13

Yannis Vasilis Yaylalı’nın yaşam ve mücadele arkadaşı Meral Geylani, Yannis Vasilis’in cezaevinden gönderdiği mektupları paylaştı.

Yannis Vasilis’ten iki ay önce Şırnak hapishanesinden aldığım bir kısa mektup dışında Elaziğ 2 nolu yüksek güvenlikli hapishaneye sürgün edildikten hemen hemen iki ay sonra bayram öncesi Cuma ve Cumartesi Yannis Vasilis Yaylalı’dan ard arda iki Mektup aldım. İlk önce enson yazdığı dördüncü mektubu elime ulaştı. Doğal olarak hangisinin elime ulaşacağını bilmediğinden mektubunda aktarmak istediği konuları tekrarlamak zorunda kalmış. Araya bayram girdiği için iadeli taahhütlü mektubu ancak bayram sonrası PTT ‘den alabildim.

Vasilis üçüncü ve dördüncü mektubunda yeni adresime dördüncü keredir mektup yazdığını ama ilk iki mektubunun bir kaç sözcük nedeni ile el konulup gönderilmediğini belirtiyor. Bir mektupta Özgürlükçü Demokrasi gazetesi ile ve İnternet gazetesi olan Demokrat haber ile paylaşmak üzere bir yazı yazmış ancak mektubun tümü mektup okuma komisyonu tarafından gazeteye gönderileceği düşünülerek değerlendirilmiş. Yazdığı mektupların “sakıncalı mektup” değerlendirmesi yapılarak el konulmuş. Mektup okuma kurulu “ Mektuplarda gazetede yayınlanmak üzere eleştirel şekilde ifadeler kullanıldığı, ülkenin gündemini taraflı bir şekilde dile getirdiği” kararına vararak mektuplara el koymuşlar. Vasilis ilk mektubu için itirazda bulunmuş ve el konulan ikinci mektubu içinde bir kaç sonra itirazda bulunacağını belirtmiş.

Birinci Mektubunun bir kısmını bana bir kısmını da gazeteler için yazmış. Yannis Vasilis “mektubumda Gazetelere tutuklanmamın nedenlerinin gerçeğini anlatıyordum. Beni tutuklayarak, Bir Pontos’lu Rum olarak Kürt halkına, Roboski halkına verdiğim Enternasyonal dayanışma cezalandırılmak istendi, Kürt halkına yönelimin olduğu dönemde yalnızlaştırılma esastı. Bu yalnızlaştırılma politikalarının nasıl uygulandığını anlattım Barış ve çözüm politikalarının Hükümet’e artı getirisinden çok olumsuz etkileri görülünce nasıl terk edildiğini ve bu süreç ile beraber bizlere nasıl yönelimin başladığını ele almıştım” diye devam ederek şu satırları da ekliyor “ikinci olarak tutsak olduğumuz yeni tip hapishanelerin şartlarının bir komisyon kurularak incelenmesi ve araştırılması için Mecliste grubu olan Muhalif partilere çağrı yapmıştım”

Vasilis 18 Temmuzda görülecek olan dört davasından biri olan” Mustafa Kemal’e alenen saygısızlık” davasının savunması için yazdığı satırlar da gazete için yazıldığı sanılarak ikinci mektuba da el konulmuş. Mektup okuma Komisyonu el koyma kararının nedenlerini şöyle açıklamış ”yüz yıl önce yaşanan soykırım ile yüzleşmek için bir kapı aralayacak” sözü ile ‘mesnetsiz’ gerçeği yansıtmayan iddialarda bulunduğu anlaşılmıştır” Vasilis mektuba, Savunması için yazdığı satırların nasıl ‘Mesnetsiz’ sayıldığını anlamadığını da eklemiş. Aslında “yüz yıl önce yaşanan soykırım ile yüzleşmek için bir kapı aralayacak” cümlesini 18 Temmuzda görülecek olan dört davasından biri olan “Mustafa Kemal’e hakaret “ davasının savunmasının önemini vurgulamak için yazdığını belirtiyor.

18 Temmuzda görülecek olan dört davasından üçü Halkı askerlikten soğutma ve bir davasının “Mustafa Kemal’e alenen saygısızlık etmek” olduğunu belirten Vasilis tutuklu olduğu ve ayrıca ortak dosyamızın davasının ilk duruşmasının 26 Ekim 2017 olduğunu bana hatırlatıyor ( benim elime iddianamenin geçip geçmediğini bilmediği için belirtmiş). Benim iddianame sadece “halkı askerlikten soğutma” onun yanında Vasilis’ in iddianamesi ise şöyle ; halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme , Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit, suçu ve suçluyu övmek, Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama. Ayrıca bu satırları Kurumun (cezaevinin) asayişini ve güvenliğini tehlikeye düşüren , görevlileri hedef gösteren , tehdit ve hakaret içeren ,paniği yöneltecek ,yalan ve yanlış bilgiler gibi nedenleri barındıran mektuplara el konulduğu için ikinci mektubuna da el konulmuş.

Yannis Vasilis son olarak benim için “bizim buradaki durumunuzu merak ediyorsan her şeye rağmen iyiyiz ve iyi olmaya devam edeceğiz. Bu ülkede mücadele vermek kolay değil elbet, her şey ile karşı karşıya kalmayı göze alarak yola çıkmak gerekiyor” sözlerini ekleyerek, kendisini yurt içinde ve yurt dışında destekleyen tüm dostlara selamlarını ve sevgilerini ileterek satırlarına son veriyor.

VASİLİS in DOSTLARA YAZDIĞI MEKTUP onu da paylaşıyorum

Dostlar içeriden hepinize merhaba, 24 Nisan tarihinden itibaren tutuklu olarak hapishanedeyim. Bu süreçte dışarıda kalmak mı, yoksa içeride mı olmak mı zor desem herhalde en zor soru olur diye düşünüyorum. İçerisinin dışarıya, dışarının içeriye eşitlendiği günlerden geçiyoruz diye düşünüyorum. Dostlar tepkilerimizin hükmünün nerede ise yok sayıldığı günlerden geçiyoruz. Görüyorsunuz iki kamu emekçisi dost Gülmen ve Özakça, bu mektubu yazdığım zamanda açlık grevlerinin 111. Günündeydi ve tek dertleri ise haksız yere atıldıklarını düşündükleri işlerine geri dönmekti. Ölüm eşiğine gelmelerine rağmen yeterli tepki gelişmediği için Hükümet işi sulandırandı “aile yardımı kabul etmiyor” diyerek, uzlaşmaya yanaşmadığını Adalet Bakanının ağzından söylemiş oldu. Dostlar, herşeyden önce “hak ve adalet“ istedikleri için, ölüme dönülmez şekilde yaklaşan dostların yaşamlarını kaybetmeden işlerine ve sağlıklarına dönebilmeleri için tepkinizi daha fazla yükseltin. Ne olur bu sese kulak kapatmayın. Bu vesileyle yaşamları uğruna “hak ve adalet” mücadelesi yürüten Gülmen ve Özakça dostları buradan bir kere daha selamlıyorum.

Dostlar içeride olmanın zorluklarından biri ise dışarıda olup bitenlere karşı sadece seyirci kalmak ve bir şey yapamamaktır.

Yıllarca her türlü zorluğa karşın sevgili Meral Geylani ile birlikte Roboski için Adalet mücadelesi yürütüyoruz. Dile kolay tam dört senedir Roboski aileleri ve halkı ile birlikte Roboskî’ye adalet gelsin diye mücadele yürüttük. Şimdi bu yüzden içerideyim. Bir dostun da dediği gibi hak ve adalet istemek yüzünden içeride olmak benim için onurların en büyüğü, zaten bu anlamda yakınmıyorum da bin sefer olsa bu yüzden içeri girsem gıkım çıkmaz . Fakat dertleri kaybettikleri yakınları için Adalet talep eden ailelere yönelimi gazetelerden okuduğumda ve bu duruma karşı bir şey yapamamak en büyük acizliğimdir. Her şeye rağmen yılmadan mücadele yürüten ailelerimizin “hak ve adalet” adına verdikleri mücadeleyi bir kere daha içeriden selamlıyorum. Hep söyledim bir kere daha tekrarlıyorum bir gün mutlaka Roboski annelerini bu acıya düşürenler yargı önünde bu yaptıklarının hesabını verecekler. Ant olsun ki bunun hesabını verecekler. İçeride beni rahatlatan tek duygu , adaletin bir gün tecelli edeceğini düşünmemdir.

Dostlar umarım ters bir şey olmazsa çok uzamadan aranıza döneceğime inanıyorum. Savcıda dahil iddiamemi kabul eden Uludere Sulh Hukuk ceza hakimi de biliyor , dosyanın içindekiler fındık kabuğunu bile dolduran cinsten değil. Fakat uzun süredir Roboski ailelerine verdiğimiz Enternasyonal dayanışma nedeni ile bir süre içeride olmamız istendi. Başka bir coğrafyada, ya da başka bir ülkede olsa, o ülkenin ya da coğrafyanın adalet mücadelesine verdiğimiz katkıdan dolayı onore edilirdik. Mesela Bosna’da Sırp milliyetçiliğine karşı , mesela Filistin’de İsrail devletinin zulmüne karşı adalet mücadelesi yürütse idik dediğim gibi takdir edilirdik. Bu coğrafyada ise barış demokrasi diyenler ,”hak ve adalet” mücadelesi verenler takdir bir yana her zaman hedef olma ile karşı karşıyadır.

Dostlar aynı geminin içerisindeyiz , gemi su almaya başlarsa sonuçlar hepimizi aynı şekilde etkileyecek. Bu coğrafyanın mokus kaderini değiştirebiliriz, bu durumu kabullenmek zorunda değiliz. Hak , hukuk, adalet ,barışı , demokrasi mücadelesi veren dostlar ayrılıklarımızı bir kenara bırakarak , ayrılıklarımızı ortak payda yaparak birlikte mücadele etme yollarını aramalıyız. Birlikte mücadele etmekten başka şansımız yok. Bu yüzden herkes elini taşın altına koyarak sesini daha fazla yükseltmelidir. Dostlar son olarak hepinizi en içten duygularımla selamlıyor, kucak dolusu selamlarımı yolluyorum. Dostça ve dayanışma ile kalın .

Yannis V Yaylalı

Elazığ 2 nolu yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumu – koğuş C 5

© 2016 SiyasiHaber3, Inc.

Mini pogromlar ve münferit linçler -Foti Benlisoy

6-7 Eylül pogromuna dair tüm tanıklıkların ortak noktası, korkudur. Yüz bin insanın seferber olduğu o gecede yaşanan saldırılara, yağma, cinayet, yaralama, tecavüz ve tacizlere dair korku. Hiç de masum sayılamayacak nedenlerle adı “olaylara” çıkarılmış 6-7 Eylül pogromu, Cumhuriyet devrinde yaşanmış en kitlesel ve en büyük kolektif linç eylemlerinden biri olduğundan bunda şaşacak şey yok elbette. Ancak boyut ve kapsamı ne kadar büyük olsa da 6-7 Eylül gecesini bu korku deneyimi açısından biricik kılmak doğru değil.

 
Foti Benlisoy
 
Şehrin Rumca gazetelerinden birinde çalışan babası akşama doğru eve geldiğinde telaş içerisindeymiş. Dora, babasının annesine, onu ve üç kızkardeşini alıp bodruma saklamasını söylediğini hatırlıyor. Babası sonra evlerinin zemin katında yer alan bakkal Anastas’ın dükkanına inmiş ve sahibinin adını yazan tabelayı sökmüş. Sonra eve saldıran olursa belki durdurabilirim diye elinde kezzap şişesi balkona çıkıp beklemeye başlamış. Tabelayı sökmek kâr etmemiş, Anastas’ın bakkaliyesi toplanan kalabalıkça un ufak edilmiş. Dora ve kendinden küçük kardeşleri olan biteni o keşmekeşte tam anlayamamış ama o sırada 12 yaşında olan ablaları Smaragda korkudan tir tir titriyor, sarsılarak ağlıyormuş. Kardeşleri, Smaragda’nın renginin değişip sapsarı kesilmesine bir türlü anlam verememiş. Neticede kızlarıyla bodruma saklanan kadının ve balkonda saldırganları bekleyen adamın korktukları olmamış, saldırganlar onlara ulaşamamış ama o gece Smaragda’nın kalbi korkuya daha fazla dayanamamış ve küçük kız ertesi sabah hayatını kaybetmiş.
 
Küçük Andon’un anneannesi o zamanlar Balat’ta yaşıyormuş. Saldırgan kalabalık sokaklarına gelmeden az evvel yaşlı kadın komşusu Zehra Hanım’a gitmiş. Sonra “olaylar” başlamış. Kalabalık kadının evini yakarken Zehra Hanım bayrak sallıyor, Andon’un anneannesiyse Rum olduğu anlaşılmasın diye alkışlıyormuş. Evinin yıkılışını korku dolu gözlerle ama fark edilmemek için de saldırganların arasına karışıp tezahürat ederek, alkışlayarak izliyormuş.
 
 
6-7 Eylül pogromuna dair tüm tanıklıkların ortak noktası, korkudur. Yüz bin insanın seferber olduğu o gecede yaşanan saldırılara, yağma, cinayet, yaralama, tecavüz ve tacizlere dair korku. Hiç de masum sayılamayacak nedenlerle adı “olaylara” çıkarılmış 6-7 Eylül pogromu, Cumhuriyet devrinde yaşanmış en kitlesel ve en büyük kolektif linç eylemlerinden biri olduğundan bunda şaşacak şey yok elbette. Ancak boyut ve kapsamı ne kadar büyük olsa da 6-7 Eylül gecesini bu korku deneyimi açısından biricik kılmak doğru değil. 6-7 Eylül’ü İstanbul Rum toplumu açısından bir istisna, bir anomali sayan yaklaşım 1955’in o meşum gecesinden önce de sonra da adı sanı anılmayan, hakkında anmalar düzenlenmeyen sayısız mini linç girişiminin yaşandığını, bunların Rumların şehirdeki deneyimleri açısından belirleyici olduğunu es geçer. Bu mikroskobik pogromların kimisi basında yer bulur. Mesela gazetelerden Şişli’de Stavro Markopulo isimli bakkalın “Türk bayrağına ve hükümet erkânına dil uzatmak küstahlığında” bulununca, civarda bulunanların saldırısına uğradığını ve “linç edilme tehlikesi atlatan” Stavro’nun “polis kordonu altında karakola götürüldüğünü” öğreniriz.
 
Ancak küçük 6-7 Eylül’lerin büyük çoğunluğu gazete sütunlarında kendilerine yer bulamayacak denli gündelik, münferit ve sıradandır. Mesela 1970’lerin başında on yaşındaki oğlu arkadaşlarınca “Makaryos’un piçi” denilerek dövülen kadının Yunanistan’a göç etmek durumunda kalması basında yer almaz, bu tür gündelik linçlerin çetelesi tutulmaz. Çoğu insanın böyle “münferit” saldırı ve tacizlerin sonucunda artık dayanamayıp göç etmek durumunda kaldığını bilmeyiz. Rumlar (ve sair gayrimüslimler) bu münferit eylemlerin hiç de münferit olmadığını, böyle her saldırının, hiç değilse potansiyel olarak devlet aklına dayandığını, ondan ilham aldığını, onun “milli” eğitimle, medyayla şunla bunla içselleştirilmiş, popüler kılınmış versiyonlarında moral dayanağını, ideolojik meşrulaştırılmasını bulduğunu çok iyi bilirler. Bu minik ve münferit linç girişimleri hakkında takibat yapıldığında meselenin geçiştirilmesi, hatta mağdurun suçlu muamelesi görmesinin büyük ihtimal olduğunu yaşayarak öğrenmişlerdir. Bu dersi ben de ortaokuldayken, bir gün okul çıkışında kalabalık bir grup üzerimize saldırıp çok sayıda öğrenciyi küfürler ederek dövünce almıştım. Polis saldırı hakkında bir soruşturma başlatmış ve neticede “olayları” başlatanın Türk gençlerini güya “Osmanlı piçi” diyerek tahrik eden bizler, yani saldırıya uğrayanlar olduğu sonucunu çıkarıvermişti. (Kıssadan hisse: Gayrimüslim olunca saldırı ihtimaline karşı okuldan “toplu çıkış” yapmayı üniversiteye girmeden çok evvel öğrenmeniz kuvvetle muhtemeldir.)
 
Bu mini pogromların hesabı sorulmaz, sorulamaz. “Gâvurlar” bu ülkede ölüsünün yasını tutmanın, cinayete kurban giden için adalet istemenin dahi “Türklüğe hakaret” sayılabileceğini bilirler. 1927 yılında Elza Niyego adlı Yahudi genç kadının kendisinden yaşça hayli büyük bir erkeğin, eski bir subayın “aşkına” yanıt vermeyince katledilişi “iyi” bir örnektir. Osman Ratıp adlı şahıs, Elza’yı uzun bir dönem taciz ettikten sonra, Elza’nın nişanlandığını öğrendiğinde genç kadını işinden evine dönerken sokak ortasında bıçaklayarak öldürür. Elza’nın cenazesine 20 bin insan katılır, cenazede “adalet istiyoruz” sloganları atılır. Basın durur mu, hemen durumdan vazife çıkartır ve cenazenin “Türklüğe” bir “hakaret” teşkil ettiği temasıyla bir tezvirat kampanyasına girişir. Öyle ya bir gayrimüslim öldü diye ortalığı velveleye vermeye gerek yoktur. Cenazeye katılan birçok Yahudi gözaltına alınır, dahası Yahudilerin ülke içinde serbest dolaşımına kısıtlar getirilir. Mesaj nettir: “Gâvur gâvurluğunu bilmeli” fazla ses çıkarmamalıdır.
 
 
Rumlar açısından korku adeta kalıcı bir deneyimdir ve 6-7 Eylül 1955 gecesiyle sınırlı değildir. Rumların çoğu, hikmet-i hükümetin gayrimüslim topluluklara karşı işlenmiş büyük suçlara bulaşmış bulunduğu bu ülkede sıradan bir didişmenin, gündelik bir tersleşmenin dahi büyük bir ihtimalle kendilerine (en iyi ihtimalle “kibarca”) bu topraklarda “yabancı” ve en nihayetinde ancak belli sınırlar dahilinde “hoşgörülebilir” insanlar olduklarının hatırlatılmasıyla sona ereceğini tahmin ederler. Bu zaten sıkça deneyimledikleri ve daha küçük yaştan içselleştirdikleri bir haldir. Bırakın 6-7 Eylül gibi bir saldırıyı, 1929 yılının başında Tatavla’da olduğu gibi bir Rum mahallesi topyekûn yansa ilk suçlu görülüp içeriye alınanların mahallenin Rum cemaat yöneticileri olacağı, bununla da kalmayıp basında bir de “-Çifte kavrulmuş nedir? – Tatavla’da yandıktan sonra, tevkif edilen Rum Mütevellileri” gibi fıkraların ya da “Biri diğerine: -Adam arkamızdan boyuna ‘Aman yandım!’ diye söyleniyor. Diğerinin cevabı: -Belki Tatavlalıdır” diye yazan karikatürlerin çıkacağı deneyimle sabittir. Neticede gayrimüslimlerin bizatihi varlığı “Türklüğe hakaret” sayıldığından onlara düşen olabildiğince silikleşmek, adeta görünmez olmaktır.
 
1948 yılında Beyoğlu’nda doğmuş olan Elpiniki bu süreklileşmiş korkuyu şöyle anlatıyor: “Hayatımız çok zordu çünkü Türklere dair hep bu korku vardı. Rahat olamazdık, rahat davranamazdık. Çünkü hiç gitmeyen, içimize kök salmış olan bu korku vardı… Geceleri sokakta pek dolaşamazdık, bize saldırırlar korkusuyla Yunanca konuşamazdık. Beni kaç kere itip kakmışlar, üzerime tükürmüşlerdi…” İşte Rumları doğup büyüdükleri toprakları terke zorlayan esas itibariyle bu gündelikleşmiş, sıradanlaşmış, insanın içine işlemiş korkudur. Türklüğe hakaret davalarının, Vatandaş Türkçe konuş kampanyalarının, gündelik aşağılanmaların yarattığı ve her gün yeniden ürettiği o sürekli tedirginlik hali. İstanbul’un o bahsi çok edilen “kozmopolit” geçmişi şehrin sokaklarına sinmiş korkuyla, o korkuyu doğurup yayan boğucu eşitsizlikle damgalanmıştır. O korkunun ürünü olan kolektif acz nedeniyle, “azlaştırılmış ve azınlıklaştırılmış” bir topluluk olarak Rumlar ve sair gayrimüslimler, ne yapsalar ne etseler yabancı ya da dışarlıklı kalacaklarının bilinciyle mümkün mertebe etliye sütlüye bulaşmaz, alttan alır, fazla görünür ve duyulur olmamaya çalışırlar.
 
***
 
Azınlıklaştırma mekanizması, sömürgecilik karşıtı yazının atalarından Tunuslu Albert Memmi’nin Sömürgecinin Portresi Sömürgeleştirilenin Portresi adlı çalışmasında ortaya koyduğu duruma benzetilebilir. Memmi’ye göre, “Tıpkı burjuvazinin bir proletarya imgesi sunması gibi, sömürgecinin varlığı da sömürgeleştirilenin bir imgesine çağrı yapar ve bunu dayatır. Bu imgeler, sömürgecinin ve burjuvanın varlığının ve davranışlarının şoke edici görünmemesi için bahane haline gelir.” Bunun için sömürgecinin yüce erdemleri (ilerleme, medenileştirme vs.) vurgulanırken sömürgeleştirilenin de bu tâbiyetini, bağımlı konumunu ve ezilmişliğini doğal ve makul kılacak erdemsizlikleri (kadercilik, miskinlik, ilkellik, durağanlık vs.) tekrarlanır. Benzer bir durum azınlıklaştırmada da söz konusudur. Milliyetçilik de azınlık haline getirilen topluluklara dair kendi imgesini imal eder. Azınlığın azlaştırılma ve azınlıklaştırılmasını güya meşru kılan bir anlatı benimsenir. Ermeni ya da Rumların Türklere ihanet ettiği, yabancı güçlerin maşası haline gelerek Türkleri arkadan vurduğu, lobi faaliyetleriyle Türkiye’nin başına her daim çorap ördüğü vs. hep bu mekaniğin ürünü olan ve azlaştırma ve azınlıklaştırma pratiklerini (mülksüzleştirmeyi, “ekalliyet” sayılan topluluğun kültürel ve sosyal hayatını sürdürebilme olanaklarını ortadan kaldıran Türkleştirme politikalarını vs.) meşru, haklı ve doğal kılmaya koşulmuş söylemlerdir.
 
Albert Memmi, bir gaspçı olarak sömürgecinin Neron kompleksinden muzdarip olduğunu yazar. Aynı şey otokton sayılan toplulukları azlaştırıp azınlıklaştıran milliyetçilikler için de geçerlidir. Aslında Roma tahtı Neron’un değil, üvey kardeşi Britannicus’un hakkıdır. Ancak Neron, Britannicus’un itibarını zedeleyen çeşitli hile ve desiselerle Britannicus’un yerini alır. Ancak imparator olmak Neron’a yetmez. Britannicus’un varlığı ona hep bir gaspçı olduğunu hatırlatacaktır. O nedenle Britannicus’u öldürür, nişanlısı Junia’ya tecavüz eder; bir gaspı başka bir gasp, bir adaletsizliği başka bir adaletsizlik izler ve Neron bir tirana dönüşür.
 
İşte milliyetçinin zaferi de Neron gibi onu asla tatmin etmez. Çünkü aslında (kendisinin de çok iyi bildiği gibi) haksız bir el koyma, bir gasp eylemi olan zaferinin (Rumların sürgün edilip yersiz yurtsuzlaştırılmasının) ve bu zaferin kazanılma koşullarının aklanması gerekir. Aklamak için Rum (ya da diğer gayrimüslim toplulukların) geçmiş ya da gelecek “ihanetlerinin” sürekli başlarına kakılması, onların ulusal bünyeye yabancılıklarını vurgulayan Türkleştirme politikalarının konusu haline getirilmeleri gerekir. Ancak “azınlık” ne kadar ayaklar altında çiğnenirse, muzaffer gaspçı milliyetçilik de kendini o kadar suçlu ve tehdit altında sayar. Böylece, kendi ritminden sürekli beslenen, şiddetlenen bu mekanizmanın ivmesi yükselir. Azlaştırılan topluluk iyice eridiğinde, demografik olarak “tehdit” sayılamayacak konuma getirildiğinde dahi milliyetçiliğin beka kaygısı silinip gitmez. Her krizde, her keskin dönemeçte nükseder.
 
***
 
Enzo Traverso’nun hatırlattığı üzere günümüzde, Gulag’ın anısı devriminkini, Yahudi soykırımının anısı büyük antifaşist mücadelelerinkini, köleci barbarlığın anısı sömürge karşıtı mücadelelerin hatırasını silmiştir adeta. Muktedirlerin denetim ve gözetimindeki “yüzleşmelerde” kurbanların-mağdurların anıları yad edilir, onların zafer ve yenilgilerinin anısı değil. Geçmişte kurbanlar kadar sömürü ve tahakküme karşı mücadele edenler de olduğu ve kurbanların çoğunun aslında bu ikinciler olduğu unutturulmaya çalışılır. Böylece geçmiş mücadelelerinin anısı silikleştirilir ve geçmiş, ancak pasif bir biçimde anılacak bir felaketler toplamına indirgenir. “Ölenlerin dövüşerek öldükleri” es geçilir, devletin alicenaplığının eseri olacak bir özürle hatıraları yâd edilebilecek pasif kurbanlar oldukları kafamıza kakılmaya çalışılır.
 
 
6-7 Eylül’den ve Rumların tedricen yok edilmesinden hatırlamamız gereken sadece pasif kurbanlar, Türkleştirme politikalarının mağdurları değildir, olmamalıdır. İstanbul’un belki de ilk sınıf sendikalarını kuran Rum işçi ve sosyalistlerini, Beynelmilel Amele İttihadı’nda örgütlenen ve Türkiye’ye devrimci sendikalist fikirleri taşıyan Rum devrimcilerini, onların umutları ve yenilgilerini unutmaya, onların mücadelelerini es geçmeye hakkımız yok. 6-7 Eylül dehşetinin kurbanları kadar kendince direnmeye çalışanları da hatırlayacak aktif bir belleğe ihtiyacımız var. Burgaz’da yağmacıların motorlarını (kimisi elde silahla) durduran ada halkını, İstanbul’un değişik semtlerinde saldırganların karşısına sopayla, taşla, kezzap şişesiyle, bazen sadece sözleriyle duran Rumları da anmalıyız. Linççi kalabalığın yüzüne “ben de sizin kadar bu toprakların parçasıyım” diye haykıranları, linççi şiddetin karşısında durabilen çocukları da:
 
“Yağmanın gürültüleri yaklaşmaya devam ediyordu. Yovani’nin bakkal dükkânına saldırıyor olmalıydılar… Hemen ardından evimize ilk taş atıldı. Toplanan kalabalık evin önündeki arsaya yığmış olduğum kömürleri pencerelerden içeri fırlatıyordu. Daha sonra kalabalık bir süre için evin önünden uzaklaştı. Yarım saat sonra yeni bir grup evin önüne geldi. Başlarında vapurlarda bilet kesen Biletçi Kemal vardı. Kemal’i eskiden beri tanırdım, baş ağrılarından yakınırdı. Çengelköy’de tek buzdolabı sahibi bendim ve Kemal’e sık sık buz temin ederdim. Aramızdaki hukuka güvenerek onunla konuşmaya karar verdim. Evdeki Türk bayrağını alıp aşağıya indim. Beni görünce şaşırıp gerilediler, suskunluktan istifade edip konuşmaya başladım: ‘Ben, Apostolos Nikolaidis, sizin gibi burada doğup büyüdüm. Sizin gibi askerlik yaptım. Sizler gibi Türkiye vatandaşıyım. Kıbrıs’ta olanlarla hiçbir ilgim yok. Ben de Allah’a inanıyorum. Ailemi ve evimi rahat bırakın, unutmayın ki ben de sizin kadar bu toprakların parçasıyım.’ Sözlerimi kısa süreli bir sessizlik izledi. Birden bir çığlıkla irkildim: ‘Türk bayrağının bu gavurun elinde işi ne?’ Yakınımda olan birkaç kişi üzerime atıldı. Kafama sopalarla vurdular. Yerdeyken oğlumun bağırışını işittim: ‘Kemal Abi! Babamı öldürüyorsunuz!’ Bunun üzerine biletçi Kemal afalladı, diğerlerini durdurdu ve kalabalıkla uzaklaştı. Karım ve oğlum beni içeri aldılar.”
Kaynak:Duvar Gazete

Katliam ve Direnişte Roboski Kronolojisi

KATLİAM VE DİRENİŞİN KRONOLOJİSİ: ROBOSKİ

Hazırlayan: Yannis V Yaylalı &  Meral Geylani

Roboski katliamı kronolojisi

Roboski dosyası AYM kararı

Askeri takipsizlik kararı tam metni

28 Aralık 2011: Saat 21.37 ile 22.24 arasında Türk savaş uçakları sınır boyundaki bir grubu bombaladı. İlk bilgilere göre can kaybı 35 idi. Sonradan 34 kişinin yaşamını yitirdiği anlaşıldı.

ANA AKIM MEDYA TSK AÇIKLAMA YAPINCAYA KADAR ROBOSKİ KATLİAMINI GÖRMEDİ

29 Aralık 2011: Ana akım medyanın TV kanalları ve gazeteleri olayın üzerinden 12 saat geçtikten sonra ve elbette TSK’dan yapılan açıklamanın ardından haberi verebildi.

TSK açıklaması şöyleydi: “Bölgenin teröristler tarafından sıkça kullanılan bir yer olması ve geceleyin hududumuza doğru bir hareketin tespit edilmesi üzerine hava kuvvetleri uçakları ile ateş altına alınması gerektiği değerlendirilmiş ve saat 21.37-22.24 arasında hedef ateş altına alınmıştır.”

Aynı gün AK Parti yetkilisi Hüseyin Çelik, “Uludere bir operasyon kazasıdır” dedi. Çelik’in bir soruya gülerek yanıt vermesi tepki toplamıştı. Çelik, hem gerçekler araştırma sonucu çıkacak diyor, hem de “Bu bir kazadır” diyerek sonradan mahkemelerin alacağı kararları ilan ediyordu.

Başbakan Erdoğan ise şu açıklamayı yaptı: “Bir grubun olması daha önce Gediktepe ve Hantepe baskınlarında silahlar katırlarla taşınmasını hatırlatıyor. O zaman da niye bunlara müdahale edilmemişti denilmişti.”

Yani dönemin başbakanı Erdoğan, bombalanmasından hiç rahatsız değildi, bombalanmasa rahatsız olacaktı.

Roboski-2012

5 Ocak 2012: Uludere Başsavcılığı, Roboski katliamına ilişkin soruşturmada gizlilik kararı aldı.

6 Ocak 2012: Katliamda yakınını kaybeden 6 kişi gözaltına alındı

9 Ocak 2012: Gülyazı Sınır Alay Komutan Vekili Jandarma Albay Hüseyin Onur Güney görevinden alındı. 17 muvazzaf askere de soruşturma açıldı. Bu tasarrufların nedeni “sınır kaçakçılığına göz yumma”ları, yani görevi ihmaldi.

11 Ocak 2012: TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesinde Uludere Alt Komisyonu kuruldu.

16 Ocak 2012: Bombardımandan kurtulan üç kişi, Gülyazı Alay Komutanlığı’nda “pasaport yasasına muhalefet”, “sınırı yasadışı yollarla ihlal” ve “ülkeye sınırdan kaçak mal sokma” suçlarından ifade verdi.

ROBOSKİ AİLELERİ KAN PARASINI RET ETTİ

2 Şubat 2012: Şırnak Valiliği’nin hesabına, ölenlerin ailelerine verilmek üzere 123’er bin lira para yatırıldı. Paranın yatırılacağı açıklaması yapıldığı andan itibaren aileler, parayı istemediklerini, çocuklarının katillerinin yargılanmasını istediklerini açıkladı.

4-6 Şubat 2012: Komisyon üyeleri Roboski’de incelemeler yaptı.

16 Şubat 2012: Komisyon üyeleri, katliam öncesinde çekilen Heron görüntülerini izledi. Yorumları: “Görüntüler çok net. Göz göre göre ölmüşler.”

29 Şubat 2012:Ferhat Encü, “Uludere kaymakamına saldırı” suçlamasıyla gözaltına alındı.

1 Mart 2012: Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, “Uludere’de kasıt yok” dedi. Zamanla bunu söylemeyen AK Partili kalmadı.

10 Mart 2012 Ferhat Encü, okuduğu Çukurova Üniversitesi’nde gözaltına alındı. Suçlama yine kaymakama saldırı.

5 Nisan 2012: Genelkurmay komisyona 7 sayfalık döküman gönderdi. Buna göre her şey kurallara göre olup bitmişti. Zaten, Meclis’e de bilgi veremezlerdi. Malum, devletimizin sırları çoktur. Adaletsizlik hariç.

16 Mayıs 2012: Wall Street Journal (WSJ) Roboski katliamındaki hava bombardımanı öncesinde ABD’nin insansız hava aracı Predatör’den görüntü alındığını yazdı.

18 Mayıs 2012: Genelkurmay, WSJ haberini yalanladı, “Olayda grubun ilk görüntü tespiti Türk Silahlı Kuvvetlerine ait İnsansız Hava Aracı tarafından yapılmıştır” dedi.

Gazete, Erdoğan’ın yalanlaması üzerine haberinin doğru olduğunu vurgulardı. “Kaynağımız, ABD Savunma Bakanlığı” bilgisini verdi.

22 Mayıs 2012: CHP Milletvekili Mahmut Tanal, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Necdet Özel hakkında Ankara’da suç duyurusunda bulundu.

İDRİS NAİM ŞAHİN ROBOSKİ KATLİAMININ EMRİ ANKARA’DAN VERİLDİ DEDİ

23 Mayıs 2012: Dönemin İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, bombardımanın emrini, “Ankara’da Hava Kuvvetleri’nde görüntüleri analiz eden komutanların verdiğini” söyledi. Şahin, şunları eklemeyi de ihmal etmedi:

“Yanlıştan doğru sonuç çıkmaz. Bu vatandaşlarımız kaçakçılık yaparken vurulmuştur. Sağ yakalansalar kaçakçılıktan yargılanacaklardı. Kaçakçılık olayı gölgede kaldı. O bölge KCK’nın kontrolünde olan bir bölgedir. Bölücü terör örgütünün sıktığı kurşun, giydiği giysi ve ayakkabı parayla alınıyor. Bu gençler figüranlardır. Filmin baş aktörleri vardır. BDP bu olayın parçası durumundadır. Kaçakçılık emrini bizzat BDP veriyor. O insanlara kaçak malı veren PKK terör örgütüdür. Kaçakçılığın rantını elde eden KCK terör örgütüdür. Filmin bütününe bakılınca özür dilenecek bir şey yoktur.”

26 Mayıs 2012: AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ‘’Ben sezaryenle doğuma karşı olan bir Başbakanım ve bunların özellikle planlı yapıldığını biliyorum. Bunun, bu ülke nüfusunun artmaması için atılan adımlar olduğunu biliyorum. Kürtajı bir cinayet olarak görüyorum ve bu ifademe karşı çıkan bazı çevrelere, medya mensuplarına da sesleniyorum; yatıyorsunuz, kalkıyorsunuz Uludere diyorsunuz. Her kürtaj bir Uludere’dir diyorum’’ dedi.

Ferhat Encü, bir açıklamaya katılmak üzere geldiği Ankara’da yine gözaltına alındı.

19 Temmuz 2012: Ferhat Encü bu defa Şırnak’ta gözaltına alındı.

5 Ağustos 2012: Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, Wall Street Journal’ın haberini doğruladı, Predatör’lerin de olaydan önce görüntü aldığını ve görüntülerde köylülerin seçildiğini açıkladı. Yani “terörist” yoktu zaten!

16 Ağustos 2012: Ferhat Encü yine gözaltına alındı.

14 Aralık 2012: Başbakan Erdoğan, partisinin vekillerinden BDP ağzıyla konuşmamalarını istedi. BDP’nin Uludere’ye Roboski dediği anımsatılarak, “Oranın adı Uludere. Roboski ne demek?” dedi. Uludere’de yaşamını yitirenlerin ailelerinin hesaplarına 100 bin lira yatırıldığını anımsatan Erdoğan, “Normalde 20 bin lira yatırılırken biz 100 bin lira yatırdık. Geçmişte kaçakçılık var, niye müdahale edilmiyor diye eleştiriliyorduk” diye konuştu.

26 Aralık 2012: Meclis Uludere Alt Komisyon Başkanı AKP Ordu Milletvekili İhsan Şener, 34 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayda Genelkurmay’ın talimat vermiş olabileceğini açıkladı. Şener, olayda “kasıt bulunmadığını” ancak “zincirleme hata” olduğunu dile getirdi. Şener, soruşturma sırasında Genelkurmay’ın olayla ilgili tüm belgeleri komisyonla paylaşmadığını belirtti.

29 Aralık 2012: BDP Eşbaşkanları Demirtaş ve Kışanak’ın, Roboski Katliamı için Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) yaptıkları başvuru işleme alındı. Soykırım, insanlığa karşı suçlar ile savaş suçlarına bakan UCM’den Demirtaş ve Kışanak’a gönderilen yazıda; başvurunun işleme alındığı, çıkacak kararın kendilerine iletileceği belirtildi.

Roboski – 2013

KATLİAMIN 2. YILINA DA CEZALANDIRMALARLA GİRDİK

Katliamdan neden kurtuldun cezası geldi
Biz Roboski katliamının ikinci yılına yeni girdiğimiz günlerde ikinci yıl cezalandırmasıyla ocak ayında karşı karşıya kaldık.Milliyet gazetesinden Namık Durukan katliamın birinci yıl dönümü vesilesi ile sınırda katliamdan sağ kurtulmuş olan Servet Encü ile kamuoyunun dikkatini çekecek şekilde bir röportaj gerçekleştirdi.katliama başından itibaren tecrit uygulayan devlet bunun bir kere daha kırılmasına sessiz kalmadı ve Servet Encü dört köylümüze 2000 bin lira para cezası kesildi.Hani derler ya yıl nasıl başlar ise o sekilde devam eder.Bu söz bizim yaşadığımız katliamı dillendiren herkes için istisnasız böyle gelişti.

KATLİAMIN 2.YILI SALDIRI KADAR DİRENİŞTE YÜKLÜYDÜ..

Perşembe değerlendirmelerini başlattık…

17 Ocak 2013 Roboski aileleri ve halkı katliamın başından itibaren yapılanlara sessiz kalmadı,katliamcı zihniyete ve katliamcılara karşı adalet mücadelesini aralıksız sürdürmeyi basardılar.Yaşadığımız katliamın ikinci yılına girdikten kısa süre sonra daha derli toplu haraket etme kararı alarak her perşembe gittiğimiz mezarlıkta, katliamda gelinen süreçleri değerlendirmek için katliamın 55.haftasından itibaren Perşembe değerlendirmelerini başladı.

ÇÖZÜM SÜRECİ BİZE İNKAR VE SALDIRIDAN BAŞKA BİR ŞEY GETİRMEDİ

Alt komisyon Roboski için katliama devam dedi…

21 Mart 2013 Newroz süreci ile birlikte sayın Abdullah Öcalan çözüm sürecinin başlangıcı başlatan çağrısını İmralı hapishaneden gerçekleştirdi.PKK’de önderliğini takip ederek ateşkes ilan ettiğini Bonn Newroz’unda Murat Karayılan ile açıklıyordu.

Böylesi süreçlerde aslında bir şeylerin biraz daha olumlu gelişmesini doğal olarak bekleriz,fakat AKP ‘nin süreci istismar edeceğinin ilk sinyali olan ve bizim için ise katliamın devamı niteliğinde olan Alt komisyon kararı da aynı günlerde geldi.Karar tamamen AKP yi aklamaya dönük karar alıyor ve her şeyi kazaya ve irtibat kopukluğuna bağlıyordu.Bu kararı köyde ve buldukları her platformda aileler protesto etti.Böyle barış istemediklerini ve oyalama değil, süreçe yayma değil onurlu barış istiyoruz söylemi dillerinde şiar oldu.

 

KATLİAMIN 500.GÜNÜ KATLİAM BÖLGESİNE KARANFİLLERİMİZİ BIRAKTIK

Katliamda sınırları tanımıyanları bizde tanımıyoruz..

11 Mayıs 2013 Takvimler 11 mayısı gösterdiğinde daha önce de denedikleri ve devletin kolluk güçleri tarafından çok sert engellemesiyle karşı karşıya kaldıkları ve hatta bir çok aile ferdinin yaralandığı katliam bölgesine gitmek isteğini aileler gerçekleştirdi.Roboski katliamının 500.gününe gününe sayılı günler kala Roboski anneleri çocuklarının katledildiği yeri görmek ve karanfil bırakmak istiyordu.Yetkililere derdimizi anlatmamıza rağmen katliam bölgesine gidemeyeceğimiz söylendi.Roboski aileleri ve biz bu durumu kabuletmedik bunu kabul etmedik.Aileler ‘çocuklarımız,kardeşlerimiz,babalarımız katledilirken hiçbir sınır tanımamışlardı biz de şimdi onların sınırını tanımıyoruz’ dediler.Tüm yapılanlara karşın roboski aileleri ile askeri aşarak katliam bölgesine gidip karanfillerimizi bıraktık ve anmamızı gerçekleştirip katliam bölgesinden ayrıldık.

GEZİ DİRENİŞİ CEZASI YİNE ROBOSKİYE KESİLDİ.

Çözüm süreci hükümet tarafından baltalanmaya devam ediliyor
Gezi direnişinin belli bir bölümünde Kürt hareketi Gezi direnişi hükümete karşı geliştirilmiş meşru bir harekettir ve bu direnişe destek verilmelidr denildiğinde,hareketin cezalandırılması için o dönemde üç şey gerçekleştirildi. 1)Roboski yaylasında provokasyon için asker tarafından gerilla taciz edildi. Bu tacizi Roboski halkı boşa cıkardı.2) 500. Gün ile ilgili 110 kişiye 3000 lira ceza kesildi ve mahkemeler açıldı.Bu mahkemeler hala devam ediyor3)

11 haziran 2013 Roboski katliam dosyası sivil yargıdan alınarak askeri yargıya taşındı.

1 EYLÜL DÜNYA BARIŞ GÜNÜNDE İMZA KAMPANYASI BAŞLATTIK

Barış aktivistleri Meral Geylani& Yannis Vasilis Yaylalı olarak biz tüm gördüklerimiz karşısında sessizce oturamazdık.

1 Eylül 2013 dünya barış gününde ‘’Roboski’de askeri yargı istemiyoruz’’ imza kampanyasının startını verdik.Cumhurbaşkanına gönderilmek üzere başlattığımız kampanyanın üç temel isteği bulunuyordu.1)Katliam dosyasının askeri yargıdan alınması ve sivil yargıya iadesi 2) sivil yargıda adil bir yargılamanın olabilmesi için yasal düzenlemeler yapılması 3)Roboski halkına hükümetin çeştli mekanizmalarıyla gerçekleştirdiği saldırıların önlenmesi idi.

HÜKÜMET İLE YAPILAN TÜM GÖRÜŞMELER HÜKÜMETİN İSTİSMARINA DÖNÜŞTÜ

En son hükümetin Sayın Öcalan’ın çağrısı ile oluşturduğu mecliste çözüm komisyonu daha önceki hükümetin tüm oluşturduğu komisyon ve görüşmelerin özeti niteliğinde idi.Tüm önceki görüşmeler gibi yine AKP çogunluğunu olduğu bir komisyon,bir ker daha bizi dinledi. Bir kere daha her şeyin manupule aracı olarak kullanıldıgını gördük.

Hazırlanan raporda Roboski ya da barış üzerine, çözüm üzerine bir tane bir şey olmadığını bir kere daha gördük.Hele insan hakları başkanının 93 yılında Şırnak’ta gerçekleşen iki katliamı örnek olarak göstererek yaptığı konuşma televizyonda yayınlandı ki orada şunu gördük ki AKP bizim ile yaptığı tüm görüşmeleri katliamı manupule için yaptığını açıkca ortaya koyuyordu. AKP aileler ile görüşüyor o zaman katliamı AKP gerçekleştirmemiştir demiştir.

ROBOSKİ HALKI KENDİ ACISI İÇERİSİNDE KAYBOLMADI

Tüm coğrafyanın acılarını kendi acıları gibi gördüler.
Sündüs katliamında yakınlarını kaybeden aileleri her fırsatta ziyaret edildi. Ellerinden geldikçe Sündüs yaylası katliamını yapanları deşifre etttiler. Lice,Gezi katliamı mağdurlarıyla biraraya gelindi. Birlikte katliamcılara hesap soracağımızı haykırırıldı.Gever de katliam edilen canlarımızın aileleriyle bir araya gelindi acıları paylaşıldı.Birlikte mücadele edilmesi gerekliliği her seferinde aileler tarafından vurgulandı.Aileler hep şu bilinci taşıdılar. Katliamlar ancak kendi acıları içerisine gömülmediklerinde ve bu zamana kadar ki katliam mağdurları ile biraraya gelip, ortak mücadele ile katliamcılardan hesap sorulabilrdi.Ellerinden geldiğince bunu yapmak için mücadele ettiler

ROBOSKİ İÇİN ADALET YERYÜZÜ İÇİN BARIŞ DERNEĞİ İLE ROBOSKİ AİLELERİ DAHA GÜÇLÜ ADIM ATACAK

28.12.2013 Katliamın 2.yıldönümünde bir kere daha verdikleri mücadele ile katliamı boşa çıkardılar.Katliamcılara karşı cevap olarak 55.haftalarında örgütlü duruşlarını yükselterek Perşembe değerlendirmeleri ile cevap verdiler.Roboski halkı ve aileleri ROBOSKİ-DER ile katliamcılara karşı ilk mücadele örgütlerine de kavuşmuş oldu. Roboski-der sadece son yaşanan katliama karşı değil yaşadığımız tüm coğrafyanın bütüncül sorunlarına cevap olacak şekilde oluştururulan halkın öz örgütü oldu. Roboski-der ile sadece katliama karşı degil,köylere geri dönüş için de mücadele edecek,mayınlara karşı da ayrıca mücadele verecek,Kürdistan’ın büyük sorunu haline gelen Ekoloji üzerine de ekolojik mücadele edecek ,ne doğayı ne insanı ön planına alacak,her ikisini birbirinden koparmaz.

Cins ayrımına karşı amansız mücadele verecek.Tüm evrensel bildirgeleri kabul ederek,katliamcıların tutumuna karşın barışcıl mücadele tarzını benimser ve bu tarzı ile 28.12.2014 tarihinde devletin yapmaya çalıştığı katliamı boşa çıkaracak.Derneğin ayrıca şu mesajı ’Tüm katliamlara maruz kalmış olan topluluklara birlik çağrısı yapıp,katliamcı zihniyete karşı birlikte hareket etmeyi öneriyoruz.Bu zamana kadar amasız fakatsız yanlarında katliamcılara karşı mücadele veren tüm dostlarımıza ayrıca teşekkür ediyoruz.Birlikte son katliam olan Roboski şahsında tüm katliamları boşa çıkaracağız’ her şeyi özetliyor.

Roboski-2014

ASKERİ YARGI KOVUŞTURMAYA GEREK YOK DEDİ.

07 Ocak 2014- 11 Haziran 2013 Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, “taksirle ölme sebebiyet vermekten dolayı” Roboski katliamıyla ilgili soruşturma dosyası hakkında görevsizlik kararı verip dosyayı Genelkurmay Askeri Savcılığı’na gönderdi.Askeri yargıya gönderilen Roboski katliam dosyası dosyanın iade edilmesinden altı ay sonra 07 Ocak 2014 günün karara bağladı. Askeri yargı verdiği kararda kovuşturmaya yer olmadığını ifade etti

ROBOSKİ’DE 19 OCAK SALDIRISI VE GÖZALTILAR

15 Ocak 2014 günü sürekli söz verildiği halde vazgeçmedikleri güvenlik yolu ve kalekol çalışmalarını denetlemek için valinin sınıra geleceğini haber alan Roboski ve Gülyazi köylüleri valiyi protesto etmek için sınıra gitmek istediler , asker köylülerin önünü keserek saldırıya geçti. Yoğun gaz ve gerçek mermi kullandılar.Bu saldırılarda Serhan Çiya Encü başına aldığı mermi 8 le ağır yaralandı.O gün ki çatışmaları bahane eden asker, ocak ayının 19’unun sabah saat 05.00 de Gülyazi ve Roboski köyüne baskın yaparak Roboski katliamindan sağ kurtulan Servet Encü de dahil 9 kişi göz altına alındı . O gün ki protesto yürüyüşünde olmayan fakat Roboski için hak ve adalet mücadelesinde en ön saflarda yerini almış köylülerin gözaltına alınması oldukça dikkat çekiciydi.

SOMA’DA ACILARA ORTAK OLUNDU.

25 Mayis 2014- Robokili aileler 301 kişinin yaşamını yitirdiği maden faciasında yaşamı yitirenlerin aileleriyle dayanışmak ve başsağlığı ziyaretinde bulunmak için 25 mayıs 2014 tasrihinde Soma’ya gitti.Roboskili aileler yaşamın yitirenlerin mezarlarını ziyaret etti. Roboskili aileler daha sonra Elmadere köyüne geçerek yaşamını yitirenlere başsağlığı diledi. Roboski’de yapılan katliamı ve mücadeleyi izole etmek isteyenlere karşın, biz yaşadığımız coğrafya da ki tüm acıların azalması için elimizden nasıl bir katkı geliyorsa yapmaya çalışıyoruz.diyerek güzel bir mesaj vermiş oldu.

Katliam dosyasında Roboski aileler için asker tüm yolları kapadı.

20 Haziran 2014 –Roboski katliamı soruşturmasında askeri savcılık  7 Ocak 2014’te takipsizlik kararı vermişti .Roboski katliamına ilişkin Genelkurmay Askeri Savcılığı’nın verdiği takipsizlik kararına ailelerimizin avukatları aracılığı ile yaptığı itiraz 20 haziran 2014 tarihinde reddedildi.

SÖZDE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜYMÜŞ…

8 Temmuz 2014 Genelkurmay Başkanı Özel’in yaptığı bir basın açıklamasında “ölenlerin arasında PKK terör örgütü mensupları olduğunu” belirttiği ileri sürülerek, olayda ölenlerin yakınları olan 34 kişi tarafından Özel hakkında suç duyurusunda bulunulmuştu. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı,8 temmuz 2014 tarihinde Genelkurmay Başkanı Necdet Özel ile ilgili Roboski katliamı soruşturmasında “kovuşturmaya yer olmadığına” karar verdi.

YÜZLERCE AVUKAT DOSYAMIZI AYM’YE TAŞIDI

18 temmuz 2014 Roboski ailelerinin-halkının ve dostlarının kesintisiz mücadele vermesi,Roboski dosyasının da yoğun şekilde sahiplenilmesini getirdi.Genelkurmay Askeri Savcılığı’nın Roboski katliamıyla ilgili takipsizlik kararına itirazın reddedilmesi üzerine yüzlerce avukat 18 temmuz 2014 günü Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuru yaptı.Başvurucular Anayasa Mahkemesi’nden Anayasanın “Kişinin Dokunulmazlığı, Maddî ve Manevi Varlığı” başlıklı 17. maddesinin üç fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesini talep etti.Ayrıca en üst düzey yetkililerin başvuruculardan resmi özür dilemesi, takipsizlik ve takipsizliğe itirazın reddi kararının kaldırılması, öldürme olayı nedeniyle sorumluluğu doğabilecek Bakanlar Kurulu’nun, tüm askeri ve mülki yetkililerin yargılanmasının sağlanması için dosyanın ilgili mahkemeye gönderilmesi talep edildi.
AYM’nin incelemesini duruşmalı yapılmasına karar verilmesi de istendi.

ASKERİN YOĞUN SALDIRISINI MAHKEME ELEŞTİRDİ.

07 ağustos 2014 günü katliam bölgesine yaptığımız birinci karanfil yürüyüşümüze mahkemeden beraat geldi.

Uludere Sulh Ceza Mahkemesi, Roboski Katliamı için düzenlenen, 500. Karanfil Yürüyüşü’yle ilgili açılan davada kararını verdi. Yürüyüşe yönelik açılan davada, eylem yapan halkın ‘yasak bölgeye’ girdiği yönünde suçlama yapılmış, yürüyüş özgürlüğü hakkı gasp edilmişti. Mahkeme hakimi ise ilk olarak nitelenebilecek bir karara imza attı. Hakim, gösteri yürüyüşüyle ilgili olarak AİHM ve AİHS’nin ‘ifade özgürlüğü’ ile ilgili maddelerini hatırlatarak, özgürlüklere dikkat çekti”Sanıklar üzerinde büyük bir etki yaratmış olan vahim nitelikte olayın anılmasını sadece askeri yasak bölge olduğundan bahisle sınırlandırılması, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının özüne müdahale edici olacaktır… Kolluk kuvvetleri, gösteri yürüyüşünü sınırlandırmak amacı ile değil, aksine vatandaşların güvenliklerini almak için görevlendirilmelidir.”

ROBOSKİ KATLİAMININ 1000. GÜNÜ YİNE AİLELER VE BİZ SINIRA YÜRÜDÜK.

Roboski katliamının 200.günü sivil toplum örgütleri ve Roboski aileleri ve halkı olarak yakınlarımızı kaybettikleri katliam bölgesine gitmek istedi.Devletin kolluk güçlerinin yoğun bir saldırısına maruz kaldık.Yürüyüşümüzü tamamlayamadan sonlandıtmak zorunda kalındı.Roboski ailelerinin yakınlarını katledildiği yeri özgürleştirmekte kararlı idi. Uludere Sulh ceza hakiminin bir ilke imza attığını ve yasaları ilk defa daha özgürlükçü kullanıldığını gördük.Bu karar bizi daha cesaretlendirdi.Katliamın 500. Günü geldiğinde Roboskili annelerin yoğun isteği ile bir kere daha anma yapmak için yollara düştük.Bu sefer biz barış aktivistleri deaileler ile birlikteydik. Oldukça kararlıydık,askerin çok yoğun saldırısına rağmen katliam bölgesine ulaştık ve anmamızı gerçekleştirdik. Bu yürüyüşümüze idari para cezası ve mahkeme açıldı.Birinci karanfil yürüyüşümüzü cezalandırmak istemelerine rağmen kararlıydık. Ne yaparlarsa yapsınlar yakınlarımızın katledildiği bölge bundan sonra savaşa hizmet etmeyecekti.

Bu şiar ile Katliamın 1000.günü 23 eylül 2014 günü bir kere daha Katliam bölgesine karanfil bırakıp anma yapmak için yollara düştük.Bu defa asker bizim ile görüşmek için bile beklemedi.Bizleri uyarısız sekilde gaz yağmuruna tuttu.Bu yoğun saldırıda bayılanlar ve yaralanlar da oldu.Tüm bu saldırılara rağmen söz verdiğimiz gibi katliam bölgesine doğru ayrı ayrı gruplar seklinde dağılarak yola çıktık.Asker’in bir süre sonra geri çekileceğini düşünüyorduk. Asker bize öyle bir saldırdı ki oradaki bir çok ağaçlık bölge yandı. Üzerimize gerçek kurşunlar ile saldırdılar. Ona rağmen tekrar katliam bölgesine ulaşarak anmamızı gerçekleştirdik.Orada katbettiğimiz tüm yakınlarımıza tekrar söz verdik.Bu bölgeyi savaş bölgesi olmaktan çıkaracağız.

ROBOSKİ ANNELERİ KOBANE SINIRINA DAYANIŞMAYA GELDİLER.

‘Katledilen evlatlarımızın davasına sahip çıkan Roboskili kadınlar da barışın anıtsal değerleri olacaktır”(Abdullah Öcalan)

25 kasım 2014 Kadına yönelik şiddete karşı mücadele ve dayanışma gününde Roboski anneleri Kobanê sınırındaydı.Bu sene kadına yönelik şiddete karşı mücadele ve dayanışma günü Kobanê’de savaşan YPJ savaşçılarına adandı. DTK ve DÖKH aktivistleri Bu anlamı ile tüm kadınları Kobanê sınırına davet etti.Roboski anneleri’de bu çağrıya uyarak Kobanê için nöbet tutulan Mehser köyüne geldiler.Daha önce de Silopi’ye gittiler.Devletin katlettiği Denizlerin ve Hüseyinlerin acısını paylaştılar.Sündüz yaylasında yakınlarını devletin katlettiği aileleri ziyaret ettiler.Geverli aileler ile buluştular.Gezi,Soma,Dersim ve kalem almaz tüm acıları kendi acıları bildiler.Kendi acıları içerisinde kaybolmayı Kabul etmediler.

Roboski anneleri ile ilgili aslında ayrı bir yazı konusu olabilecek bir inceleme gerekiyor. Başından itibaren Roboski mücadelesinin en etkili aktörleri oldular.Kadınların bu tür katliamlara karşı mücadele de hep ön planda görüyorduk.Roboski katliamı sonrası el yordamı ile mücadeleye başlayan aileler önce kadınların çokda ön plana çıkmasını istemediler.Belki innaçları yada örfleri öyle söylüror ya da öyle görmüşlerdi.Roboski anneleri bunu Kabul etmediler.Kaybettikleri yakınlarının acıları o kadar büyüktü ki kendilerinin ev içine hapseden tüm o yaklaşımları acıları için verdikleri mücadelede yaktılar.tarihe örnek olabilecek bir mücadele yürüttüler.Erkekler ise onları takip etmenin onurunu yaşadılar

HÜKÜMET BİR ÇAVUŞUNU BİLE BEDEL OLARAK ROBOSKİ AİLELERİNE VERMEDİ

Kürdistan’da olan katliamlar üzerine Sayın Abdullah Öcalan Roboski katliamının ikinci yıldönümü vesilesi ile gönderdiği mesaj da çok güzel özetleniyor. “Tarih göstermiştir ki Kürt halkı ulusal demokratik kimlik bilincine dönük bir uyanış yaşadığı her dönemde acımasız saldırı ve katliamların hedefi durumuna gelmiştir. Roboski’de çağın en vahşi ve acımasız savaş aygıtları eliyle gerçekleştirilmiştir.’ . Tarihin en geri köhnemiş iktidarı ve buna tam tezat oluşturacak evrensel değerleri bugün en güzel ifade eden Kürt ulusal hareketi karşı karşıyadır.Elbette marjianal olmaktan öte halkları ve inançları etkisi altına almış ve köhnemiş değerleri temsil eden gücü tehdit eder durumdadır.Öcalan’ın ifade ettiği gibi de halklar üzerinde silkinme ve tekci ve inkarcı sisteme karşı bir uyanış söz konusu,bu durumu köhnemiş halklara vereceği bir şey kalmamış olan bu system izin veremezdi.Bir kere daha maraş tekrarlanmalı ve halklara-farklı inançlara ayar verilmeliydi.Roboski katliamı tam tamına bu yüzden gerçekleşti.

Roboski katliamının 3.yıl dönümüne sayılı günler kala katliam faillerini koruma altına almak için TSK personelinin yargılanmasını Başbakan’ın iznine bağladı.Hükümet bu anlamı ile kendinden önceki hükümetler gibi katliamları toplumsal uyanışların önünü kesecek bir mekanizma olarak devralıp geçmişte olduğu gibi tek bir çavuşlarını bile katliamı yaşayan ailelere çok gördü. Belki hükümet bu adımlar ile kendini sağlama aldığını düşünebilir.Fakat iki senedir Roboski aileleri ile birlikte mücadele yürüten aktivistler olarak kendi deneyimlerimizden çıkardığımız gözlemler ile şunu açıkca ifade edebiliriz ki mutlaka savaş suçu işlemiş olan hükümetin tüm üyeleri ve askerler uluslararası savaş suçları mahkemesinde yargılanıncaya kadar aileler mücadelelerini sürdüreceklerdir.biz barış aktivistleri olarak sonuna kadar ailelerin yanında katliamcılara karşı ortak mücadele etmeye devam edeceğiz.

PEKİ YAPILAN KATLİAM YA DA HALKLARIN İLERLEMESİNİ DURDURMAK İÇİN YAPILAN BU KONTRA ÇABA SİSTEM ADINA NE SONUÇ VERDİ

Iki seneyi aşkın bir zaman Kürdistan’da yaşayan barış aktivistleri olarak şunu çok açık ifade edebiliriz ki Sayın Abdullah Öcalan’ın Suriye’den ulualararası komplo ile çıkartılma sürecinden Roboski’ye ve Şengal katliamından Kobane’ye tüm bu çabalar tersine dönmüş ve Belki de Halkların ve inanöların yüzyılı olabilecek bir sürecin iöerisine hızlı girmemizi sağlayan sadece bir iti olmuş durumdadır.Bu anlamı ile elbette katliamlar tümü ile boşa çıkarılmamış hala buna karşı mücadele verilmektedir.Fakat bize bir arada yaşayacak bir safağın görüntüsü bu komplolara karşı mücadele yürütürken ortaya çıkmıştır.Belki tüm bu sonuçları hesaplamış olsalar idi.AKP hükümeti Sayın Öcalan’dan başlayan Roboski ve oradan Kobane’ye uzanan böylesi bir ulusalararası saldırın parçası olmayı olmayı istemeyebilirdi .

Bu anlamı yani sonuçları itibarı ile değerlendirildiğinde Roboski dahil AKP hükümetinin Soykırım denemesi boşa çıkarılmış, ve boşa çıkarılmaya devam etmektedir.Biz de bu tarihin yazılma sürecinde doğru tarafta olmanın mutluluğu ile mücadelemizi sürdürüyoruz

Roboski-2015

ADALET BAKANI SAVUNMASINDA ANAYASA MAHKEMESİNE ‘KAÇINILMAZ HATA’ DEDİ

23 Ocak 2015 Adalet Bakanlığı: Roboski “Kaçınılmaz Hata”Adalet Bakanlığı, Roboski katliamıyla ilgili Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvuru kapsamında görüşlerini sundu. Görüşte, “Bakanlığımız olayın meydana gelmesinde etkili olan ‘kaçınılmaz hata’nın tespitinin yapıldığını belirtmek ister” ifadesi yer aldı.

ALBAY EKER KAÇAKCI OLDUKLARINI SÖYLEDİ YİNE DE BOMBALADILAR , TAKİPSİZİLK KARARINDA VE SAVUNMADA SÖYLEDİLERİ YER ALMADI

16 ŞUBAT 2015 Milliyet gazetesi yazarı Kemal Göktaş’ın habercilik başarısı ile ortaya çıkardığı Albay Albay Eker’in 23 Aralık 2013’de Askeri Savcı Albay Ali Müjdat Eski tarafından alınan ifadesi katliamın nasıl sistematik yapıldığını ortaya koyuyordu. 2. Ordu Komutanlığı İstihbarat Dairesi Başkanı Albay Aygün Eker’in verdiği ifadede Roboski’de sınırı geçen grubun kaçakçı olduğunu üstlerine bildirdiklerini ama dikkate almadığını söylediği ortaya çıktı. Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığı’nın Uludere’ye ilişkin takipsizlik kararında olayın “kaçınılmaz bir hata” olduğu savunulmuştu. Eker’in gruptakilerin kaçakçı olabileceğine ilişkin değerlendirmesine takipsizlik kararında yer verilmemesi ise dikkat çekti. Mağdur yakınları konuyu AYM’ye taşıdı. AYM’deki bireysel başvurulara ilişkin Adalet Bakanlığı’nın gönderdiği savunmada da Genelkurmay’ın Bakanlığa gönderdiği yazı esas alındı. Bu yazıda da Eker’in değerlendirmeleri yer almadı.

ALBAY EKER’İN İFADESİNE İLİŞKİN GENELKURMAY ‘MEVCUT DELİLLER’ KARARTILMADI DEDİ

18 şubat 2015 Genelkurmay Roboski İfadesini İnkar Etti.Roboski katliamı öncesinde gelenlerin sınır ticareti yapanlar olduğunu ilettiğini söyleyen Albay Eker’ in ifadesiyle ilgili Genelkurmay açıklama yaptı, “mevcut delillerin karartıldığı, sansürlendiği iddiaları gerçeği yansıtmamaktadır” dedi.

ROBOSKİLİ GENÇLERE KATLİAMIN YILDÖNÜMÜN DE TEK TİP ELBİSE GİYDİKLERİ İÇN SORUŞTURMA AÇILDI

O9 mart 2015 Roboskili gençlere Roboski katliamının üçüncü yıldönümünde köye gelenleri karşılamak ve misafirlerin araçlarına yol göstermekte görev alan Roboski Der üyelerine, “kamu görevlisinin görevini yapmaktan” soruşturma açıldı

34 KİŞİNİN ÖLDÜRÜLDÜĞÜ ROBOSKİ’DE KÖYLÜLERİN SINIR TİCARETİN DE KULLANDIKLARI KATIRLARI ÖLDÜRDÜLER

24 mart 2015 TSK’ya ait savaş uçaklarının aralarında çocukların da olduğu 34 kişiyi öldürdüğü Roboski’de bu kez de köylülerin sınır ticaretinde kullandığı katırlar yine askerler tarafından katledildi. HDP Şırnak milletvekili Faysal Sarıyıldız “Roboski olayı halkımızın yüreğinden kapanmayan ve kapanmayacak bir yaradır. Böyle bir yaramız varken hala devlet hayvanlarımızın canına kastediyorsa, bu sineye çekilecek bir durum değil” dedi.

ROBOSKİ’DE ASKERİ HAREKETLİLİK VE YAYLA YASAKLARI PROTESTO EDİLDİ. GÖZALTINA ALINAN ROBOSKİLİ ÇOCUKLAR İŞKENCE GÖRDÜ

28-haziran2015 Roboski’de uzun süredir devam eden Askeri hareketlilik ve yayla yasakları protesto için Roboski köyü girişine barikatlar kurarak askeri geçişi önlemeye çalıştı. Asker bu durumu bahane ederek köylülere çok sert saldırdı. Bu iki günlük protesto eyleminde askeri ve polisin sert saldırı sonucu birisi kafasından olmak üzere bir çok köylü yaralandı.

29 haziran 2015 Roboski’de bir gün önce askerin halka ölçüsüz saldırısının ardından sabah sat 05:00 civarında, herhangi bir eylem yokken asker hiçbir uuarı yapmadan köyün ortasından geçerken sağa sola kontrolsüz ateş açtı. Roboskililerin evlerinin önün de bağlı duran duran katırları vuruldu. Bir çok katır yaralanırken, üç katır da öldü. Etraf da bulunan arabalara kurşun isabet etti. Bu saatte dışarıda insanların bulunmayışı katliamdan dönüldü yorumlarına neden oldu. O gün ayrıca dört çocuk darp edilerek gözaltına alındı. İki gün gözaltında tutulan çocuklara işkence edilmeye devam edildi. HDP Şırnak milletvekili Faysal Sarıyıldız gözaltında işkenceye maruz kalan çocukları meclise taşıdı.
ROBOSKİ’DE PROTESTO EYLEMİNE ÇOK SET SALDIRAN ASKER VİCDANİ RETÇİ İSA ENCÜ’YÜ KARNINDAN VURULDU.

06-temmuz 2015 Roboski’ de uzun zamandır devam eden askeri haraketlilik ve yayla işgalleri devam ettiğinden dolayı 6-7 haziran 2015 günleri nöbet eylemleri ile yayla işgallerini protesto ettiler. Roboski halkı yayla işgalleri ve askeri haraketliliği proteso için 06 temmuz günü Roboski köyü şerit yaylasın da işgalcilere karşı nöbet eylemi başlattı. Nöbet bölgesinde asker köylülere çok sert saldırdı. Bu saldırı da Roboski ailelerin den Vicdani retçi İsa Encu gerçek mermi ile karnından vuruldu. O gün vurulan İsa Encu hala tedavi görüyor.

HDP ŞIRNAK MİLLETVEKİLİ FERHAT ENCU VE GAZETECİLER ASKER TARAFINDAN DARP EDİLDİ.

07 temmuz 2015 günü ise Halk tekrar şerit yaylasına hareket etti. HDP Şırnak milletvekili Ferhat Encu ise halk ile asker arasında ki gerginliği bildiğinden o gün gazeteci heyeti ile bölgeye geçti. Halkın olduğu yere gitmek üzere şerit yaylasına doğru yönelmişlerdi ki haraket eden bir askeri tim arabalarının önünü keserek gerçek mermi ve gazlar ile uyarı yapmadan saldırmaya başladı. HDP Şırnak milletvekili Ferhat Encu ve gazeteciler bu duruma müdahale etmek istedi. Askerler milletvekili Ferhat Encü ve beraberin de ki gazeteci heyetini darp etti.

DİYARBAKIR BAŞSAVCILIĞI VE MİT’İN ROBOSKİ YAZIŞMALARI

20 temmuz 2015 Roboski katliamını soruşturmasını yürüten Diyarbakır Savcılığı’nın MİT’e “gerçekleri savcılıktan sakladınız” suçlaması ve MİT’in cevabını Cumhuriyet’ten Kemal Göktaş ortaya çıkardı. Mit ‘kuvvetle ihtimal diyerek ‘Roboski katliamından önce MİT Genelkurmay’a “PKK’li Bahoz kod adlı Fehman Hüseyin’in eylem arayışında olduğunu, bölgede 21-30 Aralık 2011 tarihileri arasında eylem yapacağına” ilişkin belge gönderdi.
MİT İstihbarat hakkında Diyarbakır Başsavcılığı’nı bilgilendirmedi

AKP HÜKÜMETİ MİT’İN ‘GÜNCELLİĞİNİ YİTİRDİĞİ ‘İÇİN SAVCILIĞA GÖNDERMEDİK DEDİĞİ BELGELER ÜZERİNDEN ROBOSKİ KATLİAMINI SAVUNMUŞTU.

Savcılık ayrıca katliamdan bir hafta önce, yani 21 Aralık 2011 tarihinde, MİT’in Genelkurmay’a OBİPAS üzerinden gönderdiği “PKK sözde Zağros eyaleti sorumlusu Dr. Erdal Bahoz kod adlı Fehman Hüseyin’in Şırnak Uludere Ortasu bölgesinde yer alan Düğün Dağı karşısında Türkiye sınırına yaklaşık 10 km uzaklıkta telsiz çevrimine çıktığı, söz konusu keşif çalışması ve Fehman Hüseyin’in sınır bölgesine yakın bir mıntıkıda bulunması, mezkur alanda bir eylem arayışı olabileceği cihetiyle önemli görülmektedir” yazısına da ulaştı.
Başsavcılık, gerçeğe aykırı bilgi gönderen ve bilgilerin saklanması talimatını veren MİT görevlilerinin kimlik bilgilerini istedi. MİT, 5 Ocak 2012 tarihinde yaptığı açıklamada, paylaştıkları bilgi de bir grubun Türkiye’ye illegal geçiş yapacağına dair bir bilgi kesinlikle yer almamaktadır” demiştir. Ayrıca OBİPAS formları üzerinde ‘Muhtemelen Doğru’ ve ‘Doğruluğu Mümkün’ ifadelerine yer verilerek bilginin kesinlik arz etmediğini söyledi.

Roboski-2016

ANAYASA MAHKEMESİ ROBOSKİ KATLİAMINA DEVAM DEDİ

Roboski dosyası AYM kararı

27  Şubat 2016 Anayasa Mahkemesi (AYM) , Roboski’de Türk savaş uçaklarının bombardımanında hayatını kaybeden 34 kişinin yakınlarının yaptığı bireysel başvuruyu reddetti.

AYM, ret gerekçesinde 53 başvurucudan 3’ünün avukatlarının vekaletnamesinin dosyada yer almadığını belirtti. Yüksek Mahkeme, eksik belgelerin 15 gün içinde tamamlanması için tebligatta bulunduğunu hatırlatarak avukatın belgeleri 2 gün gecikmeli sunduğu için ret kararı verildiğini açıkladı.

AYM, belgeleri 2 gün geç veren avukatın sunduğu sağlık raporunu ise “ağır, ameliyat gerektiren veya ölümcül bir hastalık” olmadığı gerekçesiyle kabul etmedi. Karar 1’e karşı 4 oyla alındı.

Kararın 24 temmuz itibari ile AKP hükümetinin Kürt halkına karşı başlattığı savaşın sıcaklığında verilmesi manidar olarak karşılandı. Roboski dosyası kararının bu surecte verilmesi  hem bir cezalandırma hem de savaş sürecinden yararlanarak gelecek  tepkiyi minimize etme çabası olarak algılandı

ROBOSKİ ANNELERİNE CUMHURBAŞKANI’NA HAKARET SORUŞTURMASI AÇILDI 

18 Nisan 2016 Türkiye’nin bir çok ilinde her ayın 28’inde Roboski için Adalet nöbeti yapılıyor. Şırnak’ta da İnsan hakları derneği öncülüğünde Şırnak valiliği önünde her ayın 28’i Roboski için Adalet nöbeti tutuluyor. Geçtiğimiz 28 kasım 2015 tarihinde Şırnak’ta valilik önünde yine adalet nöbeti gerçekleşmiş ve basın açıklaması sonrasında Roboskili anneler hem Tahir Elçinin katledilmesi , hem de Roboski katliamını gerçekleştirdiklerini düşündükleri kişi ve kesimlere tepkilerini dillendirmişdi . O gün tepkilerini gösteren Roboskili anneler hakkında “Cumhurbaşkanı’na hakaret ve Türk milletini aşağılamak ” iddiasıyla Uludere Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldı.

Roboski Annelerin O gün yaptıkları açıklamalar da Roboski katliamında oğlu Hamza Encü’yü kaybeden Kadriye Encü’ye “Cumhurbaşkanı’na hakaret ettiği” gerekçesi ile , oğlu Vedat Encü’yü kaybeden Mercan Encü ve yine oğlu Yüksel Ürek’i kaybeden Emine Ürek’e de ünlü Türklüğü aşağılama maddesi olarak bilinen TCK 301 (1) maddeden soruşturma başlatıldı.

ROBOSKİ’Yİ ANLATAN BELGESEL ANKARA FİLM  FESTİVALİ’NDEN ÇIKARILDI     

24 Nisan 2016 28 Aralık 2011’de 34 sivilin hayatını kaybettiği Roboski katliamı ve sınırdaki ticareti anlatan belgesel filmi Hatırlıyorum (Bîra Mı’têtın) 27. Ankara Uluslararası Film Festivali programından çıkarıldı.

İKİNCİ ROBOSKİ KATLİAMI

29 Mayıs 2016 Sınır ticareti için Roboski yaylasından Güney Kürdistan’a geçen Roboskî köylüleri saat geri dönüş yolunda 15.no’lu sınır taşının olduğu yerde saat 21.30-21.45 arası  Gülyazı alayı  ve Beyaz tepe’den atılan tank ve top atışları vuruldu.

Askerin bu saldırısında 28.12.2011 tarihinde aynı yerde gerçekleşen Roboski katliamında yaralı olarak kurtulan Davut Encü’nün 18 yaşındaki kardeşi Vedat Encü yaşamını yitirirken , Yılmaz Encü(17) ağır olmak üzere , Süvar Encü (20) İbrahim Encü (18) Özgür Encü (18) Erhan Encü (23) 5 kişi yaralandı. Köylüler kendi imkanları ile sınır bölgesine giderek yaşamını yitiren Vedat Encü ve yaralılara ulaşarak köye getirdiler

Medya bildik haline burunerek ilkinde olduğu gibi ikinci Roboski katliamını da görmezden geldi.

SINIRDA VURULAN YILMAZ ENCU DE YAŞAMINI KAYBETTİ. 

31 Mayıs 2016 İkinci Roboski katliamı olarak bilinen 29 Mayıs 2016 tarihinde sınır ticaretine giden köylülerin geri dönüşleri esnasinda askerlerin top ve tank atışına tutması sonucu Vedat Encü yaşamını yitirmiş, Yılmaz Encü ise ağır yaralanmıştı. Hastahane de iki gün boyunca yaşam savaşı veren Yılmaz Encü’nün önce bir ayağı kesildi, ardından ise 31 Mayıs 2016 günü yaşamını kaybetti.

HDP MİLLETVEKİLI FERHAT ENCU KÖYÜNE ALINMIYOR 

31 Mayıs 2016 iki gündür Şırnak’ın  Kasrik beldesinde valilik emri ile geçişine izin verilmeyen Ferhat Encü kaybettiği yakınları Vedat ve Yılmaz Encü’nün cenazelerine katılamadı.

VEDAT ENCU’NUN ÖGERETMENLERİ YAŞASAYDI YÜZÜNE VERECEKLERİ BAŞARI KUPASINI , GIYABINDA AİLESİNE VERDİLER

2 Haziran 2016 İkinci Roboski katliamında yaşamını yitiren Vedat Encu’nun öğretmenleri yaşasaydı yüzüne karşı verecekleri başarı kupasını , yaşamını kaybetmesinden dolayı taziye için ziyaret etttikleri ailesine verdiler.

FERHAT ENCU’YE ASKER DARBINI SAVCI ‘GÖREVİ GEREĞİ” DEDİ

4 Haziran 2016 Roboski yaylasında gazetecilere ve HDP Milletvekili Ferhat Encü’ye saldıran askerler için yapılan suç duyurusuna savcılık  ‘somut delil yok’ denilerek takipsizlik verdi. Askerin Ferhat Encü’ye ve gazetecilere saldırısını savcılık ise yine  ‘askerin görevi’ olarak gördü .Ferhat Encü’nün aldığı darp raporunu ise bir gün sonra aldı denilerek ‘delil olarak’ kabul edilemeyeceği ifade edildi.

ROBOSKİ KATLİAMI DOSYASI AİHM’E TAŞINDI 

22 Ağustos 2016 Roboski ailelerinin talebi: Etkili soruşturma yapılsın, hükümet özür dilesin.

Roboski’de savaş uçaklarının bombardımanı sonucu yaşamını yitiren 34 yurttaşın yakını olan 281 kişi adına Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) bireysel başvuru yapıldı. Başvurularda Türkiye’nin Roboski’deki bombardıman ve ardından olayı etkin bir şekilde soruşturmaması nedeniyle yaşam hakkını ihlal ettiği görüşü savunuldu. Başvuruda AİHM’in hükümetin “açık ve kamusal bir özür” dilemesi için de karar alması istendi.

Altıparmak’ın da içinde yer aldığı bir ekip hazırladı. Başvurunun avukatları Ali Deniz Ceylan ve Sevgi Kalan Güvercin oldu

Devletin bombardıman ile yaşam hakkını esas açısından ihlal ettiği belirtilen başvuruda, ayrıca etkili bir soruşturma yürütülüp sorumlular yargılanmadığı için de yaşam hakkının usuli yönden ihlal edildiği belirtildi. Başvurularda yaralılara tıbbi yardım götürülmemesinin de “kötü muamele ve işkence yasağının”, katırların öldürülmesi nedeniyle de “mülkiyet hakkının ihlal edildiği” ifade edildi.

Selahattin Demirtaş Barış İçin Yazdı

Kaynak:Artı Gerçek


HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, 1 Eylül Dünya Barış gününe özel hazırlanan ‘Barış Zamanı’ başlıklı broşür için bir yazı kaleme aldı.


HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, 1 Eylül Dünya Barış gününe özel hazırlanan ‘Barış Zamanı’ başlıklı broşür için bir yazı kaleme aldı.

Demirtaş, yazısında “Savaşın ve kanın hiç terk etmediği Ortadoğu bölgesi bugün 3. Dünya Savaşı’na doğru gidişin merkezlerinden birisi konumundadır” değerlendirmesini yaptı.

H. Mesut Çelebioğlu tarafından Marx21 Yayınları’na hazırlanan ‘Barış Zamanı’ başlıklı broşür, 1 Eylül Dünya Barış gününe özel ikinci baskısını yaptı. Broşürün ilk baskısında savunmasından bir bölüm yer alan, Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, bu baskı için yeni bir yazı kaleme aldı.

T24’ün haberine göre ‘Barış Zamanı’ broşüründe, UNESCO ödüllü bilim insanı Ayşe Erzan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) eski yargıcı Rıza Türmen, KHK ile ihraç edilen akademisyen ve Halkların Köprüsü Derneği Başkanı Prof. Dr. Cem Terzi, Kocaeli Üniversitesi’ndeki görevinden KHK ile ihraç edilen Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu’nun da aralarında yer aldığı isimlerin yazılarına yer verildi.

“OTADOĞU’DA BARIŞ BİRLİKTEN GEÇİYOR”

Demirtaş’ın “Emperyalizm, Savaş, Ortadoğu, Kürt Sorunu” başlıklı makaleden bazı kısımlar şöyle:

“Bizim kuşağımız transistörlü radyodan tabletlere uzanan bir değişimi yaşarken bile yeterince hızlı değildi. Gelecek nesillerin hızını tahmin bile edemeyiz artık. Savaşın ve kanın hiç terk etmediği Ortadoğu bölgesi bugün 3. Dünya Savaşı’na doğru gidişin merkezlerinden birisi konumundadır. Mezhep, ulus, din savaşlarıyla parçalanmış bu bölgede emperyalizm kanlı biçimde hüküm sürmeye devam ediyor. Ortadoğu’nun bağımsızlığına ve birleşik bir güç olmasına giden yol, halkların ve inançların demokratik konfederal birliğinden geçiyor.

Ortadoğu’nun kendi iç barışını kurması, halkların ve inançların kardeşleştiği bir gelişme aşamasını yakalaması gereklidir. HDP ve onun arkasındaki toplumsal-siyasal mücadeleler birikimi, halkları ve inançları birbirine kırdıran gerici çerçeveyi yıkarak birleşik Ortadoğu’yu yaratma iddiasındadır. İnsan medeniyetinin ilk atılımlarını gerçekleştiren neolitik devrime sahne olmuş bu topraklar yeniden insanlığın öncülüğüne ancak bu temelde bir demokratik dönüşümle ulaşabilir.” (MA)

Roboski’de tam 4 yılda ne oldu

Roboski Katliamında Cezasızlığın Dört Yılı

Uludere ilçesinin Roboski ve Bujeh köylerinden 28’i aynı aileden 34 kişi savaş uçaklarıyla bombalanarak öldürüldü. Bugün katliamın dördüncü yılı, sorumlular halen ortaya çıkarılmadı, dava açılmadı.

Şırnak’ın Uludere ilçesindeki Ortasu/Roboski ve Gülyazı/Bujeh köylerinden 28’i aynı aileden 34 kişi savaş uçaklarının bombardımanıylaöldürüldü. Yakınları cenazeleri kendi imkanları ile bir araya getirdi, battaniyelere sardı, katırlar üzerinde köylerine taşıdı.

28 Aralık 2011’deki olayın üzerinden dört yıl geçti, dava açılmaması bir yana sorumlular bile tespit edilmedi.

TIKLAYIN – TAHİR ELÇİ, KUŞKONAR’DAN ROBOSKİ’YE MAĞDURLARIN AVUKATI

Yakınlarını kaybedenlerin avukatlığını üstlenen Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi de bir ay önce, 28 Kasım’da öldürüldü.

Genelkurmay Askeri Savcılığı’nın takipsizlik kararı verdiği Roboski katliamı, Anayasa Mahkemesi’nde.

Peki son dört yılda ne oldu, Anayasa Mahkemesine nasıl gelindi?

Ertesi sabah: “Parçalanmış cesetler var”

Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) bağlı savaş uçakları, Ortasu Köyü’nün sınır bölgesini bombardımana tuttu. 28 Aralık 2011’de akşam 23:00 civarında meydana gelen olay, ertesi sabah duyuldu.

bianet’e konuşan Uludere Belediye Başkanı Fehmi Yaman olay yerini anlattı:

“Köylüler Irak’tan malzeme alıp geri geliyorlarmış. Dönerlerken önleri tutulmuş, köye gitmelerine izin vermemişler. Onlar geri dönüş yolundayken uçak bombalamış. Kurtulan bir kişi var. Parçalanmış cesetler var. Bulunmayan parçalar var, cesetlerin çoğu yanmış. Patlama sırasında kaya altında kalan cesetler var. Olay yerindeki cesetler insan gücüyle çıkartılamıyor. Şu an dozerler, kepçeler getiriliyor, kayaları kaldıracaklar.”

Medya Genelkurmay’ı bekledi

Bombardıman öğle saatlerinde Genelkurmay Başkanlığı’nın resmi internet sitesindendoğrulanana dek anaakım medya haberi vermedi.

Sevda Alankuş durumu bianet’e yorumladı: “Sivil otoritenin haber alma özgürlüğünü engellediği bir durumla karşı karşıyayız.”

Başbakan Erdoğan’dan askere teşekkür

Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan olayla ilgili ilk açıklamasında, “Genelkurmay Başkanı ve komuta kademesine bu konudaki hassasiyeti nedeniyle medyaya rağmen teşekkür ediyorum” dedi.

AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik de “Uludere bir operasyon kazasıdır” dedi.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç da üç ay sonraki açıklamasında “Uludere’de kasıt yok” iddiasını sürdürdü.

Asker sınır ticaretinden haberdardı

30 Aralık’ta İnsan Hakları Derneği (İHD) ile İnsan Hakları ve Mazlumlar için Dayanışma Derneği (MAZLUMDER) ortak heyeti köylere ulaştı.

Köylülerin sınır ticareti yaptığından askerlerin haberdar olduğunu açıkladılar:

“Hayatlarını kaybedenler mazot ve gıda maddeleri üzerinden sınır ticaretiyle uğraşıyordu. Sınır ticareti yıllardır Karakolun bilgisi dahilinde yapılıyor. Özellikle son bir ayda karakol sınır ticaretine kolaylık ve müsamaha tanıyordu.”

Bombardımanın gerçekleştiği bölgede inceleme yapan insan hakları örgütlerinin bir hafta yazdığı raporda da olaydan sonra hiçbir resmi kurumun yaralıları ve cenazeleri almak için harekete geçmediği, bu gecikmenin bazı yaralıların kan kaybından veya donarak ölmelerine yol açtığı yer aldı.

Bombardımana değil sınır ticaretine soruşturma

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatıldı.

Şırnak Valisi Vahdettin Özkan, Gülyazı Alay Komutan Vekili Albay Hüseyin Onur Güney’in görevden alınması için İçişleri Bakanlığı’na başvurdu. 8 Ocak 2012’de Albay Güney açığa alındı.

Soruşturma kapsamında, 17 muvazzaf askere ise “sınır ticaretine göz yumdukları” gerekçesiyle görevi ihmalden soruşturma açıldı.

2 Ocak 2012’de Uludere Kaymakamı Yavuz, hayatını kaybedenlerin ailelerine taziye ziyaretinde bulunduğu sırada saldırıya uğradı. Beş gün sonra Yavuz’a saldırdıkları iddiasıyla gözaltına alınan yedi kişiden beşi çıkarıldıkları mahkeme tarafından “Kasten insan öldürmeye teşebbüs” iddiasıyla tutuklandı.

Meclis komisyonu: Göz göre göre ölmüşler

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nda Uludere Alt Komisyonu kuruldu, ilk toplantılarını 12 Ocak’ta yaptılar. 16 Şubat’ta da heron görüntüleriniizlediler.

Görüntülerle ilgili konuşan CHP Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir, “Dehşete düşerek izledik. Çünkü olayın başından sonuna kadar her karesi, bu insanların kaçakçı olduklarını gösteriyor. Yanlarında katırlarla çıplak gözle görünüyor” dedi.

Milli Savunma Bakanlığı komisyona sunduğu raporda, Diyarbakır Özel Yetkili Savcılığın ve Uludere Sulh Ceza Mahkemesi’nce konulan gizlilik kararını gerekçe göstererek sorulara yanıt vermedi.

Meclis Uludere Alt Komisyon Başkanı AKP Ordu Milletvekili İhsan Şener, 34 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayda Genelkurmay’ın talimat vermiş olabileceğini açıkladı.

Alt komisyon raporu bir yıl sonra, 27 Mart 2013’te onaylandı.  Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü’nün Meclis’teki basın toplantısında konuşan Roboskili Mercan Encü, alt komisyonun raporunu kabul etmediklerini söyledi, “Rapor çöpe atılacak bir rapordur. Raporda hiçbir şey yok. Olayı aydınlatmıyor, failler yok” dedi.

BDP Milletvekili Kürkçü de Uludere Alt Komisyonu’nun raporuna koyduğu muhalefet şerhinde, raporun soruları cevapsız bıraktığınıaçıkladı.

Savcılık dosyayı Genelkurmaya gönderdi

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Roboski katliamıyla ilgili soruşturma dosyası hakkında 12 Haziran 2013’te görevsizlik kararı verdi ve dosyayı Genelkurmay Askeri Savcılığı’na gönderdi.

Savcı dosya kapsamında 1,5 yıldır sadece Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve Genelkurmay Başkanlığı başta olmak üzere kurumlara yazı yazarak belge istedi.

İtiraz: İhmal veya taksir değil

Tahir Elçi’nin de aralarında bulunduğu Roboskili ailelerin avukatları, görevsizlik kararına ve dosyanın askeri savcılığa yollanmasına itiraz etti.

İtiraz dilekçesinde, “ihmal veya taksirle değil de, öldürülen sivillerin ‘kasıtlı’ biçimde savaş uçakları tarafından bombalandığı” ifade edildi.

“Ölenlerin, sadece o akşam değil on yıllardır bölgede başka bir geçim kaynakları olmadığı için, sınır ticareti yapan köylüler olduğu herkes tarafından bilinmektedir.”

İHA’yı kullanan Yüzbaşı konuştu

2. İnsansız Hava Aracı (İHA) Filo Komutanlığı’nda “uçucu” olarak görev yapan ve olay günü İHA’yı kontrol eden Yüzbaşı Duran İspir baştan itibaren görüntülerdeki kişilerin “kaçakçı olduğunu değerlendirdiğini” söyledi.

İspir, 27 Kasım 2013’te askeri savcılığa verdiği ifadede, görüntülerdeki kişilerin yol boyunca İHA alçak irtifada uçtuğundan sesini duymuş olmaları gerekirken düzenlerinde bir değişiklik olmadığını belirtti.

“Bu durum klasik terörist harekât tarzıyla uyuşmuyordu. Teröristler İHA sesi duyduklarında ya hareket etmeden beklerler ya da ısılarının algılanmasını engelleyecek yerlere saklanırlar.”

Yaklaşan gruba top atışı yapılmasına da “geçmişteki tecrübelerime binaen güvenilir olmadığı, kötü sonuçlar doğurabileceği” gerekçesiyle karşı çıktığını ve bunu Filo Komutanı Binbaşı Şahin’le de paylaştığını söyleyen İspir, “Nihayetinde bizden grubun lazerle işaretlenmesini istendi. İşaretlemeyi yaptım. Uçaklar taarruzlarını gerçekleştirdiler” dedi.

Ve takipsizlik…

Roboski katliamını soruşturan Genelkurmay Askeri Savcılığı, “kovuşturmaya (davaya) yer yok” kararı verdi.

Kararın gerekçesi şöyle açıklandı:

“TSK personelinin bahsi geçen TBMM ve Bakanlar Kurulu kararları çerçevesinde kanunun emrini icra kapsamında kendilerine verilen görev gereklerini yerine getirdiklerini, görevi yerine getirirken kaçınılmaz hataya düştükleri dolayısıyla eylemleri hakkında kamu davası açılmasını gerektiren sebep bulunmadığı anlaşıldığından…”

Takipsizliğe itiraz reddedildi

Roboskili ailelerin avukatı Tahir Elçi bianet’e yaptığı açıklamada, “böyle bir kararın hukuka aykırı ve kabul edilemez olduğunu” söyledi.

“Böyle bir karar bizim için sürpriz olmaz. Olayda sorumluluğu bulunan kurumun bünyesinde yer alan askeri savcılık tarafından, soruşturmanın objektif tarafsız ve adil yürütülemeyeceğini söylemiştik.”

Mağdurların ailelerinin karara itirazı da reddedildi.

Roboskili aileler 18 Temmuz 2014’te Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yaptı.

Genelkurmay Başkanına da Takipsizlik

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Genelkurmay Başkanı Necdet Özel ile ilgili Roboski katliamı soruşturmasında da “kovuşturmaya yer olmadığına” karar verdi.

Özel hakkında “adli yargılamayı etkileme” ve “soruşturmanın gizliliğini ihlalden” suç duyurusu yapılmıştı.

Katliam Anayasa Mahkemesine taşındı

Yüzlerce avukat 18 Temmuz 2014’te Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuru yaptı.

Başvurucular Anayasa Mahkemesi’nden Anayasanın “Kişinin Dokunulmazlığı, Maddî ve Manevi Varlığı” başlıklı 17. maddesinin üç fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesini talep etti.

Ayrıca en üst düzey yetkililerin başvuruculardan resmi özür dilemesi, takipsizlik ve  takipsizliğe itirazın reddi kararının kaldırılması, öldürme olayı nedeniyle sorumluluğu doğabilecek Bakanlar Kurulu’nun, tüm askeri ve mülki yetkililerin yargılanmasının sağlanması için dosyanın ilgili mahkemeye gönderilmesi talep edildi.

Bakanlık: Roboski “Kaçınılmaz Hata”

Adalet Bakanlığı, Rorobski katliamıyla ilgili Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvuru kapsamında görüşlerini sundu.

Görüşte, “Bakanlığımız olayın meydana gelmesinde etkili olan ‘kaçınılmaz hata’nın tespitinin yapıldığını belirtmek ister” ifadesi yer aldı.

Sadece Ferhat Encü’ye dava açıldı

Roboski katliamında 11 yakınını kaybeden Ferhat Encü’ye, jandarmaya hakaret ettiği gerekçesiyle dört yıla varan hapis istemiyledava açıldı.

Aynı dosyadan altı kez gözaltına alınıp “yanlışlıkla oldu” diyerek bırakılan Encü’nün açtığı tazminat davası da, “hakkınızda soruşturma varmış” denilerek reddedildi. (AS)PicsArt_12-24-08.36.46

Roboski katliamı 4.yıl dönümü anması

Roboski’de 34 can anılıyor: Adalet arayışımızı bırakmayacağız

 
28 Aralık – 14:122015

 Çoğu çocuk 34 yurttaşın katledildiği Roboski’de katliamın 4. yıldönümü dolaysıyla binlerce kişi toplandı. “Katliamlara karşı özyönetim, savaşa karşı barış” şiarıyla ve Tahir Elçi’ye adanan anma etkinliğinde, “Dün Roboski’de bugün Cizre, Silopi, Sur, Nusaybin ve Dargeçit’te katliamlar devam ediyorlar” mesajı verildi. Katliamların katillerinin aynı olduğuna vurgu yapılan anmada, “Devlet katlediyor, failleri ise yargılanmıyor. Ama bizler mücadelemizi de adalet arayışımızı da bırakmayacağız” denildi.

Şırnak’ın Qilaban (Uludere) ilçesine bağlı Roboski köyünde çoğu çocuk 34 yurttaşın 28 Aralık 2011 tarihinde TSK’ye ait savaş uçaklarınca katledilmesinin 4’üncü yıl anma etkinliği, bu yıl Roboski-Der, HDP ile DBP Qilaban ilçe örgütleri öncülüğünde yapıldı. “Katliamlara karşı özyönetim, savaşa karşı barış” şiarıyla düzenlenen 4’üncü yıl anması Diyarbakır’da Dört Ayaklı Minare önünde katledilen Roboski davası avukatı Tahir Elçi’ye adandı.

HDP milletvekilleri Meral Danış Beştaş, Osman Baydemir, Erdal Ataş, Mehmen Ali Aslan ve Alican Önlü ile HDP PM üyesi Yuhanna Aktaş, Şırnak merkez ile ilçeleri DBP belediye başkanlarının yanı sıra binlerce yurttaşın katıldığı etkinlikte, sık sık “Katil AKP hesap verecek”, “Katil Erdoğan hesap verecek”, “34 can yaşıyor Roboski direniyor”, “Katil devlet Kürdistan’dan defolacak”, “Bijî berxedana Cizîrî”, “Bijî berxwedana rêveberiyên cewherî” ve “Şehit namirin” sloganları atıldı. Anma etkinliğinin düzenlendiği Roboski-Der binasına PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın posteri, KCK, PKK, HPG, YPG bayraklarının yanı sıra Roboski’de katledilen 34 kişinin posterleri asıldı.

Failler hala yargılanmadı

Katliamda yaşamını yitirenlerin anısına düzenlenen bir dakikalık saygı duruşunda Kürt ulusal marşı “Ey Reqîb”‘in okunmasının ardından Roboskili aileler adına basın metnini okuyan Narin Ant, faillerin hala yargılanmadığını hatırlatarak, “Katiller yargılanmadığı gibi her gün yeni katliamlar yapılıyor. Sokağa çıkma yasaklarıyla birlikte genç, kadın, çocuklar katlediliyor Kürdistan’da. Annelerin cenazeleri günlerce sokaklarda kalıyor, anne karnındaki bebekler katlediliyor. Sur, Cizîr, Nisêbîn, Kerboran Silopi’de kentlerimiz tank top ve ağır silahlarla kuşatılarak insanlar katlediliyor. Bizler Roboski’den biliyoruz ki Türkiye’de insan hayatı çok ucuz” dedi.

20151228_123201

“Bunları avukat Tahir Elçi’nin katledilmesinden biliyoruz ki Roboski’de kardeşlerimizi, eşlerimizi katledenler her gün farklı yerlerde insanlarımızı katlediyor” diyen Ant, Soma faillerinin serbest bırakılmasını da eleştirerek, “Devlet katlediyor, failleri ise yargılanmıyor. Ama bizler mücadelemizi de adalet arayışımızı da bırakmayacağız” dedi.

‘Devlet annelerden korksun!’

Rososkili anneler adına konuşan Felek Encü ise, faillerin belli olduğunu vurgulayarak, “Bugün hendeklerin arkasında aslanlar gibi direnenleri selamlıyorum. Ben sadece Roboski’de katledilenlerin annesi değil, tüm Kürdistan şehitlerinin annesiyim. Kobanê’den, Suruç’a, Cizîr’den Amed Surlarına kadar direnenleri selamlıyorum” dedi. Konuşmasında, Öcalan üzerindeki tecridi asla kabul etmeyeceklerini de belirten Encü, “Devlet korksun bizden, annelerden korksun. Bizler mücadelemizi asla ve asla bırakmayacağız” ifadelerinde bulundu.

Baydemir: Özgürlük yüzyılı olacak

Daha sonra söz alan HDP Urfa Milletvekili Osman Baydemir, ise şunları söyledi: “Ey Allah’ım yetmedi mi? Bizler katlediliyoruz. Bugün de çocuklarımız, 3 aylık bebeklerimiz katlediliyor. Ama nasıl ki Allah’a inancım varsa Kürt halkının da direnişiyle mücadelesiyle özgürlüğüne kavuşacaktır. 21. yüzyıl Kürt halkının özgürlüğünün yüzyılı olacak, mazlumların özgürlüğünün yüzyılı olacaktır. Ey Allah’ım sen bizlere ihaneti nasip etme. Onu nasip ettiğin gün emanetini bizden al ki halkımıza ihanet etmeyelim.”

‘Gücümüzü direnişimizden alıyoruz’

Roboskili annelerin, 4 yıldır katliamın faillerinin yargılanmasını istediğini söyleyen Baydemir, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü: “Bugün ne desek de yüreğinizdeki acıyı dindiremeyiz. Bugün sizlerin misafiri olmamızın sebebi birazcık da olsa yüreğinizdeki acıya su serpmektir. Başınız dik olsun analarımız, halkımız Rojhilat’tan Rojava’ya, Bakur’dan Başûr’a barbarizme karşı boyun eğmiyor. Eğer Roboski’nin failleri yargılanmış olsaydı, Amed, Ankara ve Suruç katliamları olmazdı. Biz bunları yargılamadığımız sürece mazlum halkların başına daha büyük belalar getirecekler. Bugün Cizîr’de, Silopiya’da, Nisêbîn’de her gün yaşanan Roboskiler yaşanmazdı. Hitlerin akıbeti ne olduysa onların akıbeti o olacak. Ankara iyi bilsin ki onlar güçlerini Hitler’den alıyor. Şunu da iyi bilsinler ki biz de gücümüzü kahraman şehitlerimizden alıyoruz. Tarihimizdeki direnişlerimizden alıyoruz. Kürtlerin sesini tüm dünyaya bu aldığımız güç ile duyuracağız. Bu yüzyılda bizi yok etmek istiyorlar ama Kürt halkı kendilerine sorulmadan aralarına konulan sınırları kaldıracak, kendi sözü ve hakkının sahibi olacak. Ve Kürt halkı hiçbir zaman zulüm ve baskının önünde başını eğmeyecek. Eğer başımızı eğersek nasıl ki bu katliamları başımıza getirdiler, yine bizlere katliamları reva görecekler. Kurtuluş ittifaktan geçiyor. 4 parça Kürdistan’ın ittifakıyla bu katliamlara karşı gelebiliriz.”

PicsArt_12-24-08.36.46

Encü: Boyun eğmeyeceğiz

Sıkıyönetim uygulamalarının olduğu Silopi’de bulunan HDP Şırnak Milletvekili Ferhat Encü’nün mesajını Narin Ant okudu. Encü, mesajında devletin Roboksi katliamyla Kürt halkına boyun eğdirmek istediğini kaydederek, “Ama bizler boyun eğmeyeceğiz. Özyönetim alanlarından, Roboski katliamının devam ettiği yerlerden yaşamını katledenleri bir kez daha anıyor, mücadelelerinin süreceğinin sözünü veriyoruz” dedi.

Beştaş: Katiller aynı

HDP Adana Milletvekili ve HDP Genel Başkan Yardımcısı Meral Danış Beştaş, Roboski katliamının AKP’nin yüzsüzlüğünün ve vahşetinin simgesi haline geldiğini söyledi. Beştaş, “4 yıl önce bu coğrafyada büyük bir vahşete tanıklık ettik. AKP bu vahşeti ailelere para teklif ederek kapatmak istedi. Ancak Roboskililer onurlu bir direniş sergileyerek bu katliamın para meselesi olmadığını bunun bir halkın özgürlük mücadelesi olduğunu gösterdi. Roboski’de her şey apaçık ortadayken hiçbir yargılama olmadı. Davanın üzerini kapatmak için açık olan her şeye rağmen yaptılar. Emir komuta zinciri içerisinde yapılan Roboski katliamına karşı büyük bir yüzsüzlük, hukuksuzluk ile bu katliamı halktan Roboski’den gizlemeye çalışıyorlar. Bunu unutmasınlar. Roboski faillerini yargı önüne çıkarmaktan asla vazgeçmeyeceğiz. Roboski’nin katilleri bugün Cizre’de, Silopi’de, Sur’da, Nusaybin’de Dargeçit’te katliamlarına devam ediyorlar. Katiller aynı. Katliam politikalarını bugün de devam ettiriyorlar” şeklinde konuştu.

Konuşmaların ardında kitle 34 gencin mezarına doğru yürüyüşe geçti.

Kaynak: Diha

Karker Hewal’in yarım bıraktığı müze tamamlanacak

Karker Hewal’in yarım bıraktığı müze tamamlanacak

ERSİN ÇAKSU / HAYRİ DEMİR

KOBANÊ (DİHA) – Bir daha dönmemek üzere geldiği Kobanê’de, kentin inşasını sürdürürken yaşamını yitiren Kobanê’nin “Karker Heval”i direnişle dolu yaşamının son anına kadar “insanlık düşmanı” olarak tanımladığı DAİŞ’e karşı savaştı. Onun inşa etmeye koyulduğu savaş müzesi, bugünlerde Kobanê’de en çok ziyaret edilen mekanlardan birisi haline dönüştü. DAİŞ’in harabeye çevirdiği müzenin inşa çalışmalarında birlikte çalıştığı Ferhan Hemê isimli Kobanêli genç ise tüm imkansızlıklara rağmen “Karker Heval”in hayallerini gerçekleştirileceği sözünü verdi.

PicsArt_1435565733622
DAİŞ çeteleri ve destekçilerinin Kobanê’de gerçekleştirdiği büyük katliamın izlerinin ilk günkü gibi durduğu kentte, bugünlerde en çok ziyaret edilen mekan Kobanê’nin “Karker Heval”inin inşasının yarım kaldığı savaş müzesi. Dünya tarihinin en büyük direnişleri arasına giren Kobanê direnişinde, günlerce sınır hattındaki direniş nöbeti tutan Rıfat Horoz, geri dönmemek için geldiği sınır hattından YPG saflarına katılarak, yıllardı özlemini çektiği devrim mücadelesine katılmıştı. Artık Kobanê’nin “Karker Heval”i olan 60 yaşındaki Arnavut devrimci Rıfat Horoz, sınır hattındayken Kobanê direnişinin sembol isimlerini yaptığı müzede buluştururken, geldiği Kobanê’de ilk günden işe koyulmuştu.

Kentte en amansız çatışmaların yaşandığı Qada Azadiyê (Özgürlük Meydanı) artık onun direnişi ölümsüzleştirme mekanı oldu.

Bir yandan YPG saflarında DAİŞ’e karşı mücadele veren Kalker Heval, diğer zamanlarında da direnişi gelecek kuşakları taşımak için savaş müzesini inşa ediyordu. Kentte havan topları, araba enkazları, roket, bomba gibi birçok savaş malzemesinin yanı sıra savaşta tahrip olmuş oyuncakları, ev eşyalarını ve birçok malzeme toplayan Karker, bunları etrafını çitlerle ördüğü bahçeye özenle yerleştirip, bir savaş müzesi kuruyordu.

Saldırı başlar başlamaz cepheye koştu

DAİŞ çetelerinin insanlık suçu işlediği kentte yaşamını yitirenlerden birisi de Kocaeli’nden başlayıp Suruç’la devam eden yolculuğunu Kobanê’de tamamlayan Kalker idi. Karker, DAİŞ çetelerinin kentte gerçekleştirdiği katliamdan öncede inşasını sürdürdüğü müzede yaşamını sürdürüyordu. Saldırının başlamasıyla birlikte müze inşaatı için kendisine tahsis edilen araca binen Karker, savaşçılık görevini yerine getirmek için ilerleyen yaşına rağmen çatışmaların başladığı alana koştu.

Qada Azadiyê’nin başladığı caddeye giren Karker, burada DAİŞ çeteleriyle karşı karşıya gelir ve hemen burada bir dükkana mevzilenerek çatışmaya başlar. Çatışmada birkaç çeteciyi de öldüren Karker, mevzilendiği dükkanda “Burada şehit olacağım” dediği kentte son anını da direnişle geçirerek, ölümsüzleşti.

‘Kalemden Dökülenler’

FB_IMG_1435340287750

Kalker’in cansız bedeni, halk tarafından hastaneye kaldırıldıktan sonra kendini ait hissettiği Kobanê topraklarında son yolculuğuna uğurlandı. Onun yaşamını yitirdiği yerde ise her şey halen bıraktığı gibi yerli yerinde duruyor.

Basına verdiği demeçlerinde “Önderlik” dediği PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın posterini yapıştırdığı arabasında bir devrimcinin çantasından ayırmadığı kitabı ve defteri de duruyordu. Yaşamı bir direniş şiirini anımsatan Karker’in arabasından çıkan “Kalemden Dökülenler” isimli şiir kitabı, onun yaratmak istediği bir yaşamın mısralara döküldüğü bir kitap olarak torpido gözünde duruyor. Arabada bulunan defterden tutulan küçük Kürtçe notlardan ise Karker’in Kürtçe öğrenmek için de kolları sıvadığını görüyoruz. Karker’in başka bir not defterinde ise yazılan şu sözler, Öcalan’ın felsefesi üzerindeki yoğunlaşmalarını gösteriyor: “Sayın Öcalan’ın da belirttiği gibi ‘Asıl muamma bir’in neden ikileştiğidir’ diye sorarak, cevabını varlık-yokluk denklemine oturttuğu bu yaşam sorunsallığı Hegel hiçlik-herşeylik çerçevesinde ele alır.”
Pikabının kasasında ise müzesinin inşaatı için kullanacağı kerpiçler ve nereden topladığı bilinmeyen malzemeler öylece duruyor.

Gerçek savaş müzesi oldu

Karker’in yaşamını yitirmesinin ardından DAİŞ çetelerinin hedefinde bu kez müze vardı. Görgü tanıklarının anlatımına göre, açılan ateş sonrası, Karker’in müze için topladığı patlamamış havan mermileri infilak etti. Patlamanın yarattığı son tahribat ise tam anlamıyla gerçek bir savaş müzesini andırıyor. Karker’in havan toplarına ektiği çiçekler patlamayla birlikte dört bir yana saçılırken, müze için topladığı malzemeler de etrafa saçılmış durumda.

Müze yapılacak girişine de Karker’in heykeli dikilecek

Karker ile birlikte müzenin yapımında yer alan ve ona en yakın isimlerden biri olan engelli Ferhan Hemê isimli Kobanêli gençle, tekerlekli sandalyesiyle müzeyle Karker’in yaşamını yitirdiği yer arasında gidip gelirken karşılaştık. Engelli olmasına rağmen Kalker’in yardımına koşan ve onunla müzeyi yapmaya koyulan Hemê’nin tek hayali ise Kalker’in heykelinin de dikileceği müzenin bir an önce tamamlanabilmesi.

Gün ağarır ağarmaz işe koyuluyordu

Kelimeler boğazına düğümlenerek Karker Heval’ini anlatan Hemê, Karker’le göç etmek zorunda kaldığı Türkiye’den döndükten sonra müzenin yapıldığı alanda tanıştığını söyledi. Hemê, Karker’in kendisinden yardım istemesiyle işe koyulduklarını ve gün ağarır ağarmaz işe koyulduklarını belirterek, müze için neler yaptıklarını anlattı. Hemê, Karker’in Kobanê’de yaşamaya başlamasıyla birlikte Kürtçe öğrenmeye başladığını ve Kürtçe’yi anlama noktasına ulaştığını belirterek, kendisinin Türkçe bilmemesine rağmen el işaretleri ve mimiklerle aralarında anlaştıklarını söyledi.

‘Karker Heval’in hayalini gerçekleştireceğiz’

Cebinden çıkardığı anahtarı göstererek, müzenin bir anahtarının da Karker’in kendisine verdiğini söyleyen Hemê’nin son sözü ise “Karker Heval’in hayalinin gerçekleştireceğiz bu müzeyi tamamlayacağız” oldu.

YPG’nin Arnavutluk savaşçısı Rıfat Horoz Kobane’de yaşamını yitirdi

SEVGİLİ RIFAT HOROZ KOBANE’DE ŞEHİT DÜŞTÜ.

Sevgili arkadaşlar, çok uzun süre Kobane -Suruç sınırında zincir nöbetinde yerini almış olan Sinop’lu Enternasyonal  Rıfat Horoz arkadaş, Kader Ortakaya’nın  da uzun süre kaldığı köy olan Mısenter köyünde Kader Ortakaya kütüphanesi ve Arin Mirkan devrim şehitleri müzesinin kurulmasında büyük rol oynamıştır.

FB_IMG_1435340287750

Kobane’den Isid çeteleri kovulduktan bir süre sonra  , artık burada yapacağım bir şey kalmadı diyerek, ben Kobane’nin yeniden inşaa süreci için  gidiyorum  diyen sevgili Rıfat (Karker ) yoldaş ,bir çok denemeden sonra Kobane’ye geçmeyi başarır. Sevgili Karker yoldaş Türkiye destekli İşid çetelerinin 25 haziran sabahı gerçekleştirdiği Kobane saldırıda şehit oldu.

Kobane’ye gitmeden de Kocaeli’nde bulunan evini, Kobaneli bir aileye vermişti. Kendisini özel mülk ile bağlayan tüm yüklerden arınarak  Kobane’ye gelmişti.

Sevgili Rıfat Horoz arkadaş  devrim hamalıydı. Yılmadan mücadele eder, ve herkese Öcalan’ın yeni paradigmasını elinden geldiği kadar anlatır. Herkesi mücadeleye davet ederdi. İlerleyen yaşına rağmen, Kobane’ye  geçmek ve orayı savunmak için hiç tereddüt etmedi.

İnanın ne anlatsam sevgili Karker yoldaş için az olacağını biliyorum. Bazı insanları başka türlü ölümleri yakıştıramazsın, sevgili Karker için de başka türlü ölümü hiç düşünmedim. Kavga ederken, savunduğu değerler uğruna yaşamını yitirdi.

PicsArt_1435346525916

………

Not : Ben ve bir çok  arkadaşımız, Rıfat arkadaşın ilk şehit olduğu haberini  duyduğumuz da inanamadık. Belki yanlış anlama olabilir diye, Kobane’de hukuk ve adalet meclisi eş başkanı Fawzo Abdi arkadaşa, Rıfat arkadaşın durumunu sorduk. Sevgili Fawzo, Rıfat arkadaşın 25 haziran sabahı başlayan Isid saldırısında vurularak yaşamını yitirdiğini üzülerek bizim ile paylaştı.

…….

11 Haziran’da ANF’de yayınlanan Rojin Akın röportajında Rıfat Horoz arkadaşın kısa geçmişi 

1. Dünya Savaşı öncesinde gerillacılık yapmış bir babaannenin torunu, Karker Heval. Aslen Priştineli, 2. mübadele döneminde Sinop’a sürgün edilmişler. Orada doğmuş, babasının maden ocağında işe başlamasıyla Zonguldak’a taşınmışlar.

Karker Heval ilkokulu Zonguldak’ta okur. Baba, maden işçisi ve sendikalı olunca erken yaşta, grevler ve mitinglerle tanışır. 13 yaşlarındayken babasını maden kazasında kaybeder ve İstanbul’a halasının yanına taşınır. Hem okur hem de bir lokantada bulaşıkçılık yapar. İstanbul’da devrimci gençlerle tanışır. Zaten halasının oturduğu mahalle devrimcilerin yoğun olduğu bir mahalledir.

Devrimci bir tanıdığın vasıtasıyla bu sefer bir kitapçıda işe başlar. 76 yılında Rizgari hareketinin kurucu üyeleriyle tanışır ve onlarla hareket eder. ’77’nin kanlı 1 Mayıs’ında da Ala Rizgari kortejinde yerini alır. ’78’de Rizgari davasından tutuklandığında İsmail Beşikçi’yle aynı koğuşta kalır. “Cezaevi, benim için büyük bir akademiydi” diyor, Karker Heval. Okumalar, tartışmalar, platformlarla bir akademiye çevrilmiştir cezaevi. ’91’in sonlarında cezaevinden çıkar ve tekrar İstanbul’a gelir, nakliyat işleriyle uğraşır.

Bir şubesi Antep’te olmak üzere uluslararası bir nakliyat şirketi kurar. Ancak devrimciliği de elden bırakmaz. Rizgari hareketi içerisinde yer alırken Apocular hakkında zaten bir fikri vardır. İşi dolayısıyla Antep’e, Siverek’ e gidip gelirken Siverek ve Hilvan’da çalışmalar yürüten Batmanlı Cemil ile tesadüfen tanışır. Aslında Karker Heval’in hayatı Kürtlerle hep tesadüf eseri kesişir. Babasının maden işçisi olması, ezilen-ezen çelişkisi, ulusların kendi kaderini tayin hakkı gibi konular hep Karker Heval’i şekillendiren meseleler olur. Kürt, Kürdistan, bağımsız Kürdistan hep ilgisini çekmiştir. “Apocular’ın talepleri, eleştiri-özeleştiri gibi mekanizmalar diğer örgütlerde de vardı ama çözümlemede tıkanıklık yaşanıyordu, Apocular’da çözümleme de işliyordu” diyor, Karker Heval. “Özünde insan vardı bu hareketin” diyor.

HEP-DEP sürecinde çalışmalarda aktif yer alır, hep sahada çalışır. “Boşluk varsa orayı doldur” diyerek, ekonomik açıdan gayet avantajlı bir durumdayken gazete ve dergi dağıtımcılığı yapar. “Gençlerin çoğu beni tanır” diyor, gittiği her yerde gençlikle çalışır, inisiyatif alır, geliştirir.

İsid terörünü destekleyen devletlere karşı yaprırımlar için BMGK harekete geçmelidir

İsid terörünü destekleyen devletlere karşı yaprırımlar için BMGK harekete geçmelidir.

Yannis Vasilis Yaylali

Dün sabah Kobane’de gerçekleşen Isid saldırısında yaşamlarını yitiren insanlarımızın  sayısı 150’i geçmiş durumda,Isid’in dünkü saldırısı için devlet ne kadar inkar etse de, 29 kasım 2014 tarihinde  olduğu gibi, Türkiye sınırından sızma ile gerçekleşmiştir.

O gün de Kobane’ye yapılan saldırıyı, devlet ne kadar inkar etse de,  tüm kamuoyu araçlı bombalı saldırının, Mürşitpınar sınıra sıfır olan buğday sülolarının olduğu yerden yapıldığını iyi biliyor . Özellikle  devletin İşid canilerine verdiği desteği ve topraklarını onlara tahsis ettiğini bilmeyen kalmamıştır. Hele en son Gri Spi’ye sınır olan Akçakale sınır kapısında yaşanan bir olay her şeyin belgesi gibidir. İşid barbarlarından ya da uçak saldırılarından korunmak için Akçakale sınırına dayanan sivillerin Türkiye ye geçmesine izin verilmemesi ve İşid’in orada bulunan halkı zorlayarak geri getirmesine seyirci kalması, her şeyin özeti belgesi gibiydi.

Hatta YPG Gri Spi ye yaklaştığında, savaşmadan kaçan Isid’li çeteler ile askerlerin nerede ise hatıra fotoğrafı gibi kameralara yansıyan kareleri herkes hatırlar. İnsanlığın katilleri ile hatıra fotoğrafı çektirenlere bu coğrafya hiç te uzak değildir. Hrant Dink’in katili Samast Samsun’da yakalandığında da aynı kareleri hatırlıyoruz. Samast polisler ile hatıra fotoğrafı çektirmişti.

Ben Suruç sınırında iken kendi gözlerim ile askerin İşid’e verdiği desteği gördüm. İşid o zaman yavaş yavaş Kobane’ye doğru Türkiye sınırını kullanarak yaklaşmaktaydı. Mertismail köyü civarında askeri bir birlik bulunuyor. Tam o dönemde asker sınır da nöbet tutan halka var gücü ile saldırıyor, bizde kısmen askerî engelleyebiliriz düşüncesi ile köyleri dolaşıyoruz. Tam o esnada karakol binasının arkasından Türk askeri eskortluğunda İşid füzelerini mevziye doğru geçirdiler. Füzeler mevzilendiğinde bir saat Kobane bu füzeler ile dövüldü. O zaman asker-polis’in zincir nöbeti tutan halka bu kadar amansız saldırısının nedeni de ortaya çıkmış oluyordu.

Düşünün ki  ben nerede ise sınır bölgesinde 7 ay kaldım. Bize bu saldırılar nerede ise hafta da bir yapılıyor du. Biz de direnip böylesi bir yardımı engellemek için elimizden geleni yapıyorduk. Saldırılar tamamen Isid teröristlerin ihtiyaçlarına göre yapılıyor du . Bazı bölgelere ihtiyaca göre saldırılırken , Etmemek gibi stratejik bölgeler tamamı ile boşaltılarak ,Isid teröristlerin kullanımına açıldı. Bu yüzden bu köyleri boşaltmak için her türlü oyunu sergilemekten geri durmuyorlar dı .

Ben şahsen Türk devletinin  açıklamalarına baktığımda ve Kobane’de iki ay kalmış birisi olarak,  Fırat suyunun YPG ile Isid arasında doğal sınır olan Cerabbus ve yıkılan köprüleri bilen,  Cerabbus’dan Kobane’ye kadar kaç güvenlik noktasını görmüş birisi olarak inandırıcı bulmadığımı açıkça söyleyebilirim..

Diyelim ki Türkiye devleti olmadan bir yolunu bulup ve Kobane’ye giren Işid teröristleri büyük bir katliam yaptı.Bu Türkiye devletinin sorumluluğunu ortadan kaldırır mı.? Türkiye devletinin bu zamana kadar Işıd’e verdiği destek, yardım, lojistik kamuoyuna yansımıştır. Muhaliflere sivil yardım adı altında El-Nusra ve İsid’e götürülen tırlar dolusu silah deşifre olup kamuoyuna yansımıştı.Türkiye devleti, yine Isid teröristlerinin geçmesi için  sınırlarını gevşek bırakmıştı.Hatta bu anlamda en çok kullanılan bölge, YPG’nin özgürleştirdiği Gri Spi’nin karşısında bulunan  Akçakale’yi kullanıyorlar dı. Biz Suruç sınır bölgesinde iken,  Avrupa’dan gelen bir yabancının elinde bir kroki yakalamıştık. Kroki Akçakale sınırını gösteriyordu. Yani bir İsid’li Avrupa’dan hiç bir zorluk yaşamadan, Gaziantep üzerinden, Akçakale’ye oradan da Suriye/Kobane’ye geçebilmektedir.

Yazıya bir destekleme eklemesi de, Kobane  katliamını yapan bir gurup Isid’linin katliamı yaptıktan sonra, güvenli bölge olarak gördüğü TSK   sığınması söylediklerimi de doğrulamaktadır.

Tüm bu yardımları yaptıktan sonra , hükümetin  ya da Cumhurbaşkanının  kalkıp da bizi Terör ile aynı göstermeye çalışıyorlar demesi, Kobane’de gerçekleşen katliamlarda sorumluluğumuz yok demesi hiç inandırıcı bir açıklama değildir. Uluslararası güçler,  ya da ABD’nin Kobane katliamı üzerine yaptığı açıklama,  Süriye ve Kobane işgali için ortak hareket ettiği Türkiye’yi aklamak üzerinedir. Daha önce bir çok kez kendi sınırlarını denetlemediği için  için Türkiye devletini Isid konusunda uyarılar yapan ABD, Suriye/Kobane işgalinde ortak hareket ettiği partnerinin  başına bir şey gelmemesi için susmayı yeğlemiştir.

Uluslararası güçler, özellikle  Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi terörizmle karşı ciddi şekilde bir şey yapmak zorundadır. İşid’e karşı tek fiziki mücadele yürüten Kürt halkına sadece uzaktan uçaklar ile bombalama yolu ile yardım etmek ve sadece alkışlamak, çok güzel mücadele veriyorsunuz demek yeterli değil,Katar-Suudi Arabistan, Türkiye’nin İslami teröristlere destekleri bir sır değil, BMGK ya da uluslararası kamuoyu eğer Isid teröistlerine  karşı  Kürt halkına destek vermek istiyorsa,  mutlaka  bu teröristleri destekleyen ülkelere yaptırım uygulamak zorundadır.

SEVGİLİ RIFAT HOROZ KOBANE’DE ŞEHİT DÜŞTÜ.

Sevgili arkadaşlar, çok uzun süre Kobane -Suruç sınırında zincir nöbetinde yerini almış olan Sinop’lu Enternasyonal  Rıfat Horoz arkadaş, Kader Ortakkaya’nın  da uzun süre kaldığı köy olan Mısenter köyünde Kader Ortakkaya kütüphanesi ve Arin Mirkan devrim şehitleri müzesinin kurulmasında büyük rol oynamıştır.

Kobane’den Isid çeteleri kovulduktan bir süre sonra  , artık burada yapacağım bir şey kalmadı diyerek, ben Kobane’nin yeniden inşaa süreci için  gidiyorum  diyen sevgili Rıfat (Karker ) yoldaş ,bir çok denemeden sonra Kobane’ye geçmeyi başarır. Sevgili Karker yoldaş Türkiye destekli İşid çetelerinin 25 haziran sabahı gerçekleştirdiği Kobane saldırıda şehit oldu.

Kobane’ye gitmeden de Kocaeli’nde bulunan evini, Kobaneli bir aileye vermişti. Kendisini özel mülk ile bağlayan tüm yüklerden arınarak  Kobane’ye gelmişti.

Sevgili Rıfat Horoz arkadaş  devrim hamalıydı. Yılmadan mücadele eder, ve herkese Öcalan’ın yeni paradigmasını elinden geldiği kadar anlatır. Herkesi mücadeleye davet ederdi. İlerleyen yaşına rağmen, Kobane’ye  geçmek ve orayı savunmak için hiç tereddüt etmedi.

İnanın ne anlatsam sevgili Karker yoldaş için az olacağını biliyorum. Bazı insanları başka türlü ölümleri yakıştıramazsın, sevgili Karker için de başka türlü ölümü hiç düşünmedim. Kavga ederken, savunduğu değerler uğruna yaşamını yitirdi.

Osman Karadeniz’in kardeşi Genelkurmay açıklamasına tepki gösterdi

Osman Karadeniz’in kardeşi Genelkurmay açıklamasını sert dille kınadı

Yannis Vasilis Yaylali

13 gündür kayıp olan Er Osman Karadeniz için Genel Kurmay  başkanlığı açıklama yaptı. Genelkurmay Yaptığı açıklama ile Er Osman Karadeniz için “firar”i dedi.Osman Karadeniz’in kardeşi Genelkurmay’ın firar açıklamasına sert dille  tepki gösterdi.

IMG_20150621_114320

Osman Karadeniz’in kardeşi yaptığı açıklama ile “Dehşet verici bir açıklamadır. Görüşme yaptığım odada kameralar var eğer ses de kaydediyorsa o görüntüleri çıkarsınlar. Bu kabul edilemez bir durum bu açıklamayı şiddetle kınıyoruz” dedi.

Encü: Türkiye teröre destek veren ülkeler listesine eklenmeli

Encü: Türkiye teröre destek veren ülkeler listesine eklenmeli

Roboskili aileler, “Roboski’ye adalet” eylemi düzenledi. Eylemde konuşan HDP Şırnak Milletvekili Ferhat Encü, Kobanê’ye yönelik saldırılarda AKP’nin sorumluluğunun olduğunu belirtti.

FB_IMG_1435268587658

25 Haziran 2015 Perşembe 18:29

ŞIRNAK – ANF

Roboskili aileler, “Roboski’ye adalet” eylemi düzenledi. Eylemde konuşan HDP Şırnak Milletvekili Ferhat Encü, Kobanê’ye yönelik saldırılarda AKP’nin sorumluluğunun olduğunu belirterek, Türkiye’nin, “teröre destek veren ülkeler” listesine eklenmesi gerektiğine söyledi.

Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Roboski köyünde 28 Aralık 2011’de Türk ordusuna ait savaş uçaklarının bombardımanı sonucu katledilen 34 sivilin aileleri, “Roboski’ye adalet” eyleminin 182’nci haftasında yakınlarının mezarları başında bir araya geldi. “IŞİD terörünü destekleyen devlet istemiyoruz” ile üzerine kan rengi akıtılan, “Erdoğan’ın gerçek yüzü burada” yazılı pankart ve “Failler yoksa barış da yok”, “Roboski’de katliam devam ediyor” dövizlerin açıldığı eyleme, katledilenlerin yakınlarından olan HDP Şırnak Milletvekili Ferhat Encü de katıldı.

Aileler adına açıklamada bulunan Roboski-Der Başkanı Veli Encü, yakınlarının katledilmesinden sorumlu olanların ortaya çıkarılması ve cezalandırılması sürecine kadar mücadelelerini yürüteceklerini kaydetti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP hükümetinin Roboski katliamı davasında yargı ve hukuk sistemini kendi vesayetleri altına aldığını belirten Encü, “Erdoğan ve AKP hükümeti Roboski katliamının soruşturma sürecinde Roboskili ailelerin adalet arayışlarına destek sunan herkese yönelik tutuklama politikaları ile susturmaya çalıştı ve bu politikalarını sürdürmeye de devam ediyor” dedi. Roboski katliamı protestosuna katıldığı için tutuklanan yazar Özgür Amed’i hatırlatan Encü, adalet arayışında olanlara yönelik baskı politikasının son bulması ve Özgür Amed’in serbest bırakılmasını istediklerini de aktardı.

Kobanê’ye yönelik dün gece itibari ile başlatılan DAİŞ çetelerinin saldırılarına dikkat çeken Encü, “Kobanê’de onlarca ölü ve yaralıların olduğu DAİŞ vahşeti ve barbarlığına bir yenisi daha eklenmiştir. Çocukları ve masum insanları hedef alan bu saldırıyı şiddetle lanetliyoruz. Elini kolunu sallayarak IŞİD’in sınırlardaki geçişlerine destek sağlayıp seyirci olanlar bu katliamlardan sorumludur” şeklinde konuştu.

Eylemde konuşan HDP Şırnak Milletvekili Ferhat Encü de, Kobanê’ye yönelik saldırılardan AKP’nin sorumlu olduğunu söyledi. Türkiye’nin Birleşmiş Milletler (BM) tarafından teröre destek veren ülkeler listesine alınması gerektiğini kaydeden Encü, Türkiye’ye ağır yaptırımların uygulanması gerektiğine dikkat çekti.

Eylem, Kobanê’ye yönelik saldırılara karşı yapılan oturma eylemi ile son buldu.

Ferhat Encü ile milletvekilliğine giden yolu konuştuk

FERHAT ENCÜ İLE MİLLETVEKİLLİĞİNE GİDEN YOLU KONUŞTUK

Yannis V. Yaylalı / Demokrat Haber Roboski

Roboski katliamında kardeşini ve 11 yakınını kaybeden Ferhat Encü HDP’den Şırnak Milletvekili seçildi ve mazbatasını aldı. Encü, Roboski katliamının aydınlatılması için verdikleri hak mücadelesini artık meclise taşıma zamanının geldiğini düşünüyor. AKP hükümetinin çözüm masasını devirmesine, halkın seçimlerde tekrar çözüm masasını işaret ederek cevap verdiğini söylüyor.

Roboski katliamı Kürtlerin Ak Parti’den kopuşu açısından bir milat sayılabilir. Son genel seçimlerde Kürt halkının yoğun yaşadığı bölgelerinin çoğunda AK Parti nerede ise silindi. Daha önce AKP’ye oy verip de artık vermeyeceğini söyleyen Kürtlerin nerede ise büyük çoğunluğunun ilk gerekçesi de Roboski katliamı oldu.

AKP hükümetinin, katliamın yaşandığı ilk günlerden bu güne kadar aldığı tavır, bölge halkı tarafından cezalandırıldı.

Roboski için hak ve adalet mücadelesini hala sürdüren aileler, aldıkları karar ile son genel seçimlerde içlerinden Ferhat Encü’yü milletvekili aday adayı gösterdi. Halkların Demokratik Partisi Şırnak’taki 4 milletvekilliğinin tamamını kazanınca Ferhat Encü de vekil seçildi. Bundan sonra Roboski ailelerinin hak ve adalet mücadelesini Meclis’te daha yoğun görebileceğiz.

Ferhat Encü ile Gülyazı köyünün Şantiye Mahallesi’nde bulunan baba evinde söyleştik. “Zorunlu” aktivistliğinden HDP milletvekilliğine uzanan uzunca yolu, kısaca konuşmaya çalıştık…

2011’de köyünüzün (Roboski) yaylası ile Kürdistan Federal Bölgesi arasında bulunan bölgede sınır ticareti yapan kardeşiniz Serhat (17) dahil 11 yakınınız ve 34 sivil köylünüz Türk savaş uçakları tarafından bombalama sureti ile katledildi. Roboski katliamından bugüne yaşadıklarınızı kısaca anlatır mısınız?

O süreç ile başlayan büyük bir acı başladı. İnsanlarımızın acısı tarif edilecek gibi değildi. Bu acının üzerine, devletin bize olumsuz yaklaşım politikası eklenince, buna bir de bugüne kadar devletin Roboski katliamı ve dosyası ile ilgili hiçbir adım atmaması da eklenince, Roboski halkında büyük bir kırılma yarattı.

Bizde, devletin politikalarına karşı büyük bir güvensizlik ve büyük bir öfke oluştu. Fakat öfkemiz hiçbir zaman şiddete dönüşmedi. Yaşadığımız katliamı, ulusal ve uluslararası kamuoyuna duyurmak ve belli bir kamuoyu oluşturmak için, anayasal-demokratik zeminde kalması koşulu ile birçok eylem yaptık.

Roboski katliamının 55. haftası ile başlayan ve hala devam eden, her hafta katliamda kaybettiğimiz yakınlarımızın mezarı başında devam eden perşembe değerlendirmeleri de dahil birçok sivil itaatsizlik eylemleri gerçekleştirdik. Tüm bunları yaparken, ayrıca Meclis’te tüm guruplarla bir araya geldik, hatta dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile bile görüşme yaptık.

Roboski aileleri sözde bir hayırseverden öğrenciler için burs almıştı, sonra öğrendik ki bu kişilerin arkasından AKP hükümeti çıkmıştı. Siz buna o dönem nasıl bir tepki gösterdiniz?

AKP gurup başkan vekili Mahir Ünal tarafından, önümüze bir liste konuldu. Hatta benim ismimi sorarak, size biz burs verdiriyoruz dediler. Bizim böyle bir talebimiz asla olmadı.

Bize ve verdiğimiz mücadeleye karşı bir komplo geliştirmeye çalıştılar. Biz hükümet tarafından önerilen hiçbir maddi bir imkanı kabul etmedik. Çünkü bu durumun suiistimal edileceğini iyi biliyorduk. Bu işadamı örneğinde olduğu gibi, biraz dikkatsiz davrandığımızda başımıza neler geldiğini gördük. O yüzden mücadelemizi yürütürken çok dikkatli olmaya çalıştık. Bu durumun etik olmadığını Mahir Ünal’a söyledik. Biz “Roboski için ne yaptınız bu güne kadar” deyince, bize sadece binbir oyunla hazırladıkları bu tiyatroyu, yani bursu söyleyiverdiler.

Hukuksal durum nasıl işledi. Daha doğrusu hukuksal anlamda yol alabildiniz mi?

Birinci haftasında Roboski katliamını yapanlar bulunsun diye Uludere’de savcılığa suç duyurusunda bulunduk. Katiller bulunsun diye gittiğimiz Uludere yargısında nerede ise sanık durumuna sokulacaktık.

Daha sonra Meclis’te Uludere alt komisyonu oluşturdular. Uludere alt komisyon başkanı ve TBMM insan hakları komisyonu başkanı katilleri bulmak için bize söz verdiler. Daha sonra katilleri aklayan komisyon kararı çıktığında her biri vicdanım rahat diyebildi.

Başbakan’ın hemen Roboski katliamının ardından Genelkurmay’ı kutlamasına bakarak biz Uludere alt komisyonundan bir şey çıkmayacağını aileler olarak çok kez dile getirdik. Bizim dediğimiz gibi de oldu, Uludere alt komisyonu, hiçbir suç, kasıt bulamadı. Hükümet, alt komisyon ile niyetini de açıkça göstermiş oldu. Bundan sonraki süreç tamamen katliam dosyasını soğutmak ve tecrit etmek üzerineydi.

Önce dosyamız Diyarbakır özel yetkili savcısına gitti, uzunca bir zaman orada kaldıktan sonra, Uludere alt komisyonu ne demişse, Özel yetkili Diyarbakır savcısı da onu takip ederek görevsizlik kararı vererek, dosyamızı askeri savcıya gönderdi.

Askeri savcı da ‘kaçınılmaz hata’ diyerek takipsizlik kararı vermek sureti ile dosyayı kapatmak istedi. Biz Roboskili aileler ve yüzlerce avukat ile bu sefer de iç yargı mekanizmasının en tepesi sayılan Anayasa Mahkemesi’ne dosyamızı götürdük. Hala Roboski katliam dosyası Anayasa Mahkemesi’nde bekletiliyor.

Peki Anayasa mahkemesinde de istediğiniz sonuç çıkmaz ise ne yapacaksınız?

Bu zamana kadar hukuk adına hep oyalandık. Bilinçli olarak dosyamız soğutulmaya bırakıldı. Belki tüm bu hukuksuzluğun önünü Anayasa Mahkemesi alacağı bir karar ile açabilir. Bizim için vereceği karar emsal niteliği taşıyacak, ya hak ve adaletten yana tavır alacak ve bir yüzleşme sürecinin önünü açacaktır. Ya da Recep Tayyip Erdoğan’ın oluşturmuş olduğu korku cumhuriyetinin statükoculuğunu devam ettirecek, susmayı ve alınan kararı onaylamayı yeğleyecektir.

Her ne sonuç olursa olsun, biz başından itibaren katliam failleri ortaya çıkıncaya kadar verdiğimiz mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz. Elbette Anayasa Mahkemesi’nden bir şey çıkmaz ise o zaman, AİHM ve LAHEY savaş suçları mahkemesine gideceğiz.

Biliyoruz bu devlet kendisini zor durumda bırakacak hiç bir uluslararası sözleşmenin altına imza atmamıştır. Savaş suçları mahkemesini de tanımamaktadır. Bu yüzden de ayrıca mücadele edeceğiz ve ne gerekiyorsa onu yapacağız.

Biz Ferhat Encü ismini, Roboski ailelerinin katliamcılara karşı hep haykıran sesi olarak tanıdık. Mesela şu kare benim gözümün önünden asla gitmiyor; Siz ve Roboski aileleri 2012 yılında katliam bölgesine gitmek istediniz. Kolluk kuvvetleri bu isteğinize yoğun bir saldırı ile cevap verdi. Siz de bu saldırıya tepki olarak askerlerin yüzüne kimliğinizi fırlatarak artık “sizin kimliğinizi istemiyorum” dediniz. Yılmadınız ve hep mücadele ettiniz. Peki nasıl oldu da Ferhat Encü, hak mücadelesi yürüten bir aktivist iken, milletvekili olma kararı verdi?

Aslında Roboski için hak mücadelesi yürütürken, şunları şunları yapayım, ondan sonra da şöyle hareket ederim diye, hiçbir zaman bir planlamam olmadı. Roboski katliamında yaşamlarını yitiren yakınlarımızı toprağa verdikten sonra, bir süre sonra mezarlıktan dışarı çıktım. Sonra geri dönüp kardeşim Serhat dahil, Roboski katliamında yaşamlarını yitiren tüm canlarımıza söz verdim. Ne pahasına olursa olsun, bu katliam aydınlanıncaya kadar mücadele edecektim.

O günden bu güne elimden ne geliyorsa yapmaya çalıştım. Tüm gücümü bu davanın aydınlanmasına sevk ettim. Doğal seyrinde bir süre sonra verdiğimiz mücadeleyi ailelerimiz de takdir etmeye başladı. Verdiğim mücadele ve aldığım kararların isabetli oluşundan herhalde ailelerimiz sözcülüğü bana uygun gördüler. Ulusal ve uluslararası birçok toplantı ve panel-söyleşilere katılarak, yürüttüğümüz mücadeleyi ve katliamı dilim döndüğünce, ulaşabildiğim her yere taşımaya çalıştım.

Yaşadığımız katliamdan önce de bir siyasi duruşa sahiptim. Elimden geldiği kadar mücadele ediyor ve toplumumuza katkı sunmaya çalışıyordum. Elbette Roboski katliamından sonra verdiğimiz hak mücadelesinde emeğim daha fazla görünür oldu. Barış ve Demokrasi Partisi kurullarında da yer aldım. Açıkça söylemek gerekirse bu son genel seçimlere kadar, ben milletvekilliğini hiç düşünmedim. Seçim süreci yaklaştığında, etrafımda birçok arkadaşımızdan, çok daha fazla çalışmak için, Roboski’nin daha fazla görünebilmesi için neden sen de adaylığını koymuyorsun diye, olumlu tepkiler almaya başladım. Sonra ben de Meclis’te mücadele etmek için, bana çağrı yapan arkadaşların söylediklerine ben de hak verdim.

İktidar partisinin milletvekillerine baktığımız da, Roboski katliamını tecrit etmek, unutturmak, soğutmaya almak için, vekilliklerini kullanıyorlardı. Bu beni çok derinden üzüyordu. Ben de bir gün mutlaka o meclise gireceğim ve onların yaşadığımız katliamın üstünü kapatmak için kullandıkları kürsüde, onların gözünün içine bakarak, Roboski katliamını elimden geldiğince anlatmam, halkların kürsüsü olması gereken yerden bize ve diğer halklara yapılan katliamların üstünü kapattırmamak için elimden gelen çabayı sarf etmem gerektiğini düşünmeye başladığım bir zamanda HDP Eşbaşkanımız Sayın Selahattin Demirtaş CNN’de çok güzel bir konuşma yaptı. Halkların Demokratik Partisi’nin, kimlerin partisi olduğu üzerine çok güzel tanımlama yaptı. Katliamlara karşı nasıl mücadele verileceği, yüzleşme sürecine yaklaşımı, çözüm süreci, halkların ve inançların partisi olduğunu anlatan o çok güzel konuşmasını dinlediğimde, Roboski katliamının aydınlatılması için verdiğim hak mücadelesini artık meclise taşıma zamanının geldiğini düşündüm.

Bu hislerimi ailelerimize açtım. Ailelerimizin onayını aldıktan sonra, her aday gibi, normal olarak HDP’ye gidip başvurumu yaptım.

Bu dönemde bir partiye karşı değil, tüm devlet olanağını arkasına almış bir güce karşı mücadele ettik, tüm imkansızlıklarımıza rağmen halklarımıza kendimizi doğru anlattığımıza inanıyorum ki, kendi bulunduğumuz Şırnak seçim bölgesi dört milletvekilinin dördünü de HDP’ye verdi. Aslında daha önce de belirtik belki ama, bir kere daha söylemek gerekiyorsa AKP hükümetinin çözüm masasını devirmesine, halk açık şekilde tekrar çözüm masasını işaret ederek hükümete cevap vermiştir.

CHP İstanbul Milletvekili Fikri Sağlar’ın, Roboski katliamının da arasında olduğu olaylarla ilgili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında Yüce Divan istemi ile önerge hazırladığı haberleri gazetelere yansıdı. TBMM’ye böyle bir önerge gelirse, HDP olarak destekler misiniz?

Öncelikle 7 Haziran genel seçimlerinin kazanımlarına bir kere daha burada değinmek istiyorum. Bazı kesimlerin bu durumu çok iyi kavramadığı düşüncesindeyim. Haziran zaferimiz AKP Hükümetinin oluşturmak istediği, korku cumhuriyetinin çeperini paramparça etmiştir. Roboski, Reyhanlı, Gezi, Şengal, Kobani… Bu katliamları düşünün, bu yaşanan katliamların hangi bir çözülebildi?

Soma’da neler oldu, hala doğru dürüst araştırma yok. 17 Aralık yolsuzluk operasyonları yüzünden, AKP hükümeti tüm yargı sistemini değiştirmeye kalkmadı mı? Haziran genel seçim zaferimiz, bu zamana kadar AKP’nin oluşturduğu tüm olumsuzluklar ile hesaplaşma imkanını bize sağladı. CHP milletvekili Fikri Sağlar, Roboski katliamı için, Recep Tayyip Erdoğan için yüce divan önergesi getirirse elbette destekleriz. Fakat düşünün AKP hükümeti yine mecliste sandalyelerin büyük çoğunluğunu almış olsaydı, bugün kim Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için yüce divan çağrısı yapabilirdi? Bunu asla unutmamak gerektiğini düşünüyorum. Bu durumu küçümsemek yerine olanaklarını nasıl değerlendirmek gerekir buna kafa yormak gerekir.

Adalet bakanlığı makul inanç dedi

Adalet Bakanlığı, Anayasa Mahkemesi’ne Uludere savunmasını gönderdi

23.01.2015

Roboski’de (Uludere) savaş uçaklarının bombardımanı sonucu 34 kişinin ölümüyle ilgili Genelkurmay Asker Savcılığı’nın takipsizlik kararı vermesi üzerine, dava Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşınmıştı. Adalet Bakanlığı AYM’ye gönderdiği savunmada “Olayın içinde bulunduğu koşullar, güç kullanılmasını gerektiren makul bir inancın varlığını göstermelidir” dedi.

page_adalet-bakanligi-roboskide-34-insanin-katledilmesini-makul-inancla-savundu_670175452

Adalet Bakanlığı, Şırnak’ın Uludere İlçesi’nin Irak sınırında düzenlenen hava operasyonunda ölen 34 kişinin yakınlarının Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) yaptığı başvuru üzerine görüşünü mahkemeye gönderdi. Bakanlık, 28 sayfalık görüşünde, “Daha sonra bir hata olduğunun anlaşılması, kullanılan gücü otomatik olarak haksız hale getirmez. Aksini düşünmek, devlete ve kanun adamlarına görevlerini yaparlarken, belki de kendilerinin ve diğerlerinin yaşamlarına zarar verebilecek gerçekçi olmayan bir külfet yüklemek olur. Bununla birlikte olayın içinde bulunduğu koşullar, güç kullanılmasını gerektiren makul bir inancın varlığını göstermelidir” dedi.

Uludere’nin Irak sınırında 28 Aralık 2011 günü düzenlenen hava operasyonunda 34 kişinin ölümü ile ilgili Genelkurmay Askeri Savcılığı’nca yürütülen soruşturmada ’takipsizlik’ kararının verilmesi üzerine aileler AYM’ye başvurmuştu. AYM de konu ile ilgili Adalet Bakanlığı’ndan görüş alarak, ailelerden bakanlığın görüşü hakkında karşı görüş istedi. Ailelere karşı beyan talebi ile birlikte Adalet Bakanlığı’nın 28 sayfalık görüşü de gönderildi.

ASKER GÜÇ KULLANABİLİR ANACAK…

Adalet Bakanlığı, AYM’ye gönderdiği görüşünün, ’Yaşam hakkının ihlal edildiğine’ dair başlığında şu ifadeler yeraldı: “Güvenlik güçleri, bir terör veya yakalama operasyonunda, henüz fiili saldırıyla karşılaşmamış olsalar bile AİHM Sözleşmesinin 2’nci maddesi 2’nci fıkrasındaki amaçları gerçekleştirmek için güç kullanabilirler. Ancak, bu durumsa güç kullanmalarının o sırada geçerli gibi görünen sağlam sebeplere dayandığına dair samimi bir inançları bulunmalıdır. Daha sonra bir hata olduğunun anlaşılması, kullanılan gücü otomatik olarak haksız hale getirmez. Aksini düşünmek, devlete ve kanun adamlarına görevlerini yaparlarken, belki de kendilerinin ve diğerlerinin yaşamlarına zarar verebilecek gerçekçi olmayan bir külfet yüklemek olur. Bununla birlikte olayın içinde bulunduğu koşullar, güç kullanılmasını gerektiren makul bir inancın varlığını göstermelidir.”

Adalet Bakanlığı yazısında, görüşün Genelkurmay Başkanlığı’nın 29 Aralık 2014 yazısı ve ekindeki belgeler esas alınarak hazırlandığı, ihtiyaç duyulabilecek ek bilgi ve belgelerin Genelkurmay Başkanlığından istenilmesi hususunda takdirin Anayasa Mahkemesi’nde olduğu belirtildi.

Kaynak :t24

Asker, Roboski’de savaş hazırlığı mı yapıyor

Asker, Roboski’de savaş hazırlığı mı yapıyor ?

Yannis Vasilis Yaylali

Roboski köyü son olarak seçim öncesi, askeri özel birliklerin , Roboski yaylasında sınır ticareti yapan köylülerin onlarca katırlarını vurması ile gündeme gelmişti.Katırların vurulduğu o günden beri köylülerin sınır ticareti yapması engelleniyor .

cropped-yuruyus.jpg
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdogan ve AKP’nin seçim süreci politikalarına ve sonuçlarına bakıldığında, seçim süreci sonrası tekrar 90’lı yılların savaş süreci denemesi mı yapılacak soruları bir çok gazeteci tarafından dile getirilmişti.

Bu politikaların devamı olarak, özellikle PKK gerillalarının Haftanin kampının da bu bölge de olmasından dolayı , seçim öncesi askerin başlattığı gerginlik, ivmesi azalmadan devam ediyor.

Roboski’de yine askeri yığınak var. Yerel kaynaklardan alınan bilgiye göre, asker buraları devlet arazisidir diyerek, Roboski köylülerine yaylalarını kullanma izni vermiyormuş. Yine aynı haber kaynağımız Asker, Şerit yaylasında hayvanlarını otlayan çobana, burada ne arıyorsun diyerek darp etmeye kalktığını , daha sonra da çobanı tehdit ederek , şerit yaylasından uzaklaştırdıklarını söyledi.

HPG basın irtibat merkezi’nin ANF haber ajansı aracılığı ile paylaştığı şu bilgiler ” Son bir haftadan itibaren işgalci T.C ordusu Medya Savunma alanlarımızdan Heftanin alanı sınır hattında bulunan Yekmal karakolu yakınında bulunan eski karakollara yeniden yerleşmek için yoğun bir hareketlilik içerisine girmişlerdir.” yerel kaynaklarımız tarafından doğrulanmış ve halkın bu bölge de çok kaygılı olduğu da belirtilmiştir.

Roboski katliamında 55 hafta perşembe değerlendirmesi

Katliamın birinci yıl dönümü sona ermiş ve kış hükmünü Roboski,’de sürdürdüğü dönemde mücadele için bir karar vermemiz gerekiyordu.Bize her şey yapılan katliamın uluslararası niteliğini önümüze koyuyordu.Biz de bir araya gelerek bu saldırıya karşı daha örgütlü hareket etme kararı aldık.55. hafta da baslayan perşembe değerlendirmelerimiz tam da orgütlü saldırıya örgütlü bir cevap olma niteligini tasıyordu. https://www.youtube.com/watch?v=4eMfXSYXXyY

Bize her yer Roboski

a
Her yerde Roboski anması
On binlerce kişi Roboski katliamını lanetledi
HABER MERKEZİ (DİHA) –

Roboski Katliamının 3. yıl dönümünü alanlara çıkan on binlerce kişi katliamı bir kez daha lanetledi.

Roboski’de katliamın 3.yıl dönümü anması…..


Roboski Katliamının 3. yıl dönümünde katliamı lanetlemek için Mersin’de bir araya gelen binlerce kişi Mersin İstasyon Meydanı’nda bir araya geldi. “Dersim, Maraş, Newala Kasaba, Roboski “Makul” Şüphe “Makul” katliam”, “Komkojiya Roboski Şermezar Dikin”, “Uludere (Roboski) katliamı aydınlatılsın”, ” Roboski katliamını unutmadık hesap soracağız”, ” Maraş’tan Roboski’ye hep aynı hikâye, hesap soracağız” , pankartlarının arkasında İstasyon Meydanında bir araya gelen kitle “Roboski AKP’in kimliğidir”, “Ağıt, kan, para” dövizleri taşındı. İstasyon meydanında Roboski’de yaşamını yitiren 34 kişinin isimlerinin olduğu temsili tabutları barış anneleri tarafından taşındı. “Bîjî Serok Apo”, ” Öcalan”, “Şehît Namirin”, “Katil Erdoğan hesap verecek”, “Anaların gözyaşı katilleri boğacak”, “Katiller bulunsun hesap sorulsun”, “Roboski’yi unutma unutturma” sloganları eşliğinde İstiklal caddesini çift yönlü trafiğe kapatan kitle Özgür Çocuk parkına kadar yürüdü.

Yapılan konuşmaların ardından kitle beş dakikalık oturma eyleminin ardından sloganlar eşliğinde dağıldı.

ADIYAMAN

HDP ve DBP Adıyaman İl Örgütleri ise Roboski katliamı’nı DBP Adıyaman il binası önünden Demokrasi parkına kadar yaptıkları yürüyüş ile protesto etti. “3 yıl geçti Roboski’yi unutmayacağız hesabını soracağız”, “Kıryarên Roboski dıyarın! Dê hesap bıdın” pankartının açıldığı yürüyüşte, “Kerbela’da yezit Roboski’de faşist Rojava’da İŞİD”, “Roja reş Roboski” ve “Roboski’yi unutma” dövizleri taşındı. Esnafların alkışları destek verdiği yürüyüşte sık sık “Semsur uyuma Roboski’ye sahip çık”, “Biji berxwadana YPG/YPJ” ve “Biji serok Apo” sloganları attılırken, Demokarisi parkında yapılan açıklamayı HDP Adıyaman İl Eş Başkanı Fahriye Akbaba yaptı. Roboski katliamının kınayan Akbaba, Roboski Katliamı’nın üzerinden üç yıl geçtiğini, ancak sorumluların yargı önüne çıkarılmadığını ifade etti.

KAHTA

Aynı amaçla Adıyaman’ın Kâhta(Kolik) ilçesinde de DBP Kâhta İlçe Örgütü öncülüğünde Yüzüncü yıl Parkında bir araya gelen yurttaşlar burada basın açıklaması gerçekleştirdi. “Roboki’yi unutma unutturma” ve “Kâhta uyuma Roboski’ye sahip çık” sloganlarının atıldığı açıklamada, açıklama yapan HDP Kâhta İlçe Örgütü yönetim kurulu üyesi Emrah Varol, 3 yıl önce TSK savaş uçaklarıyla Roboski’de yapılan katliamı kınadıklarını belirtti.

VİRANŞEHİR

Urfa’nın Viranşehir ilçesinde Kışla Mahallesinde bulunan DBP ilçe binası önünde toplanan yüzlerce yurttaş, “Roboski katliamını 4 yıl değil failleri hesap vermeyene kadar unutmayacağız” yazılı dev bir pankart açtı. Buradan Maliye Parkı’na kadar düzenlenen yürüyüşe KESK, SES, Eğitim Sen, Tüm Bel-Sen, DİSK, Genel İş sendika yöneticileri ve üyeleri de destek verdi. “Şehid Namirin”, “Gençlik Apo’nun Fedaisidir”, “Bijî Berxwedana Kobanê” şeklinde sloganlarla Ceylanpınar Caddesi üzerinde bulunan maliye parkına geçen yurttaşlar adına açıklama yapan DBP ilçe Başkan vekili Ali Karaca, “17 ve 25 Aralık yolsuzluk operasyonlarında, bakan ve bakanların çocuklarına dokunulduğu için 800′e yakın polis görevden alındı. Fakat 34 can katledildi ve failleri özgürce dolaşıyor. Bizler bu katliamın takipçileri olacağız” diye konuştu.

İstanbul’da köprüye pankart asıldı

Sosyal bilimci, vicdani redçi Ercan Jan Aktaş Roboski katliamının yıl dönümu nedeni ile Haliç Metro Durağı’nın üstünde pankart açtı. “Roboski Katliamı 3. yılında, Katil Devlettir” ve Roboski’de yaşamını yitiren 34 yurttaşın isminin yazılı olduğu 10 metrelik pankartı açan Aktaş, roboski için duyarlılık çağrısı yaptı

DİYARBAKIR

Roboski katliamının yıl dönümünde KESK Diyarbakır Şubeler Platformu üyeleri, Kayapınar ilçesinde bulunan Roboski Anıtı önünde, 17′si çocuk 34 sivil andı. Yüzlerce kişinin katıldığı anmada, saygı duruşunda bulunuldu. Burada yapılan açıklama yapan KESK dönem sözcüsü Medeni Tuşti, Roboski’nin Kürt halkı için bir bellek olduğunu kaydederek, Roboski katliamını unutanların insanlığından şüphe etmesi gerektiğini söyledi. Tuşti, Roboski katliamının insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunu belirtti.

Çınar’da Roboski anması

Diyarbakır’ın Çınar ilçesinde de Roboski anması gerçekleştirildi. DBP İlçe Örgütü tarafından gerçekleştirilen anmaya, çok sayıda kişi katıldı. Açıklama, yapılan basın açıklaması ile son buldu.

Mezopotamya Hukukçular Derneği (MHD), Roboski katliamının yıl dönümünde Diyarbakır Adliyesi önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamaya, MHD Eş Başkanları Av. Serhat Eren ve Av. Gülşen Özbek, İHD üyesi avukatları, Diyarbakır Barosu üyesi avukatları ile çok sayıda MHD üyesi avukat katıldı. Açıklama öncesi adliye önünde çok sayıda polisin konumlandırılması dikkat çekti. Burada açıklamayı MHD Eş Başkanı Av. Serhat Eren yaptı. Eren, katliama ilişkin hükümet yetkililerinin sorumluları ortaya çıkaracağını taahhüt ettiğini ancak, katliamın üzerinden 3 yıl geçmesine rağmen olayı unutturma çabası içerisine girdiğini ve üstünün örtülmesi için elinden gelen her türlü çabayı gösterdiğini söyledi. Eren, TSK tarafından yapılan bombardımanın demokratik toplumlarda kabul edilemez olduğunu, uluslararası hukuk sözleşmelerine de aykırı olduğunu kaydetti.

Diyarbakır Barosu: Failler korundu

Diyarbakır Barosu Yönetim Kurulu adına Baro Başkanı Tahir Elçi yaptığı yazılı açıklama ile 28 Aralık 2011 tarihinde TSK’ya ait uçaklar tarafından 17′si çocuk 34 Kürt yurttaşın katledilmesine ilişkin yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, Roboski katliamının sorumlularının daha fazla zaman geçirilmeden adalet önüne çıkarılması ve hesap sorulması çağrısı yaptı. Açıklamada, Roboski soruşturması süreciyle, ceza hukukunun en basit kuralları bile gözardı edilerek, failler korunmuş, soruşturmayı yürüten adli-askeri soruşturma makamları da bu ağır suçun soruşturmasını sürüncemede bırakma, yasal görevlerini yapmaktan kaçınma suçun delillerini ortadan kaldırma biçiminde davranış sergilemişlerdir” denildi.

MİDYAT

Mardin’in Midyat ilçesinde DBP ilçe binası önünde bir araya gelen çok sayıda yurttaş, “Öldüren kazan bombalarınız adaleti de öldürmediyse adalet istiyorum”, ”Ne hovîtiya AKP, ne jî hovîtiya DAIŞ’ê ev der Kurdistan e, Berxwedan jiyan e” “Roboskî’nin faili belli, AKP!” pankartı açarak, Kardeşlik Parkı’na kadar yürüyüş gerçekleşti. Yürüyüşe, ilçede bulunan STÖ ve dernek temsilcileri de destek verdi. Kitle Kardeşlik Parkı’na vardıktan sonra, demokrasi ve özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenler anısına saygı duruşunda bululdu. Yürüyüş ardından yapılan açıklamada, Roboski katliamının faillerinin bir an önce ortaya çıkarılarak, cezalandırılmasını istedi.

Eğitim Sen’den eş zamanlı Roboski açıklaması

Eğitim Sen’in Kürdistan’da bulunan temsilcilikleri eş zamanlı olarak Roboski katliamının faillerinin ortaya çıkarılması için basın açıklaması ve basın toplantısı düzenledi. Bugüne kadar katliamın faillerinin yargılanmayıp, aklanmasına tepki gösterilen açıklamada, “Üç yıldır tek bir kişi bile yargılanmadı. Devletin demirbaş listesine kayıtlı bombalarla yaşamları ellerinden alınan insanlar için adalet talebi hala yerine gelmedi. Roboski`de devletin gözetiminde işlenen cinayetin hesabı henüz sorulmadı. Bizler emek ve demokrasi güçleri olarak ilk günden beri Roboskili kadınların ve çocukların yanında olan emek ve demokrasi güçleri olarak devlete ve iktidardakilere seslenmek istiyoruz ‘Unutmadık, unutmayacağız!” ifadesine yer verildi.

Siirt’te kitlesel Roboski anması

HDP Siirt il binası önünde düzenlenen anma açıklamasına, HDP ve DBP İl, ilçe ve belde yöneticileri, belediye eş başkanları, Siirt ve Diyarbakır barış anneleri meclisi üyeleri, çok sayıda STÖ temsilcisi, il genel ve belediye meclis üyelerinin yanı yüzlerce yurttaş katıldı.
“Şehit namirin”, “katil devlet hesap verecek”, “Katil Erdoğan” sloganlarının atıldığı, “em ji bir nakin, nadin ji birkirin”, “Dün Halepçe, bugün Roboski yarın neresi”, “”Unutursak kalbimiz kurusun, Roboski için adalet istiyoruz” pankartları ve katledilen 34 yurttaşın fotoğrafının açıldığı açıklamada, HDP il yöneticisi Siyabent Yılmaz konuştu.

Yapılan konuşmanın ardından kitle, slogan, alkış ve ıslıklar eşliğinde 5 dakikalık oturma eylemi gerçekleştirdi.

Siirt KESK Şubeler Platformu da yaptığı yazılı açıklama ile Roboski katliamını kınayarak, katliam sorumlularının bir an önce yargı önüne çıkarılması çağrısı yapıldı.

Japonya’da Roboski anması

Japonya’da bulunan Kürtler de Japonya Kürt Kültür Derneği’nde bir araya gelerek, Roboski katliamında TSK’nın savaş uçakları ile katledilen 17′si çocuk 34 Kürt yurttaşı yaptığı anma ile anarken, Roboski katliamının faillerinin bir an önce açığa çıkarılması çağrısı yaptı.

Baykan’da Roboski’ye adalet istendi

HDP Baykan(Xana Hawêl) İlçe Örgütü, Roboski katliamında yaşamını yitiren 34 Kürt’ün faillerinin bulunması ve yargılanması amacıyla basın açıklaması gerçekleştirdi. HDP ilçe binası önünde gerçekleştirilen açıklamaya, HDP’li yöneticileri ve çok sayıda yurttaş katıldı. Açıklamada, Roboski katliamının faillerinin açığa çıkarılması çağrısında bulunuldu. HDP ilçe binasına asılan siyah bez dikkat çekti.

Mazıdağ’da Roboski için iki koldan yürüyüş

Roboski için Mazıdağ’da Gündoğan ve Kayalar mahallelerinden iki koldan yürüyüşe geçen kitle, Cumhuriyet Meydanı’nda bir araya geldi. Kitle, yürüyüş boyunca “Roboskiyi unutmadık, unutmayacağız, Roboski’yi unutursak kalbimiz kurusun” pankartı açılırken, sık sık “Roboski dram değil katliamdır, katledilen 34 can burada” sloganları atıldı. Yürüyüş, gerçekleştirilen saygı duruşu ile sona erdi.

Kızıltepe’de 34 resim

Mardin’in Kızıltepe ilçesinde de KESK tarafından gerçekleştirilen Roboski anması öncesi Özgürlük Meydanı’nda bulunan ağaç ve havuzlara Roboski katliamında yaşamını yitirenlerin resimleri asıldı. Ayrıca anma kapsamında ağaçların altına yanık ayakkabılar ve katliamda yaşamını yitirenlerin adının bulunduğu bir pankart bırakıldı.

Ardından içerisinde KESK üyeleri, seçilmişler ve STÖ temsilcilerinin de bulunduğu, yüzlerce kişi tarafından Özgürlük Meydanı’nda basın açıklaması gerçekleştirildi. Açıklamada, katliamın failleri kınandı.

HDK: Bir köyle birlikte Kürt halkının yüreği yandı’

Halkların Demokratik Kongresi HDK Eş Sözcüleri Sebahat Tuncel ve Ertuğrul Kürkçü Roboski katliamının 3 yıl dönümü vesilesiyle yazılı açıklama yayınladılar. 3 yıl önce devlet ve hükümet yetkililerinin bilgisi dahilinde günlük 40-50 lira kazanmak için, sınır ticareti yapan köylülerin vurulduğu ve yetkililerin “terörist sandıldığı için bombaladığı” sözleriyle de suçlarını ittiraf ettikleri belirtilerek, 35 yurttaşı katleden Hükümetin; katliamı gerçekleştiren asker, sivil, bürokrat ve siyasetçi sorumluları cezalandırmak yerine bir özür bile dilemediği ifade edildi. HDK, “Kimseye idari soruşturma dahi açılmadı, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma sonunda görevsizlik kararı verildi. Genelkurmay Askeri Savcılığı kararı ise takipsizlik oldu. Meclis Komisyonu HDP vekillerinin şerhlerine rağmen, AKP’lilerin ağırlığı ile katliamın örtülmesi için raporunu hazırladı. 3 yıl önce bugün 35 yurttaşını öldüren Hükümet, sorumluları yargılamak ve cezalandırmak yerine Roboski köylülerini cezalandırmayı seçti” dedi. “3 yıl önce bugün, bir köyle birlikte Kürt halkının yüreği yangına döndü” denilen açıklamada, Kürt halkının Roboski katliamı ile bir kez daha devletin yok etme, politikaları açığa çıktığını söyledi.

‘Devletin ne ilk ne de son katliamı oldu’

HDK açıklamasında şu görüşlere yer verildi:

“35 yurttaşın devlet tarafıdan öldürülmesiyle katliamlarla dolu Türkiye tarihine bir yenisi daha eklendi. Devlet destekli ya da devletçe yapılmış Çorum, Maraş, Dersim, Sivas ve daha nicesinin yanına bir yenisi daha eklendi. Yıllar önce ve bugün yapılan katliam Hükümet ve devlet politikalarının ne ilk ne de son katliamı oldu. Geçen 3 yıl zarfında sadece Gezi direnişinde sekiz, Kobanê protestolarında kırkın üzerinde kişi AKP Hükümetinin şiddeti ile öldürüldü, yüzlerce kişi yaralandı. Halkların Demokratik Kongresi olarak, Roboski halkı ile beraber Kürt halkının acısının dinmeyeceğini, ancak azalmasının yolunun adaletin yerine gelmesinden geçtiğini biliyoruz. HDK olarak, emri veren ve uygulayan, askeri ve siyasi tüm sorumluların bulunması ve cezalandırılmasının takipçisi olmaya devam edeceğiz.”

İZMİR

İzmir’deki ilk etkinlik İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi tarafından Konak’taki Sümerbank önünde yapıldı. “Roboski’yi unutmadık unutmayacağız” yazılı pankartı açan İHD’liler adına konuşan Ayşe Buzludağ, Aralık ayının katliamlar ayı olduğunu vurguladı. Buzludağ yeni katliamların olmaması için söz verilmesi gerektiğine dikkat çekerek kapatılan davanın yeniden açılmasını istedi.

İzmir’deki diğer eylem de HDP İzmir İl Örgütü tarafından gerçekleştirildi. Konak Pier önünde toplanan kitle, “Roboski katliamını unutmadık” yazılı pankart ve katliamda yaşamını kaybedenlerin fotoğrafları ile, Konak Eski sümerbank önüne yürüdü. Burada konuşan İl Başkanı Cavit Uğur “Roboski Katliamı, halklarımızın ortak yaşama iradesine, Kürt halkının demokrasi, özgürlük ve eşitlik taleplerine indirilmiş zalimane bir darbe olarak hala aydınlatılmayı bekliyor. İnsanlık dışı uygulamaları yok saymak, unutturmak ya da üstünü kapatmak mümkün değildir. Bu konu açıklığa kavuşana, siyasi ve askeri sorumlular yargılanıp ceza alana kadar susmayacağız” dedi

İzmir’deki açıklama, oturma eylemi ile sona erdi.

AYDIN

Roboski Katliamının 3′üncü yıldönümü nedeniyle HDP Aydın İl Örgütü’nün düzenlediği basın açıklamasına binlerce yurttaş katıldı. Çok sayıda yurttaş HDP Aydın İl binası önünde bir araya gelerek Kent Meydanı’na yürüdü. Sevgi Yolu Sokağı’nda basın açıklamasını okuyan HDP İncirliova Eş Başkanı Emine İğici, “HDK ve HDP olarak emri veren ve uygulayan asker ve siyasi tüm sorumluların bulunması ve cezalandırılmasının takipçisi olamaya devam edeceğiz” dedi.

Basın açıklamasının ardından 5 dakikalık oturma eylemi yapıldıktan sonra hayatını kaybeden 34 yurttaşın isimleri okunarak anıldı.

BODRUM

Roboski’de 34 yurttaşın F16 uçaklarıyla katledilmesini protesto eden HDP Bodrum İlçe örgütüne 50 kişilik bir grup ırkçı saldırıda bulunmak istedi. HDP Bodrum İlçe binası önünden Belediye binası önün HDP’liler burada basın açıklaması yaptıkları sırada ellerinde Türk Bayrakları bulunan 50 kişilik bir grup ırkçı sloganlara attı. Baskılara karşı basın açıklamasını yapan HDP’liler 5 dakikalık oturma eylemi yaptı. Bu sırada ırkçı grup HDP’lilere saldırmak istedi olayerinde bulunan Çevik Kuvvet ekipleri ırkçı grubun önünü kesi.

Bodrum Belediye binası önündeki gerginlik devam ediyor.

MANİSA

Manisa merkez Yunus Emre ilçesi, Horozköy eski pazar yerinde bir araya gelen çok sayıda kişi hazırlamış oldukları temsili 34 tabutu omuzlarına alarak, Fevzi Çakmak mahalesi, mezarlık meydanına kadar yürüyüş gerçeleştirdi. Yapılan yürüyüşte “Roboski halkı yanlız değildir”,”Katil devlet hesap verecek”,”Şehit namırın” sloganları atıldı. Mezarlık meydanında HDP Yunus Emre ilçe başkanı Seracettin Hesas basın açıklaması yaptı.
Manisa Manolya Meydanı’nda bir araya gelen Manisa Emek, Demokrasi ve Barış platformu üyeleri de Roboski katliamının yıl dönümünü yaptıkları basın açıklaması ile protesto etti. Eğitim-sen şube başkanı Metin Demirel, “Maraş, 19 Aralık cezaevleri , Roboski katliamlarını unutmuyoruz, unutturmayacağız” dedi.

YÜKSEKOVA

Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde HDP ve DBP öncülüğünde, Roboski Katliamı ve Şırnak’ın Cizre ilçesinde yaşanan olayları protesto etmek amacıyla yürüyüş düzenledi. DBP ilçe binası önünde bir araya gelen ve aralarında siyasi parti, sivil toplum örgütü ve sendika temsilcilerinin de bulunduğu 10 bine yakın kişi, “Em komkujiya Roboskiyê şermezar dikin. Kujerên Roboskiê bila demildest werin eşkerekirin. Gelê Geverê her tim li gel we ne” ile üzerinde Roboski’de yaşamını yitiren 34 yurttaşın fotoğraflarının yer aldığı, “Roboski Katliamı’nı kınıyoruz” pankartları eşliğinde eski cezaevi kavşağına doğru yürüyüşe geçti. Yoğun polisiye önlemlerinin alındığı ilçede “Bıjı berxwedana Cizîzê”, “Cizre halkı yalnız değildir”, “Cizre’ye uzanan eller kırılsın”, “Bijî serok Apo” sloganları eşliğinde Oslo Oteli’nin önüne varan kitle, Roboski’de yaşamını yitirenlerin anısına saygı duruşunda bulundu.

Ardından söz alan Gever Demokratik Toplum Meclisi Eş Başkanı Şerafettin Dede, Cizre’de yaşananları hatırlatarak, AKP’nin karar vermesi gerektiğine işaret etti. Daha sonra söz alan HDP İlçe Eş Başkanı Ferman Öztunç, Roboski ve Cizre’de yapılan katliamlarını kınadı.

ŞEMDİNLİ

Hakkari’nin Şemdinli ilçesinde, 34 yurttaşın yaşamını yitirdiği Roboski Katliamı’nın 3’üncü yıl dönümü nedeniyle esnaf kepenk açmadı. İlçede, nöbetçi eczane ve fırınların dışında hiçbir esnaf iş başı yapmadı.

BULANIK

Muş’un Bulanık ilçesinde, 34 yurttaşın katledildiği Roboski Katliamı’nın 3’üncü yıl dönümü nedeniyle kitlesel yürüyüş düzenlendi. DBP ilçe binası önünde bir araya gelen yüzlerce kişi, Aslanpaşa Caddesi’ne doğru yürüyüşe geçti. DBP ve HDP ilçe yöneticilerinin de katıldığı yürüyüşte sık sık, “ Roboskililer mezarda katilleri dışarıda”, “ Susma sustukça sıra sana gelecek”, “Biji Serok Apo”, “Roboskiyi unutma, unutturma” sloganları atıldı. Yürüyüşün ardından “Çerxa Şoreşe” marşı eşliğinde saygı duruşunda bulunulmasının ardından HDP İlçe Eş Başkanı Selvi Kaya kıtle adına açıklama yaptı. Kürdistan coğrafyasında yaşanan yüzlerce katliamdan birisinin de 28 Aralık 2011 de Roboski’de yapıldığını hatırlatan Kaya, katliamı gerçekleştirenlerin cezasız bırakıldığı gibi AKP Hükümeti tarafından ödüllendirildiğini söyledi.

Açıklama ardından kitle yürüyüş halinde ilçe binasının önüne gelerek dağıldı.

VARTO

Muş’un Varto ilçesinde, DBP ve HDP ilçe örgütleri öncülüğünde bir araya gelen yüzlerce kişi, Roboski Katliam’ını yürüyüşle protesto etti. DBP ilçe binası önünde başlayan yürüyüşe belediye eş başkanları, sivil toplum örgütü temsilcileri ve yüzlerce kişi katıldı. “Katliamı lanetliyoruz”, “Roboski için adalet” pankartları ve ” Katil AKP”, ” Em jı Roboski bîrnakin” dövizlerini taşıyan kitle, “Katil devlet hesap verecek”, ” Kürdistan faşizme mezar olacak” sloganları atarak Mordem Kültür Merkezi önünde kadar yürüdü.

Yürüyüş ardından saygı duruşunda bulunan kitle adına açıkalma yapan HDP ilçe yöneticisi Mustafa Doğan, Roboski Katliamı’nın devlet tarafından gerçekleştirildiğine dikkat çekerek, Cumhuriyet tarihi boyunca Kürtlere yönelik gerçekleştirilen katliamları sıraladı.

Açıklamanın ardından kitle, “Bijî serok Apo” sloganları eşliğinde dağıldı.

AĞRI

Ağrı’da, Roboski Katliamı’nın 3’üncü yıl dönümü nedeniyle anma etkinliği düzenlendi. Karizma Düğün Salonu’nda düzenlenen anmaya, DBP, HDP, KESK, DİSK, İHD, KURDİDER, Eğitim Destek Evi ve belediye yönetici ve temsilcilerinin yanı sıra yüzlerce kişi katıldı. “Çerxa Şoreşê” eşliğinde yapılan saygı duruşunun ardından söz alan DBP İl Başkanı Necmettin Efe, 33 kurşun, Zilan, Dersim, Ağrı ve Roboski katlamalarının faillerinin ortaya çıkarılmadan kardeşlikten bahsedilemeyeceğine işaret etti.

ERZURUM

DBP Erzurum İl Örgütü öncülüğünde, yapılan etkinlikler ile Roboski Katliamı’nın failleri kınanarak, katledilen 34 yurttaş anıldı. Yakutiye ilçesi Mahallebaşı’nda bulunan DBP il binası önünde bir araya gelen ve aralarında HDP, HDP, İHD, Eğitim Sen, Eftelya Kültür Sanat Derneği üye ve yöneticileri, üniversite öğrencilerinin de bulunduğu yüzlerce kişi, Roboski’de katledilen 34 yurttaşın fotoğrafı, “Roboki katliamını unutmadık unutturmayacağız” ve “19 Aralık’ta hapishanelerde Maraş’ta Soma’da Ermenk’te Roboski’de katleden devlettir uzlaşmayacağız barışmayacağız hesap soracağız” pankartlarını taşıyarak, “Katil devlet hesap verecek”,”Roboski’nin hesabı mahşere kalmaz” ,” Bijî Serok Apo “ ve ” PKK halktır halk burada” sloganları eşliğinde mahalle meydanına kadar yürüdü.

Ardından yaşamını yitirenlerin anısına durulan saygı duruşunun ardından kısa bir açıklama yapan DBP İl Eş Başkanı Mizgin Sayan Aksoy, Roboski Katliamı’nın üzerinden geçen zamana işaret ederek, AKP Hükümeti’nin Kürt sorununa askeri çözüm ısrarlarının sonucu olarak katliamların yaşandığına vurgu yaptı.

Açıklama ardından üniversite öğrencileri Roboski Katliamı’nın canlandırdı. Canlandırma ardından sloganlar eşliğinde DBP il binasına geçen kitle katliamda yaşamını yitirenler anısına yapılan sinevizyon gösterimini izledi.

KONYA

HDP Konya il örgütü, Roboski katliamının yıl dönümü nedeniyle Eğitim Sen Konya Şubesi’nin önünde basın açıklaması yaparak, katliamda yaşamını yitirenleri andı. Açıklamaya HDP Konya eş başkanları, il yöneticileri, STK’lar ve Selçuk üniversitesi öğrencileri katıldı. Polis ablukaya aldığı kitle, katliamda hayatını kaybeden 34 kişinin isimlerinin bulunduğu ‘Roboski’den yükselen çığlık, Adalet istiyoruz’ yazılı pankart açtı. Sık sık “Şehit Namirin”, “Roboskiyi unutma unutturma” , “Roboski’den Soma’ya hesap verecekler” sloganı attı. Selçuk üniversitesi öğrencilerinin hazırladıkları gösteri ile katledilen 34 insan temsili olarak andılar.

Bu arada etrafta toplanan ülkücü bir grup ise, tekbir getirerek eyleme sözlü saldırıda bulundu. Kitlenin, “Şehit Namirin” sloganları ile karşılık verdiği saldırı girişimi fiziki çatışmaya dönüşmedi. Ancak ülkücü grup eylemin yapıldığı Eğitim Sen binasının önünde uzun süre bekledikten sonra dağıldı.

HDP Konya Eş Başkanı Nurhal Erkal, katliama dikkat çekerek, sorumluların açığa çıkmaması için AKP hükümetinin özel bir çaba sergilediğini söyledi. “Roboski Katliamı, Kürt halkına yönelik özel savaş politikalarının bir sonucudur, son derece planlı ve bilinçli yapılmıştır” diyen Erkal, katliamın sorumlusunun AKP olduğunu söyledi.

NİĞDE

Niğde HDP İl Başkanlığı önünde toplanan ve “Roboski’yi Unutma Unutturma Hesap Sor” pankartını açan kabalık grup hükümet meydanına doğru sloganlarla yürüyüş düzenledi. Roboski katliamında hayatını kaybedenlerin birer kırmızı karanfil ile siyah bir zemin üzerinde sembolize edildiği eylemde, hayatını kaybedenler anısına saygı duruşu yapıldı. HDP Niğde İl Eşbaşkanı Göksel Rıza Özkan, Roboski’yi unutmadıklarını ve hesabını soracaklarını bildirdi. Kitle ardında HDP İl binasında katliamı anlatan sinevizyon gösterimi izledi.

ÇORUM

Çorum’da da HDK Gençlik Meclisi ve HİTİT Üniversitesi Özgür Öğrenci Derneği katliamı kınadı. Yapılan eylemde olayın yaşanmasına ilişkin öğrenciler temsili gösteri yaparken, oturma eylemi ile hükümetin yaklaşımı protesto edildi. Özdoğanlar kavşağından sloganlarla Pirbaba Çamlığına yürüyen grup burada basın açıklaması yaptı. Grup adına konuşan Ali Akaya, “Roboski hepimizin kanayan yarasıdır. Orada ölen insanların faili devlettir. Ölen her canın hesabını soracağız. Hiç bir güç bu olayın üstünü kapatamaz katiller er yada geç halka hesap verecektir” diye konuştu.

ADANA

HDP Adana İl Örgütü, Roboski’de 34 sivil yurttaşın savaş uçakları ile bombalanarak katledilmesinin üzerinden 3 yıl geçmesine rağmen faillerin ortaya çıkarılmayarak, katliamın unutturulmaya çalışılmasını protesto etti. Adana’da 5 Ocak Meydanı’nda bir araya gelen yüzlerce yurttaş, “Unutursak kalbimiz kurusun” pankartı açarak, “Katil devlet hesap verecek” ve “Roboski’yi unutma unutturma” sloganları eşliğinde İnönü Parkı’na kadar yürüyüş gerçekleştirdi. Kadın katılımın yoğun olduğu protestoda yurttaşlar faillerin ortaya çıkarılarak, devletin hesap vermesini istedi.

Yapılan konuşmaların ardından beş dakikalık oturma eylemi yapılarak, “Şehid na mırın” sloganları ile eylem son buldu.

ANTALYA

Emek ve Demokrasi Güçleri’nin çağrısıyla Muratpaşa ilçesi Kapalıyol Halk Bankası önünde bir araya gelen yüzlerce kişi, Roboski’de katledilen 34 yurttaşı andı. “Roboski katliamını unutmadık unutturmayacağız” pankartının açıldığı ve “Roboski jı bir neke u nede birkırın” “Dün maraş bugün Roboski” yazılı dövizlerle yürüyüş yapan kitle sık sık “Katil devlet hesap verecek” “Roboski’nin hesabı sorulacak” sloganları attı. Kapalıyol’dan Cumhuriyet Meydanı’na yürüyen kitle özgürlük ve demokrasi mücadelesinde yaşamını yitirenler için saygı duruşunda bulundu. Saygı duruşunun ardından Emek ve Demokrasi Güçleri adına basın açıklamasını HDP Antalya il Başkanı Şemsettin Kalay yaptı.
Basın açıklamasının ardından sloganlar eşliğinde anma son buldu.

İSTANBUL

İHD İstanbul Şubesi, Roboski’ de yapılan katliamın 3′ üncü yıldönümü dolayısıyla katliamda yaşamını yitiren 34 yurttaşı anmak ve sorumlularının yargılanması talebiyle Taksim Tünel Meydanı’ ndan Galatasaray Lisesi önüne yürüyüş düzenledi. “Roboski’ye adalet failler yargılansın” pankartının açıldığı ve yüzlerce yurttaşın katıldığı yürüyüşte üzerinde katliamda yaşamını yitirenlerin isimlerinin yazılı olduğu 34 siyah tabut omuzlarda taşındı. Yürüyüşün ardından konuşan İHD İstanbul Şube Başkanı Abdulbaki Boğa, devletin katliamı unutturmaya çalıştırdığına dikkat çekerek, “Biz de ant içiyoruz ki bu katliamı unutmayacağız ve unutturmayacağız” dedi.

Öte yandan Vicdani Ret Derneği üyeleri de, “Em jı bir nakın, Roboski vicdanızmızdır” pankartını açarak “Reddet reddet Roboski için reddet” sloganını atarak eyleme destek verdi.

YALOVA

Aralarında Yalova Emek ve Demokrasi Platformu, HDP Yalova İl Örgütü ve Devrimci Demokrat Öğrencilerin bulunduğu yüzler kişi, Roboski katliamında yaşamını yitiren 34 yurttaşı anmak amacıyla Yalova merkez caddesinde düzenlemek istediği yürüyüşe polis müdahalede bulunarak 3 kişiyi darp ederek gözaltına aldı. Müdahalenin ardından yurttaşlar basın açıklaması yapamadan dağılmak zorunda kaldı.

KOCAELİ

Halkların Demokratik Kongresi Darıca ilçe Meclisi, Roboski Katliamını kınamak amacıyla yürüyüş gerçekleştirdi. Yürüyüşe DBP PM üyesi Mehmet Ali Alçınkaya, HDP, EMEP, ESP Darıca ilçe temsilcileri, HDK Kocaeli İl Meclisi, Kocaeli İHD temsilcisi ve Roboski’de katledilenlerden Nevzat ve Şervan Encü’nün ablası Halide Encü Ağma ile yüzlerce Darıcalı katıldı. HDP İlçe binası önünde başlayan yürüyüşte “Roboski katliamını unutma unutturma”, “Maraş’ı unutmadık unutmayacağız” pankartları açıldı. Darıca Saat Kulesi önünde son bulan yürüyüşten sonra demokrasi ve özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenler için saygı duruşunda bulunuldu. Saygı duruşunun ardından yapılan basın açıklamasında katliam kınanırken mücadelenin birleştirilmesi için çağrıda bulunuldu.

Açıklamaların ardından eylemler son buldu.

ÇANAKKALE

Emek ve Demokrasi Güçleri ile Çanakkale HDK Gençliği Golf Çay Bahçesinde bir araya gelerek kordon boyu “Roboski’den Maraş’a Katil Devlet Her Yerde” sloganlarıyla yürüdü.

Serdem Pir Özgür Öğrenci Derneği’nden hazırladığı tabutlarla kordon boyuna çıkmak isteyen öğrencilere polis müdahale ederek tabutlara el koydu. Engellemenin ardından tabutları derneğe bırakarak yürüyüşe geçen kitle polisin yoğun engellemelerine rağmen Golf Çay bahçesi önünde bir araya geldi. Yürüyüşe geçen kitle sık sık “Disa Disa Serhıldan, Azadiya Kurdîstan” sloganları atarak Truva Atı önüne kadar yürüdü. Truva Atı önünde ortak basın açıklamasını okuyan Mehmet Yavaş “Devletin kirli politikalarını halka indirgeyip bir kültür, ırk, cinsiyet doğa karmaşası yarattığını bilmekteyiz. Maraş, Çorum, Sivas, Roboski, Gezi, Soma, Ermenek ve Kobané de bunun örnekleridir. Bizler bu katliamların takipçisi olacağız ve muhakkak hesabını soracağız” dedi.

Yürüyüş basın açıklamasından sonra sloganlarla son buldu.

Silvan’da Roboski yürüyüşüne polis engeli

Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde, DBP İlçe Örgütü öncülüğünde Roboski katliamını protesto etmek amacıyla yürüyüş gerçekleştirildi. Silvan Belediyesi önünde bir araya gelen çok sayıda yurttaş, “Roboski’yi unutmadık, unutturmayacağız” yazılı pankartı alarak “Rojava Marşı” eşliğinde yürüyüşe geçti. Sık sık “Susma sustukça sıra sana gelecek” ve “Direne direne kazanacağız” sloganları eşliğinde yürüyen kitlenin önü polisler tarafından Karabehlülbey Caddesi üzerinde TOMA, akrep tipi zırhlı araçlar ve çevik kuvvet polisleri tarafından kesildi. Polisin kaymakamlığın talimatıyla yürüyüşe kesinlikle izin verilmeyeceği belirtilmesi üzerine kitle cadde üzerinde oturma eylemine geçti. Gerçekleştirilen oturma eyleminin ardından bu defa Feridun Mahallesi’ne yürüyüş gerçekleştirdi. Mahallede kitle, sloganlar eşliğinde dağıldı.

DBP Bismil İlçe Örgütü, Roboski katliamı’nın yıl dönümü ve Cizre’de yaşanan çatışmalarda 3 yurttaşın yaşamını yitirmesini protesto etmek amacıyla yürüyüş düzenledi. DBP ilçe binasından Bismil Belediyesi’ne kadar gerçekleştirilen yürüyüşte PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın büyük posteri ve Roboski katliamında yaşamını yitirenlerin resimleri açıldı. Sloganlar eşliğinde belediye binasına varan kitle, yapılan açıklama ardından dağıldı.

Ergani’de yürüyüş

Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde Ergani’de Demokrasi Platformu Bileşenleri, Roboski katliamını protesto etmek amacıyla DBP ilçe binası önünde toplanan yüzlerce kişi, “Roboski Halkı Yalnız Değildir Roboski’yi Unutmayacağız Hesap Soracağız” pankartı eşliğinde eski hükümet konağı binasına kadar yürüyüş gerçekleştirdi. Yürüyüşe katılanların siyah elbiseler giymesi dikkat çekerken, gerçekleştirilen saygı duruşu ardından gerçekleştirilen açıklamanın ardından kitle dağıldı.

VAN

DBP Van İl Örgütü öncülüğünde toplanan binlerce kişi, 28 Aralık 2011′de TSK uçakları tarafından katledilen 34 Roboskili yurttaşı anmak ve katliamı kınamak amacıyla yürüyüş düzenledi. Sebze halinde bir araya gelen ve aralarında DBP, HDP il ilçe yöneticileri, MEYADER, TUYAD-DER, Barış Anneleri Meclisi temsilcileri, DÖKH aktivistlerinin de bulunduğu binlerce kişi, “Roboski katliamının hebasını sormak için demokratik mücadeleye” ve “Halk Roboskiyi unutmayacak, unutmadıkça örgütlenecek, örgütlendikçe özgürleşecek” pankart ve Roboski’de katledilen 34 yurttaşın fotoğraflarının yer aldığı 34 temsili siyah tabutu taşıyarak, “Şehit namırın”, “Kürt halkı uyuma onuruna sahip çık”, “Biji Serok Apo”, “Her Kürt gerilla doğar”, “Katil devlet Roboskiye adalet” sloganları eşliğinde yürüyüşe geçti. 2 Nisan Kavşağı’nda polisler tarafından durdurulan kitle, yapılan görüşmelerin ardından yeniden sloganlar eşliğinde yürüyüşüne devam etti. Aydın Perihan AVM önüne varan kitle, demokrasi ve özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenlerin anısına saygı duruşunda bulundu.

Ardından kitle adına açıklama yapan Barış Anneleri Meclisi üyesi Asya Erbaş, Türk devletinin Kürdistan üzerinde uyguladığı ekonomik talan, askeri işgal, siyasi ve kültürel soykırım politikalarına işaret etti. Bu faşist sömürgeci zihniyetin Roboski’de 34 yurttaşı barbarca katlettiğini söyleyen Erbaş, “Roboski katliamının altında yatan gerçeklik kesinlikle AKP’nin büyük Kürt düşmanlığı zihniyetini oluşturmuştur. Roboski katliamı savaş kurallarına dahi saygı gösterilmeden son derece planlı ve bilinçli yapılmıştır. Katliamın planlayıcısı ve karar veren gücü Erdoğan ve AKP hükümetidir” diye konuştu.

Konuşmanın ardından kitle 5 dakikalık oturma eylemi gerçekleştirdi. Ardından yeniden DBP il binası önüne kadar yürüyen kitle, sloganlar eşliğinde dağıldı.
ERZURUM

Erzurum’un Hınıs ilçesinde DBP ilçe örgütü gençliği Roboski katliamını yürüyüş ve ardında yapılan açıklamayla kınandı. DBP ilçe örgütünden Cumhuriyet caddesinde bulunan Atatürk meydanına kadar yapılan yürüyüşte “Roboski katliamını kınıyoruz” pankartı ve “Roboski katliamını unutmadık”,”Roboski’nin hesabı sorulacak” dövizleri taşındı. Yürüyüş esnasında kitle sık sık “Katil devlet hesap verecek”,”Bıji serok Apo” ve “Şehit namırın” sloganları atıldı.
Meydanda yapılan açıklamada konuşan Bager Fırat,Roboski’de Türk devletinin katliamcı bir devlet olduğunu bir kez daha gördüklerini vurgulayarak AKP, hükümetinin bu katliamlar karşısında 3 maymunu oynadığını söyledi.
Eylem, yapılan 10 dakikalık oturma eyleminden sonra son buldu.

İZMİR

İzmir Müzisyenler Derneği (İMD), Roboski Katliamı’nı yıldönümünde protesto etmek için Karşıyaka Metro İstasyonu önünde basın açıklaması düzenledi. Siyasi parti ve sivil toplum kuruluşları temsilcilerinin de katıldığı açıklamada üzerinde Roboski Katliamı’nda yaşamını yitiren yurttaşların fotoğraflarının bulunduğu “Roboski için adalet istiyoruz” yazılı pankart açıldı.

Dernek adına açıklama yapan Zahide Hundarı, bu katliamın üzerinden 3 yıl geçmesine rağmen halen olayın aydınlatılamadığını tek bir tutuklu dahi olmadığını ifade ederek, İzmirli müzisyenler olarak Roboski Katliamı’nın bir an önce aydınlatılmasını ve sorumluların yargılanmasını istediklerini söyledi. Açıklamanın ardından Roboski Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin anısına müzik dinletisi yapıldı.

Öte yandan Aliağa ve Dikili’de de Roboki Katliamı’nda yaşamını yitirenler için anma etkinlikleri düzenlendi. Yapılan etkinliklerde Roboski Katliamı’nın unutturulmayacağı ve hesabının sorulacağı vurgulandı.

BİTLİS

DBP Bitlis Gençlik Meclisi üyeleri, Roboski katliamını kınamak için Kurabulak Mahallesi’nde bulunan Destek Toplum Merkezi’nde sinevizyon gösterimi gerçekleştirdi. Gösterimin yapıldığı salona “Faşizmi döktüğü kanda boğacağız” pankartı ve PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın posterleri asıldı. Yurttaşların yoğun ilgi gösterdiği sinevizyon
gösterimi öncesi Roboski’de yaşamını yitiren 34 yurttaş için saygı duruşunda bulunularak, “Çerxa Şoreşê” marşı okundu. Ardından konuşan DBP Gençlik Meclisi üyesi Sidar Yıldız, Maraş’tan Çorum’a, Lice’ye, Soma’dan Roboski’ye kadar devletin katliamlar yaptığını ve bu katliamların yıllardır üstünü örtmek için uğraştığını belirtti. Yapılan

konuşmaların ardından sinevizyonun gösterimi yapıldı.

NORŞİN

Bitlis’in Norşin ilçesinde ise, 34 yurttaşın katledildiği Roboski Katliamı’nın 3′üncü yıl dönümü nedeniyle kitlesel yürüyüş düzenlendi. DBP ilçe binası önünde bir araya gelen yüzlerce kişi Roboski Meydanı’na kadar yürüyüşe geçti. DBP ve HDP ilçe yöneticilerinin de katıldığı yürüyüşte sık sık, “Roboskililer mezarda katilleri dışarıda”, ” Susma sustukça sıra sana gelecek”, “Biji Serok Apo”, “Roboskiyi unutma, unutturma” sloganları atıldı. Yürüyüşün ardından “Çerxa Şoreşe” marşı eşliğinde saygı duruşunda bulunuldu.

İSTANBUL

HDP İstanbul İl Örgütü, Roboski katliamında yaşamını yitiren 34 yurttaşı anmak için Saraçhane Parkı’nda bir araya geldi. HDP İstanbul Milletvekilleri Sebahat Tuncel ile Levent Tüzel, DBP İstanbul il Eş Başkanı Emrullah Bingül, ESP Genel Başkanı Sultan Ulusoy, HDP bileşenleri ve çok sayıda yurttaş katıldığı anmada, “Unutursak kalbimiz kurusun” yazılı pankartın açıldı. Katliamda yaşamını yitiren 34 yurttaşın fotoğrafları açılarak, katliamı temsil eden 34 siyah tabut taşındığı anmada, PKK Lideri Abdullah Öcalan fotoğrafları ile PKK bayraklarının açıldı. Ardından, “Biji serok Apo”, “Katil devlet hesap verecek”, “Biji berxwedana Kobanê” sloganları atarak Aksaray Metrosu önüne yürümek isteyen kitle, parkı abluka altına alan polis tarafından engellendi. Polis engeli nedeniyle Saraçhane Parkı içinde yapılan basın açıklamasında Roboski’de yaşamını yitiren yurttaşlar için yapılan saygı duruşunda bulunuldu.

Ardından söz alan DBP İstanbul İl Eş Başkanı Emrullah Bingül, İstanbul Valiliği tarafından yürüyüşün engellenmesine tepki gösterdi. AKP Hükümetinin, yürüyüşe yönelik polis engeliyle katliamın sorumlusu olduğunu bir kez daha gözler önüne serildiğini belirten Bingül, “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın direk emriyle yapılan katliamın üzerinden üç yıl geçti. Hala özür dilemedi. Bu polis engelleriyle bizleri korkutacaklarını sanıyorlar. Ama şunu iyi bilsinler ki, korkmayacağız , hesap soracağız” ifadelerini kullandı.

Daha sonra konuşan HDP İstanbul Milltevekili Sebahat Tuncel de, polis engeline tepki göstererek, “Yürüyüşümüzü engellediler, çünkü katliam zihniyeti dimdik ayakta” dedi. Roboskili ailelerin, Kürt halkının ve demokrasi güçlerinin üç yıldır katliamın sorumlularının ortaya çıkarılması için mücadele ettiğini söyleyen Tuncel, “AKP Hükümeti üç yıldır katliamın ortaya çıkarılması için hiçbir şey yapmadığı gibi üzerinin kapatılması için elinden geleni yapıyor” dedi. Roboski’nin adalet ve vicdan davası olduğunu vurgulayan Tuncel, katliamın faillerinin korunmasının yeni katliamlara zemin hazırladığını ifade etti. Cizre’de devam eden Hizbul-kontra saldırılarına da değinen Tuncel, saldırıların örgütlü olduğuna dikkat çekerek, “AKP Hükümeti bir yandan çözüm diyor, bir yandan da bu halka katliamları, zulmü reva görüyor. AKP Hükümeti bu olayın neresinde, bu olaylardan çıkarı nedir? AKP Hükümeti Cizre’de yaşananları açığa çıkarsın” diye konuştu.
“Roboski katliamının sorumluları ortaya çıkarılmadan barış ve demokrasi gelmez” diyen Tuncel, mücadeleye devam edeceklerini söyledi.

Tuncel’in ardından HDP İstanbul Milletvekili Levent Tüzel ile ESP Genel Başkanı Sultan Ulusoy da birer konuşma yaptı. Açıklama sloganlar eşliğinde son buldu.

BALIKESİR

Balıkesir’de Edremit Cumhuriyet meydanında bir araya gelen çok sayıda kişi Roboski katliamını kınadı. Roboski katliamında yaşamlarını yitirenlerin resimlerinin yer aldığı pankart açılarak, “Roboski halkı yalnız değildir”,”Katil devlet hesap verecek”,”Şehit namırın” atıldı. Açıklamada konuşan HDP Edremit ilçe başkanı Gülafer Sezgin, suçlular yargı önüne çıkarılana kadar “Roboski” diyeceğiz dedi.

BURSA

HDP öncülüğünde merkez Kent Meydanı’nda toplanan yaklaşık bin kişi Roboski katliamını protesto etti. Roboskili gençlerin isimlerinin yazıldığı mezar taşları ve mumlar eşliğinde kitlesel basın açıklaması gerçekleştirildi. Demokratik kitle örgütlerinin temsilcilerinin birer konuşma yaptığı eylemde polisin aldığı yoğun güvenlik önlemleri dikkat çekti.

Basın açıklamasını okuyan HDP Bursa il eşbaşkanı Yüksel Akgün, Roboski’nin hesabı verilmeden ülkeye barışın gelmeyeceğini belirterek, “Türkiye halkları olarak bu katliamın faillerini mutlaka açığa çıkaracağız” dedi.

HDP, HDK, BDSP, KESK, EMEP, Partizan, Komünist Parti, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği BATİS-BAMİS’in katıldığı eylem sonrası kurum temsilcileri AKP Bursa İl başkanlığına kadar yürüyerek bina önüne siyah çelenk bıraktı.

ANKARA

Roboski Katliamının 3. yıl dönümü Ankara’da “Katil AKP hesap verecek” sloganları ile protesto edildi. Çok sayıda siyasi oluşum, STK’nın katıldığı yüzlerce kişi “Roboskinin hesabı sorulacak”, “PKK halktır halk burada”, “Ey şehid xwina te li erdê namîne”, “Kurdistan goristan ji bo faşistan” sloganları ile HDP İl binasının bulunduğu Mithatpaşa Caddesinden, Yüksel Caddesine kadar yürüdü. “Maraştan Roboskiye halkların katili devlettir, katil devlet hesap verecek” yazılı pankartın açıldığı, meşalelerin yakıldığı eyleme katılım yoğunluğu ve katılımcıların öfkesi dikkat çekti. Etraftan vatandaşların da destek verdiği eylem “Roboski katliamını unutma” yazılı siyah büyük pankartın asıldığı Yüksel Caddesinde hayatını kaybedenlerin hayat hikayelerinin tek tek katılımcıların okunmasıyla devam etti. Katliamda hayatını kaybedenlerin hayat hikayeleri duygusal anların yaşanmasına neden oldu.

Eylemde bir pandomim sanatçısının barış işareti ışıklandırması olan kostümü ve kan kırmızısı bir şemsiyeye bağlanmış iplere tutturulmuş 34 karanfil ile katılması ve eylem boyunca hareketsiz durması dikkat çekti. Roboski İçin Adalet Girişimi adına okunan açıklamada Roboski’nin Türkiye için bir sınav olduğu belirtilerek, “Vazgeçmeyeceğiz, bu imtihan bitecek, zorda olsa uzunda sürse kutuplaşmaların önlenmesi, benzer katliamların yaşanmaması ancak bu yolla mümkündür” denildi. DBP adına yapılan Kürtçe açıklamada da, Roboski katliamının devletin bilinçli bir tercihi olduğu belirtilerek hesap sorulacağına işaret edildi.

Saat 18.00′de başlayan ve bombalamanın yapıldığı 22.45′e kadar sürecek eylemde, katliamı anlatan film gösterimleri, müzik dinleteleri de yapıldı. Kimi katılımcılarda mikrofona konuya ilişkin düşüncelerini dile getirdi. Ayrıca sabah saatlerinden beri Yüksel Caddesinde açılan standta yüzlerce kişi açılan taziye defterine duygu ve düşüncelerini yazarak katliamı kınadı. Caddedeki bir çok ağacada siyah zemin üzerine hayatını kaybedenlerin isimlerinin yazıldığı dövizler yapıştırıldı.

İSTANBUL

Aralarında KESK’in de bulunduğu emek ve sendika örgütleri Roboski katliamının yıl dönümü nedeni ile Taksim Tünel’den Galatasaray Lisesi’ne kadar yürüyüş düzenledi. ” Sorumlular yargılansın Roboski için Adalet” pankartının açıldığı yürüyüşte, Roboski katledilen 34 yurttaşın posterleri taşınırken sık sık, ” Roboski’yi unutma unutturma” ve ” Katiller bulunsun hesap sorulsun” sloganları atıldı. Yüzlerce kişinin katıldığı yürüyüşün ardından basın açıklamasını yapan İstanbul Tabip Odası Üyesi İncilay Erdoğan, aradan üç yıl geçmesine rağmen Roboski’nin faillerinin bulunmadığına dikkat çekerek, Roboski için açılan davaya ise takipsizlik kararının verildiğini söyledi. Erdoğan son olarak, Roboski’yi unutmayacaklarını belirterek, egemenlerin tarihi inkar ile direnenlerin ise hakikat ile yazdığını ifade etti.

Küçükçekmece Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi (YDG-H) ve Yurtsever Devrimci Genç Kadın Hareketi (YDG-K), Küçükçekmece DBP Kanarya temsilciliği önünde bir araya gelerek Roboski’ de düzenlenen hava bombardımanında yaşamını yitiren 34 yurttaşın katledilmesinin 3′ üncü yıl dönümü dolayısıyla yürüyüş düzenlemek istedi. “Cizre’den Roboski’ ye katil devlet hesap verecek” pankartının açıldığı eylemde “Gençlik Apo’ nun fedaisidir” sloganlarını atan gençler yürüyüşe geçti. Gençlerin yürüyüşüne engel olmak isteyen polis, gaz bombası, tazyikli su ve plastik mermi kullanırken, müdahaleye karşılık gençlerde taş, havai fişek ve molotoflarla polise karşılık verdi.

Ara sokaklarda barikatlar kuran gençler ile polis arasında ki çatışma şiddetli bir şekilde devam ediyor.

MANİSA

Manisa Yurtsever gençlik hareketi, Manisa merkez Şehzadeler ilçesi HDP Kazım Karaberkir mahalesi ilçe binası önünde bir araya geldi.Üzerinde “Roboski katliamını lanetliyoruz” yazılı pankart açan gençler, “Biji serok Apo”,”Bé serok jiyan nabe”,”Biji serxwedana Kobanê” sloganları attı. Yurtsever gençlik adına okunan basın açıklamasında, “Burada halkını bombalayanlara sesleniyoruz. Başka Roboskiler olmasın diye, Suçlular yargı önüne çıkarılıp yargılanıncaya kadar ve hak ettikleri cezaya çarptırılıncaya kadar sabah kalkıp, akşam yatıp “Roboski” diyeceğiz” denildi.

LİCE

Diyarbakır’ın Lice ilçesinde DBP ilçe binası önünde toplanan yüzlerce yurttaş, yaptığı basın açıklaması ile Roboski katliamını kınadı. Açıklamada, ”Roboski’de olanları unutmayacağız hesabını soracağız” pankart açılırken, açıklamayı, DBP Lice İlçe Eş Başkanı İbrahim Işık yaptı.

VİRANŞEHİR

Urfa’nın Viranşehir ilçesinde Kışla Mahallesi’nde bulunan DBP ilçe binası önünde toplanan yüzlerce yurttaş, “Roboski katliamını 4 yıl değil failleri hesap vermeyene kadar unutmayacağız” yazılı dev bir pankart açarak, Maliye Parkı’na kadar yürüyüş gerçekleştirdi. Yürüyüşe, KESK, SES, Eğitim-Sen, Tüm Bel-Sen, DİSK, Genel İş sendika yöneticileri ve üyeleri de destek verdi. Sık sık “Şehid namirin”, “Gençlik Apo’nun fedaisidir”, “Bijî berxwedana kobanê” sloganları atılan yürüyüşün ardından DBP ilçe yöneticisi Ali Karaca, açıklama yaptı.

BİNGÖL

Bingöl’de DBP il binası önünde bir araya gelen ve içerisinde STÖ temsilcilerininde bulunduğu yüzlerce kişi, Roboski katliamını yaptıkları basın açıklaması ile protesto etti. Yağan yağmura rağmen bir araya gelen yüzlerce yurttaş, “katil devlet hesap verecek” sloganları attı. Burada kitle adına açıklama yapan Eğitim-Sen Bingöl Şube Başkanı Metin Kılıç, Roboski katliamının faillerinin bir an önce ortaya çıkarılması gerektiğini ifade ederek, hükümetin katliamın faillerini saklamaktan vazgeçmesi gerektiğini söyledi.

DERSİM

Dersim Halk Meclisi, Roboski katliamını protesto etmek amacıyla Sanat Sokağı’ndan Seyid Rıza Meydanı’na meşaleli yürüyüş gerçekleştirdi. Yürüyüşe, Dersim Belediye Eş Balkanı Nurhayat Altun, İHD Dersim yöneticileri ve yüzlerce yurttaş katıldı. Yürüyüşte, “Dersim 38′de Roboski’ye hesap soracağız” pankartı açılırken, yürüyüşte temsili olarak at bulunurken, atın üzerine cenazelerin içerisine sarılı olduğu temsili battaniyeler bırakıldı. Yürüyüşte, kitle sık sık, “Şehid namirin”, “Bijî serok Apo”, “Katil devlet Kürdistan’dan defol” sloganları atıldı. Yütüyüş ardından saygı duruşunda bulunulurken, yürüş yapılan açıklamalarla son buldu.

NUSAYBİN

Mardin’in Nusaybin ilçesinde KESK Platformu, Roboski katliamı protesto etmek amacıyla Barış Parkı’ndan Mitanni Kültür Merkezi’ne kadar meşaleli yürüyüş gerçekleştirdi. Yürüyüşe, Nusaybin DBP ve HDP ilçe eş başkanları ve çok sayıda sivili toplum örgütü temsilcisi katıldı Yürüyüşte, “3 yıl geçti Roboski’yi unutmayacağız hesabını soracağız”, “Kujerên Roboski diyarin! Dê hesap bıdın, Roboski yi unutmadık unutturmayacağız” pankartları açıldı.

Yürüyüş ardından, Mitanni Kültür Merkezi’nde açılan Roboski konulu resim sergisi gezildi. Anma, Roboski belgeseli ile son buldu.

MARDİN

Mardin’de aralarında HDP ve DBP Artuklu İlçe Örgütleri, KESK Şubeler Platformu, Demokratik Araplar Derneği, 78′liler Girişimi ile İHD öncülüğünde, Roboski katliamı yapılan yürüyüş ve basın açıklaması ile protesto edildi. Katliam protestosu öncesinde, DBP Mardin İl Örgütü ve KESK Şubeler Platformu binaları önünden iki yürüyüş kolu halinde, Karayolu Parkı’na yürüyüş yapıldı. “Roboski katliamını kınıyor, fetvayı veren munafıkı, emri veren faşist zihniyeti lanetliyoruz”, “Roboski katliamdır, unutmadık, unutmayacağız” ile “Unutursak kalbimiz kurusun, Roboski” pankartları eşliğinde yapılan yürüyüşün ardından, Karayolu Parkı merdivenlerinde basın açıklaması düzenlendi. Açıklamada, “Katil devlet hesap verecek”, “Bijî Kurdistan, seroke me Öcalan”, “Roboski’yi unutma, unutturma” sloganları atıldı. Grup adına ortak açıklamayı yapan HDP Artuklu İlçe Eş Başkanı Nezir Akaalp, Roboski katliamının faillerinin belli olduğu halde yargılanıp cezalandırılmadığına vurgu yaparak, “Roboski katliamını yapanlar değil, protesto edenler cezalandırılmışlardır” dedi.
Açıklamanın ardından, grup 5 dakikalık oturma eylemi gerçekleştirdi. Eylem atılan sloganlarla sona erdi.

SİİRT

Siirt’in Kurtalan ve Eruh ilçelerinde de kitlesel Roboski anmaları gerçekleştirildi. Kurtalan (Misirc) ilçesinde yapılan anma töreni Sanat Sokağı’nda gerçekleştirilirken, katledilen 34 yurttaşın fotoğrafları taşındı. HDP, DBP Kurtalan İlçe Örgütü’nü yanı sıra Barış Anneleri Meclisi, MEYA-DER üyeleri ve çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcileri anmaya katıldı. Yapılan konuşmaların ardından anma, Garzan Kültür Merkezi Tiyatro Topluluğu tarafından Roboski’yi anlatan temsil tiyatro gösterimi yapıldı. Duygulu anların yaşandığı gösterimin ardından ise “Roboski’yi unutma unutturma”, “Şehit namirin” sloganları atan kitle dağıldı.

Eruh’ta da DBP ve HDP ilçe örgütleri öncülüğünde bir araya gelen kitle, DBP Eruh ilçe binası önünde bir araya gelerek, “Birina Roboski birina meye birinina wêronahiye me ye” pankartı taşıyarak kent meydanına kadar yürüyüş düzenledi. “Şehit namirin”, “Katil devlet hesap verecek” sloganlarının atıldığı yürüyüşün ardından kitle oturma eylemi gerçekleştirdi.

Diha

www.barisicinaktivite.com sayfasını kurduk…

ÇALIŞMALARIMIZI DAHA ETKİN PAYLAŞABİLECEĞİMİZ YENİ İBİR SİTE KURUYORUZ..

Bir süredir daha profesyonel teknik ile çalışmayı nasıl gerçekleştirebiliriz diye arayış içerisindeydik.Teknik konuda bize yardım eden fedakar bir arkadaşımız sayesinde bir site oluşturdu.Bu sayfa arşiv olarak kalmaya devam edecek fakat yeni paylaşımlarımızı görmek için http://www.barisicinaktivite.com sayfası linkine tıklamanız yeterli olacaktır.

Roboski aileleri:Oyumuz Demirtaş’a


135.Hafta Perşembe Değerlendirmeleri Basın Açıklaması
Halkımıza ve Kamuoyuna…

Roboskili aileler olarak,devletin savaş uçaklarıyla 28 Aralık 2011 tarihin de bombalar yağdırarak katlettiği 34 yakınımız için, haftanın her Perşembe günü gerçekleştirmiş olduğumuz adalet nöbetimizin 135.Haftasında da bir araya gelmiş bulunuyoruz.

Roboski’nin hesabını sormaya, unutmamaya, kaybedilen, parçalanan canlarımızın her birini devletin acımasızlığının sembollerinden saymaya devam etiğimiz bu haftamız da tekrar ifade ediyoruz ki Roboski katliamının belli olan faillerinden hesap sorulmadığı sürece mücadelemizde olan kararlılığımız devam edecektir.

Bizler sadece Roboski’nin hesabını değil Roboski şahsında bu topraklarda devlet tarafından yapılan tüm katliamların ve cinayetlerin hesabını sormak içinde mücadele ediyoruz. Ben insanım diyen herkesinde bu mücadeleye destek verip bizlerle dayanışma göstermesi gerektiğini düşünüyoruz. Devletin bu zulmüne ve katliamına karşı ortak mücadele yürüttüğümüz zaman başarılı olabiliriz. Aksi taktirde devletin katliamcı zihniyeti tekrar devreye girip yeni bir katliam gerçekleştirme ihtimali bu devletin geçmiş tarihine baktığımızda bunu açık bir şekilde görebiliriz.

Bu katliamcı politikalarına sessiz kalanlar bu günde Gazze’de İsrail’in Filistin halkına karşı acımasızca ve tüm insani değerleri ayaklar altına alarak tıpkı TC devletinin Roboski’de çocukları katlettiği gibi katlediyor. O gün Roboskiye sessiz kalanlar bu günde Gazze’de çocukların katledilmesine sesiz kalıyorlar. İsrail’e böbürlenen başbakana buradan Roboski’yi hatırlatmak istiyoruz. Senin yönettiğin devlet İsrail devletinde herhangi bir farkı olmadığını başta biz Roboski aileleri olarak bu topraklarda zulüm görmüş herkes tarafından bilinmektedir.

Bir yanda İsrail’in Gazze halkına karşı işlemiş olduğu katliamlara sessini yükselteceksin bir yandan da Rojav’da Kobani halkına karşı İŞİD teröristlerinin yapmış olduğu katliamlarına sessiz kalıp o teröristleri besleyeceksin. Bir yandan da yönettiğin ordunun askerleri Rojava sınırından geçen Rojavalı kadınına tecavüz edecek ve buna sessiz kalacaksın. Bu iki yüzlülüğün ile bizleri asla kandıramayacaksın biz seni Roboski’den tanıyoruz.

Biz Roboski halkı 10 Ağustos’da yapılacak Cumhurbaşkanı seçiminde oyumuzu eşitlikten, barıştan, özgürlükten ve kardeşlikten yana olana vereceğiz. Bizler oyumuzu Roboski katliamının hesabını sorabilecek, bir daha Roboski katliamlarının yaşanmasın diye mücadele edene vereceğiz. Bizler oyumuzu din, mesheb, dil ve ırk ayrımını yapmayan herkese insan olduğu için insanca davranana vereceğiz. Bu kriterlere uyan tek adayın sayın Demirtaş olduğunu düşünüyoruz. Bundan dolayı oyumuzu sayın Selahattin Demirtaş’a vereceğiz…

ROBOSKİ AİLELERİ DAYANIŞMA İÇİN ÇAĞRIDA BULUNDU..

ROBOSKİ AİLELERİ DAYANIŞMA İÇİN ÇAĞRIDA BULUNDU..

Roboski aileleri sözcülerinden Ferhat Encü Twitter sayfasından yaptığı açıklama ile ’18 temmuz Cuma günü saat 14:00’de Roboski katliamı için AYM’ne’ yapacakları başvuru için ‘siyasi parti,kurumlara ve sivil toplum örgütlerine’ çağrı yaparak, dayanışma için mahkeme önünde buluşmaya çağırdı.

Roboski katliam dosyasının kısa seyri ise şöyle;

Screenshot 2014-07-15 19.46.00

Roboski katliamı dosyası önce ‘terör’ kapması içerisine alındı.Bir süre sonra dosyaya gizlilik kararı getirildi.Katliam gününden 2013 haziranına kadar kadar yani yaklaşık 1.5 sene TMK 10 madde ile görevlendirilmiş savcılık tarafından görünüyordu. Savcılık uzun süre bekleyen katliam dosyası için ‘“Taksirle ölüme sebebiyet vermekten” görevsizlik kararı verdi.Aynı dönem içerisinde TMK 10. madde ile görevli savcı Roboski katliam dosyasını askeri savcılığa gönderdi.Bu duruma Roboski ailelerinin avukatları iki kez itiraz etti ise de itiraz savcılık tarafından kabul edilmedi

Roboski katliamının ikinci yıl dönümünün hemen ardından 6 ocak’ta askeri savcılık ‘kaçınılmaz hataya düştükleri’ gerekçesi ile yargılanması istenen askerler hakkında yargılamaya gerek yoktur kararı aldı.Daha sonra bu karara Roboski Aileleri’nin avukatları itiraz etti. Askeri Savcılığın soruşturmaya dair bu kararından sonra avukatlar ise itirazda bulunmuştu. Avukatların itirazı, Genelkurmay tarafından Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesi Başkanlığı’na gönderilirken, yapılan itiraz reddedildi.

Barış aktivisti olarak benin adayım Barış’tır

Barış aktivisti olarak benin adayım Barış’tır
İbrahim Yaylalı/Barış aktivisti

Ben uzun yıllardır bu coğrafyaya amasız ve fakatsız barış’ın gelmesi için elimden geleni yapmaktayım.90′lı yıllardan günümüze ise her tarafı ile bu coğrafyanın siyasi iklimine şahit olmuş birisiyim. Ben yirmili yaşlarımda özelde Kürt halkına genelde ise tüm halklara yapılan savaşa dahil oldum.

Eskisi gibi yaşamaya devam etseydim..
demirtaş

Bir çok kez belki de tekrarlayarak söylediğim bir şeyi yine söyleme durumundayım. Ben her zaman barış aktivisti değildim. Uzun yıllardır yaşadığımız savaş sistemli yaşamın savaş isteyen tarafında idim.O zamanlar doğru ile yanlışı ayıracak olgunlukta değildim. Yaptığımın doğru olduğunu düşünür ve savaş çığırtkanlarının oyununa gelip, genl histeri ritüeline kendini kaptırmış, Türk hariç herkes için ölümü haykırıp yaşamımı savaşın sürmesine bağlamış böyle yaşamayı seçmiştim. O dönemlerde yaşamımı sürdürmeye devam etseydim, ya da her dönemin insanı olmaya devam etseydim benim sorgusuz sualsız adayım Recep Tayyip Erdoğan olurdu.

Düşmanım diye bildiklerim beni kurtarırken dost bildiklerim askeri hapishane de aylara yayılan işkenceler yaptı

Bir savaşa katıldım ve hayatım tümü ile değişti. Bu söylediklerim afaki söylenmiş ve içi boş kelimeler değil. Sözün tam anlamı ile 90’lı yılların tüm zulümlerini gördüm. Düşman diye bildiğimiz Kürt halkına yapmadığımızı bırakmadık. Savaş’ın içerisinde sürüklenirken dahi sürekli ölümü düşünür ve asla esir düşmeyi aklımın ucundan bile geçirmezdim. Tüm yaşadıklarıma esirlik sürecim de dahildir.

Gazetecilerin o döneme ilişkin bana en çok merakla sordukları sorular arasında yer alan işkence gördünüz mü sorusu beni özgürleştirenlerin bana işkencesi olmuştu. O kadar sistem beynimizi yalanlarla doldurmuştu ki PKK gerillaları bana ne zaman işkence yapacak diye bekledim. Daha sonra görecektim ki bir yalana bizi öyle deli sevdalı yapmışlar ki gözümüzün önünde bulunan özgürlük hareketini küfür olarak algılatıp, tüm yalanları ile birbirimizi yok etmeyi uzun yıllar boyunca başarmışlardı .
PKK esir askerleri iyi niyet göstergesi olarak bırakma kararı aldığında ben de Türkiye’ye döndüm.Türkiye devleti Üç ay boyunca üzerimde denemediği işkence yöntemi kalmadı hem de ‘vatan haini’ kıvamında yapıldı.

Halklara savaş açmış bir sistem ve onu özgürleştirmek için mücadele veren ve her daim barış mücadelesi isteyen gücedir desteğim…

Bu savaş sisteminin ilk dışına çıktığım da gördüm ki koca bir yalanı senelerce bana ve benim gibi bu durumu yaşamak durumunda olanlara yaşatmışlardı. Bu savaş sistemin abc planlarının tümü halkların birbirini inkar ve savaşa dayalı olduğunu gördüm. Bu durum 90’lı yılların koalisyon hükümetleri döneminde de öyle idi.
Üç dönem Hükümet olan Adalet ve kalkınma partisi döneminde de öyle olmuştur. Bu hükümet dönemi öncesinde var olan katliamlar ve soykırım denemeleri aynen miras alınmış o şekilde saldırılar gerçekleşmiştir. Buna en yakın anlamı ile fiziki olarak Roboski katliamı, Reyhanlı katliamı, Gezi katliamı, Lice katliamı örnek verilebilecekken, yine Kürt halkına siyasi soykırım denemesi olarak da KCK operasyonunu görmekteyiz.

Beni oyum barış’a yani Sayın Demirtaş’a olacaktır.

Cumhurbaşkanı seçimlerin de herkesin ayrı ayrı kriterleri olabilir. Ben barış aktivisti olarak adayların barış karşısındaki tutumuna bakarak sandığa gideceğim. Aslında yazımın genişleme bölümünde bunu örneklerle vermeye çalıştım. Bu konuda CHP-MHP ittifakı ile oluşturulan adayın ismine takılmadan geçmişten beri barış karşısındaki tavırları notlandıracak olursak sıfırdır. Her dönem bu partiler savaşı desteklemiş ve halkların yan yana yaşamasını istememişlerdir. AKP hükümetinin barışa tavrı tamamen demogojik ve barışın etrafından bin entrika ile dolanmaktan ibarettir.

AKP hükümeti eski sistemin devamcısı ve inkarcı savaş suçlusudur

Bu hükümetin üç dönemine de baktığımızda eski sistemin devamı olduğunu daha önce de ifade ettim. Roboski ve diğer katliamların siyasi sorumlusu olmaktan kaynaklı savaş suçlusu konumundadır. Belki monotik tekçi faşist ve savaş suçlusu cumhurbaşkanı isteyenlerin adayı olabilir.

Benim oyum barış’a yani Demirtaş’a olacaktır

Barış aktivisti olarak bu üç adaydan benim seçimim elbette barışın karşısında duran değil her koşulda amasız ve fakatsız barışı destekleyen özendiren ve yaşam felsefesi gören Halkların demokratik partisinin adayı Sayın Selahattin Demirtaş’a olacaktır.

Her kim Cumhurbaşkanı seçimi için sandığa gidiyorsa mutlaka bu kiritere dikkat etmelidir. Neyi, kimi ve nasıl yaşamayı tercih edeceksin, Ortadoğu bugün savaş isteyenlerin, bir arada yaşamın düşmanları tarafından ne hale getirildiğini görüyorsunuz, bu anlamı ile bir barış yanında amasız ve fakatsız duran bir barış aktivisti olarak bu durumu düşünerek sandığa gitmemenizi ve barıştan yana oy kullanmamızı istiyorum. Oyunuz barışa olsun, benim oyum bir arada özgür ve eşit barış içerisinde yaşamaya olacaktır…

Roboski müzesi adım adım hayata geçiriliyor

ROBOSKİ MÜZESİ İÇİN BİR ADIM DAHA ATILDI 5 PROJE SEÇİLDİ

iBRAHİM YAYLALI
ROBOSKİ MÜZESİ 5 PROJESİ

Roboski müzesi ve Anmna yeri Mimari yarışmasının ilk etabı için seçilen 5 proje ile tamamlandı. Roboski müzesi için kurulan roboskimuzesi.org/tr sayfasından yayınlanan bildiri de Roboski müzesi için gelinen noktayı anlatılırken verdikleri katkılardan dolayı katılımcılara teşükkür ediliyor

fft16_mf2277994
Roboski müzesi şeçim kurulu yetkilileri, ’ Roboski Müzesi’nin mimari projesini elde etmek için yaptığımız çağrıya mimarlardan, peyzaj mimarlarından, şairlerden, ressamlardan, sosyologlardan, tasarımcılardan oluşan ekipler duyarlı ve nitelikli tasarımlarıyla cevap verdiler.’ denilen ve katılıma vurgu yapılan bildiri de Yarışmaya 56 ayrı ekip kayıt yaptırıp,25 ayrı proje yarıştı.

Ortak değerlendirme toplantısı yapılacak…

İki günlük süren zor bir proje seçimi sürecinden sonra 5 proje seçim kurulu tarafından belirlendi.Adım adım Roboski müzesine gittiğimiz yolda denilen bildiride ortak değerlendirme toplantıları yapılacağı söyleniyor.Yine bildirinin ilerleyen satırlarında Roboski aileleri ,Secici kurul, Danışma kurulu ve seçilen 5 projenin sahibi 12 temmuz 2014 günü bir araya gelerek yapılması gereken Roboski müzesi projesini belirleneceği aktartılan bildiri de çalışmanın bu düzeye gelmesindeki katkılarından dolayı projeye katılanlara teşekkür edilerek şimdi katkı konusunda daha güçlüyüz denelerek bildiri tamamlanmış.

Ortak hafıza yürüyüşünde fiyasko

Ortak Hafıza yürüyüşü fiyaskosu ve aktivist tavrı üzerine bir kaç not

İbrahim yaylalı/barış aktivisti

Ortak hafıza yürüyüşü belirtilen manifestosuna teori’ de baktığınızda yüzleşme sürecine olumlu etki edecek bir çalışma idi.Ortak hafıza yürüyüşü koordinatörü V Metin Bayrak’ı bu açıdan düşünmeden destekledim. Ortak hafıza yürüyüşü teknik olarak etaplar şeklinde yapılacaktı. Bu yürüyüşün ilk etabı Sivas-Başbağlar olarak belirlendi.Sivas bölgesi etap’I başlangıçta sorunsuz başladı.Buradan Başbağlar gölgesine yöneldi.

ortak hafiza yürüyüsü fiyasko

Yürüyüş hazırlığı yapılmadan üstün koru yola koyunulmuş..

Sivas-Başbağlar etabı daha Divriği-Kemaliye bölgesi arasında ilk sorunla karşılaştığında maalesef sınavda kaldı.Bu benzetmeyi yapmamızın nedeni ise ortak hafıza yürüyüşü koordinatörü arkadaşın nerede ise sıfır hazırlık ile yola çıkması Kabul edilebilir bir durum değildir.Ortak hafıza yürüyüşü öncesi bir çok komünal örgütlenmiş yürüyüşler gerçekleşti.Bunlardan birini bizim içerisinde yer aldığımız Barış yürüyüşü,Eko-Jin gurubunun yapmış olduğu bir bisikletli organizasyon var.Bizden ve Eko-Jin kolektifi’nin öncesi anadolu yürüyüşü gerçekleşti.Bizim yürüyüşümüz dahil tüm guruplar kendi yürüyüşleri üzerine deneyimlerini paylaştılar.Bu anlamı ile hiç bilmedikleri bir bölgeye bu şekilde hazırlıksız girmeyi gözü kara cesaret ettiler. Yine aynı binlerce insan ve onlarca sivil toplum örgütü Sivas’ta hazır bulunmasına karşın hiş kimseden destek isteme gereksinimi duyulmadı.

Başbağlar’a giderken Divriği-kemaliye güzergahında yardım istemek için girilen şantiye’de nerede ise linç edilmek istendiler.Bu durumun ayrıntılarının mutlaka yürüyüş koordinasyonu bir açıklama yapacaktır.Bu durumdan kurtulmak ve yürüyüşün sahiplenilmesinin seçilmesi yönemde adım yerine, kaymakamlıkla (devletle) hareket edilme yolu seçildi.Kaymakam sahipsiz olan bu yürüyüş için her türlü saldırıyı kendisinde hak olarak gördü.Ortak hafıza yürüyüşçülerine her türlü hakareti etti.’Siz hangi taraftanmsınız ilegal bir sitede (bu site ANF oluyor) haberiniz var’ gidin polis karakoluna oradan beni arayın diyerek yürüyüşçüleri biata zorladı.Başından itibaren adım adım anlattığım yol güzergahındaki alınmayan önlemler bu duruma açık davetiye çıkardı.Kaymakam da bu durumu hakaret ve saldırı için iyi dğerlendirdi.

metin bayrak ortak hafiza yürüyüsü

İnan Suver ve Metin Bayrak’ın yolları ilk ilçede ayrıldı…

Bu bölgeden sonra İnan Suver ve Metin Bayrak yollarının ayrı ayrı sürdürmeye karar verdiler.Bunun nedenini tam bilmiyorum,İnan bana kendi kimliksizlik durumu ile açıkladı ki Bunu Metin başından itibaren biliyordu.Arkadaşını arkada bırakıp gitmesi kabul edilebilecek bir tutum değildir.Metin Bayrak kendi sosyal medyasından da paylaştığı gibi Kemaliye’de yine kaymakamla bağlantıya geçerek Başbağlar’da devletin gerçekleştirdiği resmi törene kendi değişi ile sivil olarak katıldı.Tabii bu neyi değiştirecekse onu de bilmiyorum.Bu tutum ile birlikte aslında yavaş yavaş Yürüyüş koordinatörünü Metin Bayrak’ın da kim ile birlikte hareket edeceği de belirlenmiş oluyordu.Yürüyüş kolunun her başı sıkıya düştüğünde devlet dışı sivil toplum örgütlerine yönelme yerine maalesef Kaymakam’ın kapısı çalınmıştır.Başbağlar katliamı uzun zamandır devletin demogoji yaptığı bir katliam olması ve yüyürüş kolunun nasıl hareket edeceği benim için büyük bir soru kaynağını teşkil ediyordu.Koordinatör ile çok tanışlığım olmadığı için daha çok Vicdani retşi İnan Suver’e Başbağlar’a vardığınızda tavrınız ne olacak bu konuda bir fikrin var mı diye başlayan soru imlerini sıralayıp durdum.Bu tutum aslında ortak hafıza kolunun ve genelinde ise bu kollektif’in felsefesini de ortaya koymuş olacaktı

Başbağlar katliamı devlet mühendisliği ile yapılmış bir katliamdır…

Bu zamana kadar yapılan bir çok devlet terörünün PKK’ye yıkılma istemi her zaman olmuştur.Bugün dahi hala böyle şeyler olmaya devam etmektedir.Devlet’in sistemin bu tür şeyleri yapması normaldır. Fakat yüzleşme adı altında sistem katliamlarını aklama çaılşmalarının içerisinde alınması Kabul edilebilir bir tutum asla değildir.Bilerek bilmeyerek böylesi bir çalışmanın içerisinde olanlar kesimler devlete ya da sisteme hizmet ederler.

Sündüz yaylası katliamı,Lice katliamı,Şırnak katliamı devlet mühendisliği ile yapıldı.

Katliamlar bir halkın ya da bir sınıfın diğer sınıfın toplumsal gelişmesinin önünü kesmek için yapılan bilinçli yönelmeyi ifade eder.Yukarıda isimlerini açtığım katliamlar da öyle olmuştur.Devlet’in 90 lı yıllarda sık sık başvurduğu bir yöntemdi.Daha sonrası ise demogojiye kalmış,her imkanı elinde bulunduran güç olarak devlet,Kürdistan’da yaptığı bir çok katliamı PKK’nin üzerine yıkmış ve senelerce bunun rantı ile varlığını sürdürmüştür.Araştırmak isteyenlere Lice katliamı ile ilgili çok yeni yapılmış ‘lice’nin haykırışı adlı belgeseli tavsiye ederim yönetmenliğini Lice’de katledilen Medeni Yıldırım’ın kuzeni Veysi Polat yapmış ve o dönem katliamı yaşamış olanlar anlatmış,orada türkiye kamuoyunun nasıl aldatıldığını ve devlet terorizminin nasıl yapıldığını gösteren çok güzel bir belgeseldir.Van’ın Bahşesaray ilşesi Sündüz yaylasında gerçekleşen katliamla ilgili de yeni dönemde çalışmalar yapılmaktadır.
Şırnak için ise daha yeni AİHM kararı çıktı ve devlet mahkum oldu.

Devlet dışında kareket eden aktivistler katliamlar karşısında nasıl bir tavır sergilemeli

Barış aktivistleri,insan hakları savunucuları katliamlara karşı nasıl tavır sergilemeliler,aktivistler açısından bu uzun yıllar once aşılmış bir durumdur. Artık Uluslararası sivil toplum örgütleri ve aktivistlerin büyük bölümü tamamen devlet dışı örgütlenmenin en sağlıklı bir örgütlenme biçimi olarak Kabul etmişlerdir.Bizde de uzun uğraşlar sonucu aşağı yukarı artık devletlerin özellikle sınıflı devletlerin her türlü hukuksuzluğu yapabileceği gerçekliğini sol-anarşist çevreler ve Sağ muhafazakar bazı sivil toplum örgütleri tarafından genel kabul edilen bir ölçüttür.En son işlenen Roboski katliamı buna çok güzel bir örnek oluşturmaktadır.Mazlum-der muhafazakar bir sivil toplum örgütlenmesine örnek tekil eder ve sivil toplum örgütlerinin bir arada hazırladığı metnin altında imzası vardır.

Bu rapor genel kabul görmüş olsaydı Roboski’de yapılan saldırı katliam vurgusu üzerinden devam edecekti.Katliamlar açısından bakıldığında bu da sağ muhafazakar örgütlerin de yavaş yavaş devlet ile arasına mesafe koyduğunu göstermektedir.İnsanlık tarihinin evrensel değerlerin oturmasında sivil toplum örgütlerinin devletlerden bağımsız hareket etmesi ile olmuştur.Böylece devlet aygıtı istediği gibi davranmaktan vazgeçmek zorunda kalmıştır.Bizde da bu durum yavaş yavaş oturmaktadır.Böylece aslında aktivistin katliamlar karşısında takınacağı tavır ne yapmak istediğini de ortaya koyan bir emaredir.

Başbağlar aktivistin turnosolu oldu

Başbağlar katliamı yürüyüşün de aslında turnosolu oldu.Ortak hafıza yürüyüşü koordinatörü Metin Bayrak ile yaptığım görüşmede ve paylaştığı sosyal medya da Başbağlar da yapılan resmi törene sivil katıldım açıklaması aktivistin tutumunu da açıkcası ortaya koymuş oldu.Tüm yaptığımız uyarılara ragmen insanlık tarihinin mücadele ederek getirdiği sivil mücadele alanı yerine devleti ve resmi görüşün yanında olmayı tercih etti. Aktivist maalesef yere göre sekil almayı bilerek ya da bilmeyerek tercih etmiş bu tutum ile devlet resmi sööylemini aşamadığı gibi büyük hayal kırıklığı yaratmıştır.Oysa başka seşenekleri mevcut değilmiydi.elbette mevcuttu.

Bu duruma yukarıda örnek verdiğim Roboski katliamı en iyi örneği oluşturur. Roboski katliamında devlet dışı örgütler ve aktivistler Başbağlar’da ki tutumun tersini rahatlıkla göstermişler ve bu anlamda ki çalışmalarını bilimsel şekilde yapmışlardır.Hukuksal anlamda devletin saldırılarını önleyemezlerse de bu katliamın devlet tarafından yapıldığını kamuoyu vicdanında Kabul ettirmişlerdir.Eğer burada sivil toplu örgütleri ve aktivistler ortak hafıza koordinatörünün seçimini yeğlemiş olsaydılar o zaman bu katliam da kapanmış olacaktı.

Ortak hafıza yürüyüşü bu anlamı ile bakıldığında maalesef iyi bir pratik sergilemediği ortaya çıkmaktadır.Bu duruma bilinçli girildi demiyorum,fakat alenen yol ve yönteme bakıldığında devlet söyleminin bile gerisinde kalındığını rakatlıkla söyleyebilirim.Daha once bir çok deneyimi olan kurumlardan destek istenmemesi ve benden istenen deteğin ise yol yöntem üzerine değil sadece destek üzerine olduğu halde her türlü uyarıyı Başbağlar töreninden once yerine getirdiğim halde yanlışta ısrar edilmiş ve böylesi bir görüntü ile karşı karşıya kalınmıştır.Ortak hafıza yürüyüşü aktivisti katliamı yapan devlet ile aynı törende olmaktan asla rakatsız olmamış bu durumu ise ideolojiler üstü olmakla aşıklamadan geri durmamıştır.

Bu vesile ile ilk başta felsefesinden dolayı destek verdiğim ortak hafıza yürüyüşünden tamamen desteğimi çekiyorum.Bir kere daha kendilerini düzetlmeleri için arkadaşları uyarmayı borç biliyorum.

Roboski ve Gezi aileleri: Katilimiz aynı

Roboski ve Gezi aileleri: Katilimiz aynı

Çocuklarını devlet şiddetiyle kaybeden anneler buluştu…

roboski_ve_gezi_aileleri_katilimiz_ayni_h35001

Çocuklarını Türkiye’nin doğu yakasında da batı yakasında da devlet şiddetiyle kaybeden annelerin Roboski’deki buluşması duygusal anların yaşanmasına neden oldu.

Gezi direnişinde hayatını kaybeden ve Roboski’ye gelen anneler yaptıkları konuşmalarda Kürtlerin acılarını anladıklarını belirterek, kendilerini acıların ve mücadelenin buluştuğuna dikkat çektiler.

DİHA’nın haberine göre; Gezi Parkı eylemleri sırasında yaşamını yitiren Ethem Sarısülük, Ali İsmail Korkmaz, Berkin Elvan ve Ahmet Atakan’ın annelerinin de aralarında bulunduğu HDK, İHD ve Ankara Dayanışması üyeleri, Şırnak’ın Uludere ilçesinde 28 Aralık 2011’de TSK’ya bağlı savaş uçaklarınca yapılan bombardımanda çoğu çocuk 34 sivilin katledildiği Roboski köyünde yakınlarını kaybeden aileler dayanışmak amacıyla Roboski’ye geldi.

Roboskili aileler gelen aileleri ve heyeti, Roboski-Der önünde ellerinde katliamda yaşamını yitiren yakınlarının fotoğraflarıyla karşıladı. Karşılamanın olduğu derneğe “Hani adalet mülkün temeliydi” ve “Erdoğan’ın gerçek yüzü burada” yazılı pankartlar asıldı.

AİLELERİ ACI BULUŞTURDU

Gezi aileleri ile Roboskili ailelerin kucaklaşmasının ardından aileler, Roboskili ailelere baş sağlığı dileğinde bulundu. Gezi ve Roboskili anneler arasında duygulu anlar yaşanırken, Gezi anneleri Roboskili ailelere Gezi eylemlerinde yaşamlarını yitiren Ethem Sarısülük, Ali İsmail Korkmaz, Berkin Elvan ve Ahmet Atakan’ın ve Roboski katliamında yaşamını yitiren 34 yurttaşın resimlerinin yer aldığı iki tablo hediye etti.

‘DEVLETİN POLİS VE ASKERİ SERİ KATİL GİBİ DOLAŞIYOR’

Heyet adına söz alan Ankara Dayanışması üyesi Harun Çakmak, kendilerini yaratanların anneler olduğunu, ancak ülkede annelerin her zaman değişik isimlerle anıldığını ifade ederek, “On yıllarca devlet tarafından gözaltında kaybedilen, faili meçhule kurban giden, katledilen çocuklarını arayan Cumartesi Anneleri, Koşuyolu Anneleri, devletin çocuklarını vahşice savaş uçaklarıyla katlettiği Roboskili anneler ve de Gezi Anneleri var. Bu annelerin çocukları daha demokratik, daha özgür bir ülke yaşatabilmek için mücadele ederken, devlet terörüyle çocukları katledildiler” diye konuştu. Çakmak, tek temennilerinin artık annelere hiçbir isim takılmadan sadece anne diye çağırmak olduğunu söyledi. Devletin asker ve polisinin halk arasında seri katil gibi dolandığını ve bunun en yakın örneğinin de Lice’de kalekol yapımına karşı direnen insanların üzerine ateş edilerek katledilmesi olduğunu belirten Çakmak, ondan önce de Tarsus’ta, Adana’da benzer olaylar yaşandığını vurgulayarak acılarının ortak olduğunu ve ortak mücadele etmelerini gerektiğini aksi takdirde bu tür katliamların tekrar yaşanabileceğine dikkat çekti.

‘ÇOCUKLARIMIZIN ARKASINDAN SOKAĞA İNEBİLMELİYİZ’

Ethem Sarısülük’ün annesi Sayfi Sarısülük ise Roboski’de bulunma amaçlarının duyguları, acıları paylaşmak olduğunu ifade ederek “Katillerimizden hesap sormaya geldik. Çocuklarımız sokağa inebildiyse anne ve babalar da çocuklarının peşinden sokağa inebilmeli ve destek vermelidir” diyerek katledilenlerin ailelerine katillerden hesap sormaya davet etti.

“Benim oğlum barış, özgürlük ve halkların kardeşliği için mücadele verirken katledildi” diyen Ahmet Atakan’ın annesi Emsal Atakan da “Buradaki çocuklar yaşam mücadelesi vermek için kaçakçılık yaptılar ve bu yüzden katledildiler. Ama başbakanın ve bakanların çocukları ayakkabı kutularına para dolduruyor. Ancak onları kimse katletmedi. Roboski’de ve Gezi’de katledilenlerin failleri aynı ve cezalandırılmadılar” diyerek tepkisini dile getirdi.

EMEL KORKMAZ KONUŞAMADI

Ali İsmail’in Korkmaz’ın annesi Emel Korkmaz ise, Eskişehir’de okuyan oğlunun dövülerek katledilmesine dikkat çekerken, yaşadığı duygulu anlar nedeni ile konuşmasına devam edemedi.

‘CELLAT OLACAKLARINA TERÖRİST OLSUNLAR’

Gezi eylemleri sırasında evden ekmek almaya giderken polisin attığı gaz bombasıyla başından vurulan ve uzun süre komada kaldıktan sonra yaşamını yitiren 15 yaşındaki Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan, oğlunun zevk için öldürülerek, “terörist” ilan edildiğini söyledi.

Elvan, “Eğer terörist buysa en azından çocuklarımız sokakta bir cellat değil, cellat olacağına ‘terörist’ olsun” dedi. Roboski katliamında oğlu Erkan Encü’yü kaybeden Felek Encü, Roboski katliamından sonra yaşanan en büyük olayın Gezi olduğunu ifade ederek, buralarda yapılan katliamlar ile devletin gerçek yüzünü ortaya çıktığını ifade etti.

Konuşmaların ardından aileler Roboski mezarlığını ziyaret ederek saygı duruşunda bulunuldu. Mezarlık ziyaretinin ardından Roboski-Der önünde verilen yemek ile heyetin ziyareti son buldu.

Roboski aileleri ile dayanışmak için 1000 avukat aranıyor

Roboski aileleri ile dayanışmak için 1000 avukat aranıyor
ozgürlükcu avukatlar

Roboski katliam dosyası için Askeri yargı takipsizlik kararı vermişti.Bu durum üzerine Roboski ailelerinin avukatları askeri yargı’ya itiraz başvurusunda bulunmuşlardı.Roboski katliam dosyasın için yapılan itiraz askeri yargı tarafından kabul edilmedi.

Özgürlükçü Hukukcular derneği bunun üzerine harekete geçti.Çağrımızdır başlıklı deklarasyonda Roboski katliamı dosyasında gelinen noktayı özetledikten sonra anayasa mahkemesine başvuru için ‘Bunun için en az 1000 Avukatın vekalet bilgisi ile (isimler yetki belgesinde yer alacaktır.) başvuru yapılacaktır.’ denilen çağrı metninin sonunda ‘Bu katliama sessiz kalmamak,Roboski’li aileleri yanlız bırakmamak ve ses getirebilmek için meslektaşlar vekalet bilgilerini Av. Raziye Öztürk’ iletebilirler’ diye bitiriliyor.

Bir de Özgürlükçü Hukukcular derneği ulaşılmak istenen iletişim adreslerini şu ‘GSM: 05333850143- mail lawyer_ozturk@hotmail.com şekilde paylaşıyorlar.

Katliamlara karşı ortak hafıza yürüyüşü başlıyor

Ortak Hafıza Yürüyüşü başlıyor…

Farklı kimliklere yönelik katliamlara ortak bir inisiyatif oluşturmak ve insan ve doğa katliamlarının belgelenerek canlandırıldığı sanal bir müze kurmak amacıyla bir araya gelen insanlar, Sivas’tan Başbağlar’a yürüyecek. ilk etabı üç gün sürecek olan yürüyüş 2 Temmuz günü Sivas’tan başlayıp 5 Temmuz günü Erzincan’ın Başbağlar Köyü’nde sona erecek.

“Farklı coğrafyalarda, farklı kimliklere yaşatılsa da acılar ortaktır!” sözünden hareket edenler, Sivas Katliamı’nın yıl dönümü olan 2 Temmuz’da Sivas’tan Erzincan’ın Başbağlar Köyü’ne yürüyecekler. Başbağlar Katliamı’nın yıl dönümü olan 5 Temmuz günü Başbağlar’da olmayı hedefleyen grup, yürüyüşün herkese açık olduğunu ifade ediyor.

Grubun üyelerinden V. Metin Bayrak, kendi yürüyüşünü “Ardahan’da ailesi tarafından gördüğü işkencelerin ardından yaşamını kaybeden Melek Karaaslan’a adadığını” ifade ederek eylemlerinin amacını farklı kimliklere sahip toplumların birbirlerinin acılarına ağladıkları ölçüde yakınlaşabileceklerini söylüyor. Bayrak, “El verip olgunlaştırabilirsek, iyice kamplaşan ya da kamplaştırılan topluma yeni bir soluk getirebiliriz kanaatindeyim.” diyor. Bayrak, konuyla ilgili farklı dünya görüşüne sahip pek çok kişiyle görüştüklerini ve olumlu geri dönüşler aldıklarını ifade ediyor.

Grup, bu uzun soluklu yürüyüşün Başbağlar’dan Dersim’e; Dersim’den Bingöl’e; Bingöl’den 33 Kurşun’a yani Özalp’e; Özalp’ten Roboski’ye; Roboski’den Şırnak’a, Şiran’a, Aşkale’ye, Adana’ya, Ankara’ya, Sivrihisar’a, İstanbul’a, Trakya’ya… Fırtına Vadisi’nden Bergama’ya, Munzur’a, Çoruh Vadisi’ne… anonimleşerek taşınmasını; ve adı, insan ya da doğa katliamlarıyla anılan birçok noktanın birbirine bağlanmasını; elde edilen verilerle sanal bir katliam müzesi oluşturulmasını amaçlıyor.

Yürüyüş, 2 Temmuz’da Madımak Oteli’den anma programının ardından Sivas’tan başlayacak.

Bilgi & İletişim:

http://ortakhafiza.wordpress.com/

https://www.facebook.com/OrtakHafiza

ortakhafiza.muzesi@gmail.com

twitter.com/OrtakHafiza

‘Acılarımızda ortaktır demek için Roboski ve Lice’ye gidiyoruz’

‘Acılarımızda ortaktır demek için Roboski ve Lice’ye gidiyoruz’

ANKARA (DİHA) – Gezi direnişinde yaşamını yitirenlerin ailelerinin Lice ve Roboski’ye yapacağı ziyarete ilişkin açıklama yapan Ankara Dayanışması üyesi Harun Çakmak, “Acılarımız da mücadelemiz de ortaktır demek için gezi anneleri ile Roboski ve Lice’ye gidiyoruz” dedi.
capture-20140701-153030

Ankara Dayanışması, Gezi direnişinde yaşamlarını yitirenlerin ailelerinin “Halklar arası dayanışma” etkinliği kapsamında Lice ve Roboski’ye gitmesine ilişkin İHD Ankara Şubesi’nde basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamada konuşan Ankara Dayanışması üyesi Harun Çakmak, Fırat’ın doğusunda ve batısında zulümle karşılaşmış insanlar olarak saldırıların kendilerine yapılmış olduğunu vurgulayarak, “Berkinlerin anneleri de Medenilerin anneleri de bizim annemizdir. Soma’da, Roboski’de bizim ortak acımızdır. Sadece acılarımız değil mücadelemizde ortaktır” dedi.

Tarih boyunca mücadele ortaklığını engellemeye çalışanlar olduğunu ve buna karşı olduklarını söyleyen Çakmak, “Acılarımız da mücadelemiz de ortaktır demek için gezi anneleri ile Roboski ve Lice’ye gidiyoruz” dedi.

foto: Diha

FAŞİST SİSTEM ROBOSKİ’Yİ KATLETMEYE DEVAM EDİYOR…

FAŞİST SİSTEM ROBOSKİ’Yİ KATLETMEYE DEVAM EDİYOR…

Hükümet istisnasız her yaptığı icraatın ardından Roboski’ye vurdu

Çözüm süreci başladı– Roboski alt komisyon kararı açıklandı(kaza dendi)

Gezi direnişi başladı— Roboski dosyası askere teslim edildi

Gülen -AKP it dalaşı başladı—- Roboski dosyasına asker takipsizilk verdi

Ergenekon-bolyozcular bırakıldı—-Roboski dosyasında askeri takipsizliğine avukatların itirazı ret edildi

……………………..

bdp_balyozcular_birakiliyor_roboskinin_failleri_aklaniyor_h34308

BDP’ NİN ROBOSKİ DOSYASININ ASKERİ MAHKEMANİN VERDİĞİ TAKİPSİZLİĞİNA KARŞI ,ROBOSKİ AİLELERİNİN AVUKATININ İTİRAZINI RET ETMESİ ÜZERİNE AÇIKLAMASI

BDP Hukuk Komisyonu üyesi Meral Danış Beştaş, Roboski kararında yapılan itirazın reddedilmesine tepki göstererek, “Dün Engin Alan dahil 230 kişi bırakıldı. Balyoz’dan bıraktılar ardından da Roboski’nin failleri aklandı” dedi. Öte yandan Mahkeme Başkanı Oğuz Pürtaş’ın ise karara muhalefet şerhi koyarak “kovuşturmaya yer olmadığı” kararının kamu vicdanını tatmin etmeyeceğini belirtmesi dikkat çekti.

Roboski’de 34 kişinin katledilmesine ilişkin yürütülen soruşturma hakkında daha önce “takipsizlik” kararı veren Genelkurmay Askeri Savcılığı, verdiği kararda katliama ilişkin “kaçınılmaz hata” tanımında bulunmuştu. Askeri Savcılığın soruşturmaya dair bu kararından sonra avukatlar ise itirazda bulunmuştu. Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesi yapılan itiraz reddedildi. Mahkeme heyeti verdiği kararda, “soruşturmanın titizlik içinde yapıldığını” ileri sürerken, askeri savcılıkların da bağımsız olduğunu savundu.

MAHKEME BAŞKANINDAN MUHALEFET ŞERHİ

Heyette yer alan 3 üyeden Mahkeme Başkanı Hv. Hak. Alb. Oğuz Pürtaş ise karara muhalefet şerhi koydu. Pürtaş, şerhinde “Taktirin savcı tarafından değil, mahkeme tarafından yapılması gerektiğini, öte yandan kaçınılmaz bir hataya düşülüp, düşülmediği hususunda bir karara varılması için salt genel ve hukuki bilgi yeterli olmayabilir. Yasa gereği çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verilmesi gerekirken, bu konular gözetilmeksizin verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararının kamu vicdanını tatmin etmeyeceği, kısa vadede mazlahata uygun ve kamu yararına uygun gözükse de uzun vadede mülkün temeli olan adalet duygusuna ve devlete zarar vereceği düşüncesi ile” demesi dikkat çekti.

BDP’DEN TEPKİ

BDP Hukuk Komisyonu üyeleri Meral Danış Beştaş, Pınar Akdemir ve HDP Şırnak Milletvekili Selma Irmak, Roboski kararına yapılan itirazın reddedilmesine ilişkin BDP Genel Merkezi’nde basın toplantısı gerçekleştirdi. Toplantıya merkez medyadan yazılı veya görsel basının katılmaması ise dikkat çekti. Toplantıda ilk konuşmayı gerçekleştiren HDP İnsan Hakları ve Hukuk Komisyonu üyesi Meral Danış Beştaş, mahkemenin bütün taleplerini reddettiğini belirterek, soruşturmada olduğu gibi itiraz sürecinde de ciddi bir soruşturmanın yapılmadığını kaydetti.

AYM VE AİHM’e GİDİLECEK

Beştaş, Roboski katliamı olduğu günden günümüze kadar tutumun hiçbir şekilde değişmediğinin altını çizerken, katliamın en alt kademeden en üst kademeye kadar görüşülerek işlendiğini belirtti. Katliamın “kaçınılmaz hata” olmadığına vurgu yapan Beştaş ilk olarak avukatlarla ortak görüşme yapacaklarının ardından Anayasa Mahkemesi ve AİHM’e gideceklerini belirtti.

BALYOZ KARARI HATIRLATMASI

Balyoz davasında verilen tahliyeleri hatırlatan ve Roboski kararının bundan bağımsız olmadığını kaydeden Beştaş şunları vurguladı: “Dün Engin Alan dahil 230 kişi bırakıldı. Balyoz’dan bıraktılar ardından da Roboski’nin failleri aklandı. Bu ikisinin arasında doğrudan bağ vardır. Bu bizim kabul edemeyeceğimiz bir şeydir. Bu nasıl bir yargıdır ki ağırlaştırılmış müebbet cezasını alanları bir günde bırakıyor. Bu sadece bir yargı tasavvuru olamaz. Roboski kararı da bunun bir parçasıdır” dedi.

Beştaş, Roboskili ailelerin her gün birkez daha öldüğünü ve bu karar ile katliamı iliklerine kadar hissettiklerini vurguladı. Beştaş, mahkeme üyelerinin birbirleriyle dahi çelişkiyi düştüğünü hatırlatarak, “Kendi eliyle çelişkiye düşüyorlar. Kararda ayrıntılı soruşturma yürütüldüğü ve tarafsız olduklarını ileri sürüyorlar” ifadesini kullandı.

Beştaş, öldürenlerin kendilerini soruşturamayacağını belirterek, “Askeri savcılık bu katliamı yargılayamaz” diye konuştu.

IRMAK: BU KARARI TANIMIYORUZ

Beştaş’ın ardından ise HDP Şırnak Milletvekili Selma Irmak konuştu. Irmak, devletin Kürt çocuklarını katlettiğini ve bunun üzerini kapattığını vurgulayarak, “Bu kararı şiddetle kınıyor ve tanımıyoruz. Bu karar ile devlet ‘ben öldürdüm ne yaparsam yaparım’ diyor” dedi. Irmak mahkemenin verdiği kararı havaya kaldırarak, “Barış süreci bu demek midir? Süreç böyle mi ilerleyecek” diye konuştu.

(DİHA)

Askeri mahkemenin Roboski takipsizliğine avukatların itirazı retedildi..

Roboski kararına itiraz reddedildi
20 Haziran 2014
roboski katliamı

Roboski katliamına ilişkin Genelkurmay Askeri Savcılığı’nın verdiği “takipsizlik” kararına karşı avukatların bulunduğu itiraz reddedildi.
Roboski’de 34 kişinin katledilmesine ilişkin yürütülen soruşturma hakkında daha önce “takipsizlik” kararı veren Genelkurmay Askeri Savcılığı, verdiği kararda katliama ilişkin “kaçınılmaz hata” tanımında bulunmuştu.
Askeri Savcılığın soruşturmaya dair bu kararından sonra avukatlar ise itirazda bulunmuştu. Avukatların itirazı, Genelkurmay tarafından Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Mahkemesi Başkanlığı’na gönderilirken, yapılan itiraz reddedildi.

Öte yandan BDP Hukuk Komisyonu, itirazın reddedilmesine ilişkin saat 15.00′de Genel Merkez binasında basın toplantısı düzenleyecek.
(Dicle Haber Ajansı)

129.hafta perşembe değerlendirmesi

Roboski katliamı aydınlatılmadığı sürece çocuk ölümleri devam edecek’

ŞIRNAK (DİHA) – Adalet arayışlarını 129. haftasında sürdüren Roboskili aileler, Roboski katliamının failleri yargılanmadığı sürece AKP hükümetinin çocuk katliamlarına devam edeceğini söyledi.
[2500648609751706]hjmhygkj

Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Roboski köyü yakınlarında 28 Aralık 2011 tarihinde TSK’ya ait savaş uçakları tarafından yapılan bombardıman sonucu yaşamını yitiren çoğu çocuk 34 yurttaşın aileleri, her Perşembe gerçekleştirdikleri adalet arayışlarını bu kez Batman Selis Kadın Danışmanlık Merkezi, Hevi-Umut Kadın Atölyesi, Barış Anneleri İnsiyatifi, Batman Belediyesi Meclis üyeleri ve Demokratik Özgür Kadın Harekatı bileşenleri ile bir araya gelerek gerçekleştirdi. Burada katliamda ağabeyini kaybeden Züleyha Encü, “Yıllardır süren savaşın yükü, devletin biz Kürtlere uyguladığı inkar, imha ve asimilasyon politikalarının bedelini yıllarca ödeyen biz kadınlar, evlatlarımızı zor şartlarda bin bir güçlükle büyütmeye çalışırken, tek amaçları ailesine biraz katkı sunmak olan, ellerinde bir çakı dahi olmayan gençlerimiz katledildi” dedi. Encü, Kürt halkını hedef gören ve devlet eliyle işlenen böylesi bir katliam ise kabul edilemez olduğunu söyledi.

Roboskili aileler olarak sadece katliamın faillerinin yargılanmasının beklentisi içerisinde olduklarını, ancak AKP hükümetinin Roboski katliamının üzerini örtmek için çaba sarf ettiğini belirten Encü, “Bizlerin yası bitmedi ve bu bitecek bir yasta değildir, çünkü 34 evladımız, kardeşimiz günahsız yere katledildi. Hükümet kasıt olmadığını söylüyor, neden kimlikleri bilindiği halde devlet yardım etmedi ve üstüne üstün gelen yardımları engelledi. Kimse bizimle kelime oyunları oynamasın, her gün tv başlarında acaba bu katliamın faillerinin yargılanması için bir adım atıldı mı diye bekliyoruz, ancak her gün çocukların devlet eli ile katledildiğini görüyoruz” dedi. Encü, katliamın faillerinin yargılanmadığı sürece rahat nefes alamayacaklarını ve geride kalan çocuklara özgür yarınlar bırakmak için mücadelelerini büyüteceklerini söyledi.

‘Roboski katliamı aydınlatılmadığı sürece çocuk ölümleri devam edecektir’

AKP hükümetinin Adana’da 15 yaşındaki İbrahim Aras’ı katlederek çocuk katliamlarına devam ettiğini söyleyen Züleyha Encü, “Bir barış süreci başlatıldı ve bizlere de umut oldu, dağdan cenazeler gelmedi diye umutlanırken şehirlerde sokaklarda polisin öldürdüğü çocukların cenazelerini görüyoruz. Bunlardan biride İbrahim Aras’tır. Bu katliamı gerçekleştirenleri lanetliyor ve acılı ailesine baş sağlığı diliyoruz” dedi. Encü, “Roboski katliamı aydınlatılmadığı sürece çocuk ölümleri devam edecektir. Böylesi bir katliamın failleri cezasız kaldığı sürece başka annelerinde yüreğine ateş düşecek, cesaretleri hep olacaktır” şeklinde aktardı.

Batman Kadın Bileşenleri adına açıklamada bulunan Sultan Acar ise, “Roboskili ailelerin adalet feryadına ses katıp yüksek bir kamuoyu tepkisi oluşturmalıyız. Roboski katliamının failleri neden yüksek bir kamuoyu tepkisi ile aydınlatılmasın” dedi.

MUSUL’DA BİR OYUN MU VAR

MUSUL’DA BİR OYUN MU VAR

İBRAHİM YAYLALI

Federal Kürdistan yönetimi Irak’ta Sünnilere özerklik istemiş. IŞİD’e kadar aklınız nerede idi? Bu çıkış ile birlikte Musul’a IŞİD çıkışının tezgahı yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Türkiye’nin Maliki’den rahatsızlığını bilmeyen ve görmeyen yok gibidir. Acaba Türkiye, bölgesel ve uluslararası güçler ve bu IŞİD taşeronları ile yeni bir tezgahın mı içerisinde, yeni bir oyunun startını mı verdiler?
musul

Bakın böyle bir oyun var da ve merkezine Kürt bölgesel yönetimi dahil ediliyorsa bu çok tehlikelidir ve kürtlerin birliğini sabote anlamına gelecektir. Neçirvan Barzani Türkiye devletinin söyleyemediklerini mi söylüyor?

Baştan söylemem gerekenleri söyleyeyim. Kürdistan bölgesi ile Şia bölgesi arasında kendi dinamiği ile oluşacak, emperyal güçlerden ve her türlü ırkçılıktan uzak özerk bir bölgeyi sakıncalı bulmam. Sakıncalı bulmadığım gibi rahatlıkla destekleyebilirim.

Fakat böylesi her türlü ırkçılığı içerisinde barındıran IŞİD canilerinin de orada yaşayanların üzerinde Demokles’in kılıcı gibi durmasını da asla savunamam. Hele bu canilere, Kürt halkına karşı Türkiye gibi bir gücün her türlü desteği verdiğini bildiğim bir durumda asla desteklemem.

Cumhurbaşkanı’nın ortaya çıkıp bu durumu tasvip etmediklerini, böylesi boğazlaşmayı doğru bulmadıklarını söyleyip IŞİD’li canilere çağrı yapmak yerine Irak Başbakanı Maliki’ye akıl vermesi kabul edilebilir değil.

IŞİD komutanlarının Türkiye’deki hastanelerde tedavi edildikleri yönünde haberler yapıldı. Suriye’ye silah taşırken yakalanan tırları daha unutmadık. Bu tırları yakalayan savcılara ve polislere soruşturma açıldı. Urfa’nın Ceylanpınar ilçesinde bulunan TİGEM’de herkes bu çetelerin at koşturduğunu iyi biliyor. Ceylanpınar belediyesinin ısrarla BDP’den AKP’ye geçirilmesinin nedeni yine bu çeteler değil midir?

Bunlarla yetinilmemiş gazetelere IŞİD yasağı getirilmiş. İnsan şimdi ister istemez düşünüyor. TC ile PKK arasındaki savaşta birçok esir alma olayı oldu. PKK birçok askeri esir aldı. Devlet’in esirlere yaklaşımı hep küfür şeklinde olmuştu. Eski adalet bakanı Mehmet ali Şahin esir alınıp kurtulan Dağlıca askerleri için ‘Sağ kurtulduklarına sevinemedim” demişti. Tüm devlet erkanı ve siyasi parti liderleri aynı yaklaşımı sergilemişlerdi. Bu tutum izlediğim kadarı ile 90’lı yıllardan günümüze hep aynı minvalde devam etmişti. “Niye savaşmadın, esir düştün, neden ölmedin” şiarı devlet politikası idi.

Musul konsolosluk olayında ise özel hareket birlikleri dahil, tüm kolluk güçleri bir mermi dahi atmadan teslim olmuşlar.

TC için kutsal olan bayrakları burada da indirilmiş ve kimse bunun üzerine konuşamamıştır.

Tüm bu olan bitenler içinse hükümet ve cumhurbaşkanı, önüne gelen herkesi öldürmekten ya da işkence uygulamaktan çekinmeyen IŞİD’e karşı çıkış yerine ağız birliği yapmış gibi Maliki’ye aynı tondan suçlamalarda bulunuyor.

Tüm bu çıkışları yapamayan kişi ‘Mavi Marmara kahramanı’ Recep Tayyip Erdoğan’dır.

Söz konusu ‘ terörist’ olunca hadi askerleri bir kenara bırakalım kendi partilileri hatta kaymakamı bile kaçırılsa PKK’ye tehditler savuran bir zihniyetten bahsediyoruz. IŞİD’i izlemekte hiçbir şey konuşmamakta, konuşanları tehdit edip susturmakta. Bu devlet bu tutumu bir çıkarı yoksa asla yapmaz, hele bu hükümet bu riske asla girmez.

Tüm yukarıdaki verileri bir araya getirdiğimizde Musul üzerinde Türkiye’nin de dahil olduğu bölgesel ve uluslararası güçlerin de dahil olduğu ve merkezinde ise enerji kaynaklarının kontrolü olan bir büyük oyun devreye sokulmuştur. Musul konsolosluğu ve esir alınanalar maalesef devlet için bu büyük oyunun sadece birer figüranı durumundadır.

Buradan bir şey desek de devletin bizi dinleyeceğini düşünmüyorum. Fakat bir kere daha TC devleti ile aynı yatağa girmeye hazırlanan Kürdistan bölgesel yönetimi bu durumu çok iyi değerlendirmeli ve Kürt halkının tarihsel birlikteliğinin bu kadar gerekli olduğu bir dönemde kendi bindiği dala baltasını sallamamalı.

Suriye-Rojava’da halkların ve inançların bir arada yaşaya bileceği bir model oluşurken ve bunun olabileceği gösterilmişken, Musul komplosu yer altı zenginliklerini kontrol edeyim derken, halkların bağrında belki tamiri bir daha mümkün olmayacak kocaman bir yarık açabilir. Birkaç kırıntı ve bu yarık Türkiye devletini mutlu etmeye yeterlidir. Diğer güçler petrolün peşinde iken Türkiye devleti ise Rojava’da yaptığı tarihsel hatayı burada da tekrarlamakta ve halkların birlikteliğini bozmakta.

Türkiye devleti Kürt halkına karşı tarihsel düşmanlığı yüzünden, kendini ve içerisinde yaşayan tüm inançları ve halkları büyük bir ateşin içerisine sürüklemekte.

Roboskili ailelerden anlamlı bir adım daha…

Roboski ailelerinden anlamlı bir adım daha geldi….

Roboskili aileler Lice’ye gidiyor

Roboskili aileler, Lice’de katledilen sivil yurttaşların ailelerin acılarını paylaşmak için Pazar günü Lice’ye gidiyor.

semire encü lice roportajı

Roboskili aileler, Lice’de karakol protestosunda askerler tarafından vurularak katledilen sivil yurttaşların aileleriyle bir araya gelmek ve acılarını paylaşmak için Pazar günü Lice’ye gedecek. Roboskili annelerden Semire Encü, Lice’de yapılan katliamın devletin kirli politikalarından bir tanesi olduğu belirterek, “Biz bu katliamların sorumlularının peşini bırakmayacağız. Devlet bu katliamların tek tek hesabını verecek. AKP bize çözüm getirmez. AKP’nin vicdanına barışı bırakırsak bu ülkeye barış gelmez ve her gün çocuklarımız katledilir. Roboski’nin ve Lice’nin katili AKP’dir. Erdoğan bir yandan diyor barış diğer yandan karakol yapıyor. Lice’de direnen çocuklarımız ve kardeşlerimizin mücadelelerinin yanındayız. Bu halk AKP iktidarına boyun eğmedi asla da boyun eğmeyecek” diye konuştu.

‘Artık bu barışı annelerin getirmesi gerekiyor’

Tüm annelerinin el ele verdiği zaman barışın geleceğini kaydeden ifade eden Encü, “Artık bu barışı annelerin getirmesi gerekiyor. İndirilen bayrak için her yerde seslerini çıkartanlar, neden katledilen çocuklar için seslerini çıkartmıyorlar. Çok merak ediyorum bu katliamları gerçekleştirenler, evlerinde rahat uyuyabiliyorlar mı? Biz Roboskili aileler olarak Lice’de AKP askerleri tarafından katledilen iki kardeşimizin ailelerinin acısını paylaşıyor ve Pazar günü orada olacağımızı duyuruyoruz” dedi.

İnsan halkarı ihlali raporu-(2013 İHD)

İHD DOĞU VE GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİ
2013 YILI İNSAN HAKLARI İHLALLERİ RAPORU
Rapor PDF olarak tam metni
91741IHD-2013 YILI İNSAN HAKLARI İHLALLERİ RAPORU
ihd raporukkk

DEĞERLENDĠRME 2013 yılının Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi Hak ihlalleri Raporu‟nu açıklamak üzere bir aradayız. 2013 yılında hak ihlalleri konusunda önceki yıllara nazaran önemli düşüşler yaşanmıştır. Ancak sorunların çözülmesi konusunda gerekli adımların atılmamasından kaynaklı olarak hak ihlallerinde bazı artışların da olduğunu söyleyebiliriz. Kuşkusuz 2013 yılının başında silahlı çatışmalardan kaynaklı yaĢamını yitiren 29 kişi dışında çatışmalardan kaynaklı yaşam hakkı ihlalinin olmaması önemli bir gelişmedir. Bu gelişme 21 Mart Newroz‟uyla birlikte başlayan çatışmasızlık sürecinin bir ürünüdür.

Ancak, çatışmasızlık sürecinin sürekli barıĢa evrilebilmesi konusunda hükümetin ciddi bir çaba içinde olduğunu söyleyemiyoruz. Çatışmalar nedeniyle yaĢam hakkı ihlalleri yaĢanmasa da, güvenlik güçlerinin toplumsal olaylara müdahalesi ve halka yönelik saldırıları sonucu yaĢam hakkı ihlalleri davam etmiĢtir. Nitekim Aralık ayı içerisinde Hakkari‟nin Yüksekova Ġlçesi‟nde yapılmak istenen bir toplumsal gösteride Reşit işbilir, Veysel İşbilir ve Bemal Tokçu‟nun polis kurĢunlarıyla katledilmesi baĢta olmak üzere yıl içerisinde güvenlik güçleri tarafından veya faili meçhul cinayetler sonucu 28 kişi yaçamını yitirmiĢtir. Yine Türkiye‟nin genelinde Gezi Parkı olaylarıyla birlikte 6 kişi polisin şiddeti sonucu yaĢamını yitirmiĢtir. Bu da, Devletin Kürt sorununa, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye yaklaşımının halen çok geride olduğunu yansıtmaktadır. 2013 yılında yaĢam hakkı ihlalleri dışında birçok alanda ihlallerin yaşandığını görmekteyiz.

işkence yasağı ihlalleri, adil yargılanma hakkı ihlalleri, keyfi ve uzun süren tutuklamalar, düşünce ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, cezaevlerinde yaĢanan hak ihlalleri, toplanma ve gösteri hakkına yönelik müdahaleler, kadına yönelik Şiddet, çocuk hakları, çevre ve ekoloji sorunları, ekonomik ve sosyal haklardaki kayıplar, din ve vicdan özgürlüğüne yönelik engeller gibi baĢlıklar öne çıkan ihlal konuları olmuĢtur. 2013 yılında cezaevlerinde yaĢanan hak ihlalleri artarak devam etmiştir. Cezaevlerindeki hak ihlallerinin artıĢının temel kaynağı devletin yaĢanan sorunları görmezden gelmesi, yapılan baĢvurulara karĢılık vermemesi ve ceza infaz yasalarının uluslararası hukuk mevzuatından çok uzak olmasından kaynaklanmaktadır. Tespitlerimize göre yıl içerisinde bölgemizde cezaevlerinde 6 mahpus yaĢamını yitirmiştir.

Halen Türkiye cezaevlerinde 550‟ye yakın ağır hasta mahpus bulunmaktadır. Cezaevinde tedavisi yapılamayacak derecede olan ölüm sınırında bulunan 163 hasta mahpus tahliye edilemeyerek, cezaevinde ölmeleri beklenmektedir. Cezaevlerinde ayrıca işkence ve kötü muamele, sevk ve sürgünler, tecrit ve izolasyon, fiziki koĢullar gerekçe gösterilerek mahpusların çeşitli haklardan mahrum bırakılmaları gibi çok sayıda ihlal yaĢanmaktadır. Özellikle uzak cezaevlerine yapılan sürgünlerle sadece mahpuslar değil, aileleri de cezalandırılmaktadır. Cezaevlerine yönelik ihlaller başlığında değinmemiz gereken bir önemli konu da Ġmralı Cezaevi‟ndeki uygulamalardır. PKK Lideri Abdullah Öcalan‟a yönelik tecrit uygulaması 2013 yılında da devam etmiĢtir. Sürecin başlaması ile birlikte bazı heyetler ile görüşmesi sağlanmıĢ olsa da avukatları ile görüĢtürülmemiĢ olması hukukun ayaklar altına alınması anlamına gelmektedir.

15 yıldan bu yana ağırlaştırılmış bir tecrit ortamında tutulan Öcalan‟ın bu koşullarda tutulması hukuki olmayıp gayri insanidir. Kürt meselesinin çözümünde önemli bir aktör olduğu son barıĢ süreciyle birlikte tüm kesimler tarafından kabul edilen Sayın Öcalan‟ın barıĢ sürecindeki rolünü oynayabilmesi için üzerindeki tecride son verilmesi gerekmektedir. Geride bıraktığımız 2013 yılında da devlet Türkiye‟deki kayıplar, toplu mezarlar ve faili meçhul cinayetler gerçeği ile yüzleĢmekten kaçınmıĢtır. Yine bir insanlık ayıbı olan toplu mezarlar usulüne uygun açılması talepleri görmezden gelinmiĢ, kayıpların akıbeti araĢtırılmamıĢtır. Buna karĢılık savaĢta yaĢamını yitiren PKK‟liler için yapılan mezar ve mezarlıklar tahrip edilerek, halkın dini ve örfi değerleri ayaklar altına alınmıĢtır.
İHD DOĞU VE GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİ

AİHM İKİ MADDEDEN TC DEVLETİNİ MAHKUM ETTİ

Katliam Kınamaya Ceza AİHM’den Döndü

490-254

AİHM, 17 MKP üyesinin öldürülmesini kınadığı için gözaltına alınıp yargılanan ve mahkum olan Merve Yavuz ve İbrahim Yaylalı’ın başvurusunda Türkiye’yi, 10. maddeyi ihlalden 30 bin 765 avro tazminata mahkum etti.

Gerekçeli kararın tam metni
Yavuz ve Yaylalı v. TR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Maoist Komünist Partisi (MKP) üyesi oldukları iddiasıyla 17 kişinin güvenlik güçlerince öldürülmesini katıldıkları bir eylemde kınayan Merve Yavuz ve İbrahim Yaylalı’ın açtığı davada Türkiye’yi mahkum etti.

AİHM, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ifade özgürlüğünü güvence altına alan 10. maddesini ihlal ettiğini tespit etti.

Hem 6. hem 10. maddeden ihlal

Strasbourg Mahkemesi, bugün (17 Aralık) açıkladığı kararında, Türkiye’nin her iki başvuru sahibine 13 bin 750’şer avro manevi tazminat ve toplam 3 bin 265 avro da mahkeme gideri ödemesine karar verdi.

Böyle Türkiye, Sözleşmenin 6 ve 10. maddelerini ihlalden toplam 30 bin 765 avro (yaklaşık 83 bin TL) ödeyecek.

Ne olmuştu?

Yavuz ve Yaylalı, 17 MKP’linin Haziran 2005’te öldürülmesini kınandığı bir eyleme katıldıkları ve hükümet aleyhinde slogan attıkları gerekçesiyle gözaltına alınmışlardı. Yavuz, serbest bırakıldıktan sonra bir başka eyleme katılarak gözaltına alınmasını okuduğu bir basın açıklamasıyla kınamıştı.

Haklarında açılan davada Yalyalı 10 ay, Yavuz ise 20 ay hapse mahkum edildiler. Cezalar Temmuz 2010’da Yargıtay’ca onandığı için iki kişi, düşünceleri nedeniyle cezai yaptırımla karşılaştıkları ve adil şekilde yargılanmadıklarını savunarak AİHM’e başvurdular. (bianet)

…………………..

AİHM: Yavuz ve Yaylalı v. Türkiye – Her ifade açıklaması
MKP[bana ait] örgütü propagandasıyla bağlantılandırılamaz

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi 17 Aralık 2013 tarihinde özellikle neredeyse herkes ve her siyasi oluşumun bol keseden terörle bağlantılandırılabildiği bugünlerde tünelin ucundaki ışığı gösterdiği bir karar verdi.

Yavuz ve Yaylalı v. Türkiye kararında Mahkeme, 2005 yılında Tunceli sınırları içindeki Mercan Vadisinde yasadışı silahlı bir örgüt olan Maoist Komünist Partisi–Halk Kurtuluş Ordusu (MKP/HKO) üyesi on yedi kişinin güvenlik güçleriyle girdikleri bir çatışmada öldürülmeleri üzerine, 21 Haziran 2005 tarihinde Samsun’da gerçekleşen protesto gösterisine katılan başvurucular Merve Yavuz ve İbrahim Yaylalı hakkında daha sonra terör örgütü propagandasını yasaklayan Terörle Mücadele Kanunun (TMK) 7/2. maddesi uyarınca tutuklanmaları ve yapılan yargılama sonunda ilk başvurucunun 20, ikinci başvurucunun 10 ay ceza almaları üzerine önüne gelen davayı incelemiştir.

Yukarıda anılan gösteri sırasında, protestocular bu kişilerin öldürülmesinin hukuksuz olduğunu belirten ve cesetlerin parçalanmasından olaya karışan görevlileri sorumlu tutan bir basın açıklaması okumuş ve çeşitli sloganlar atmışlardır.

Başvurucular, Sözleşme’nin 10. maddesinde düzenlenen ifade özgürlüğü hakkı ile 6. maddesinde düzenlenen makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğinden şikayetçi olmuşlardır.

Karar gerekçesinde, Mahkeme, öncelikle TMK’nın 7/2. maddesinin düzenleniş biçimini eleştirmiştir:

Yasanın 7/2. maddesinin mevcut metni ve Ağır Ceza Mahkemesi ve Yargıtay’ın başvurucuları propaganda ile suçlayan bu hükmü yorumlama şeklini dikkate alarak, Mahkeme maddenin uygulanmasının öngörülebilirliği hakkında ciddi şüphelerin bulunduğuna karar vermiştir (Ekin Derneği v. Fransa, No. 39288/98, § 46, ECHR 2001 – VIII). Bununla birlikte, müdahalenin gerekliliği hakkında ulaştığı sonucu dikkate alarak (bkz., aşağıda 55. paragraf), bu mesele hakkında karar vermeyi gereksiz bulmuştur (Gözel ve Özer v. Türkiye , No 43453/04 ve 31098/05, § 44, 6 Temmuz 2010). [Bkz., kararın 38. paragrafı]
Sonrasında Mahkeme, başvurucuların yargılanması ve hapis cezasına çarptırılması nedeniyle ifade özgürlüklerine Devlet tarafından gerçekleştirilen müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığını incelemeye başlamıştır.

Mahkeme, öncelikle ifade özgürlüğüne yönelik olarak getirilecek kısıtlamaların hukuken öngörülmüş olmalarının yanında dar yorumlanmaları gerektiği yönündeki içtihatlarını hatırlatmış ve bu bağlamda uygulanacak herhangi bir kısıtlamanın inandırıcı gerekçelere dayandırılmasının zorunlu olduğuna vurgu yapmıştır.

Mahkeme’ye göre, ülkedenin belirli bir bölgesindeki hassas durum ve şiddetin artmasını önlemek bakımından yetkili merciler terörle mücadele amacıyla gerekli tedbirleri alabilirler. Ancak bu yönde Devlete tanınmış bir takdir marjı bulunmasına rağmen, Mahkeme, her davanın koşullarını ve Devlete tanınan takdir marjını dikkate alarak, bireyin ifade özgürlüğü temel hakkı ile terör örgütlerine karşı demokratik toplumun kendisini koruma meşru hakkı arasında adil bir denge kurulup kurulmadığının tespit edilmesinin önemine vurgu yapmıştır [bkz., 48. para.].

Mahkeme’ye göre, sırf Hükümet politikasının eleştirildiği durumlarda terörle ilişkili suçlamalarda bulunmaktan kaçınmak için ulusal makamlar tarafından terör kavramının dikkatlice tanımlanması gerekmektedir.

Bu noktada Mahkeme, kararı veren Ağır Ceza Mahkemesi ve Yargıtay gibi ulusal yargı organlarının mevcut olayı yorumlama biçimlerini eleştirmektedir. Mahkeme bakın bu konuda ne diyor:
“52. Mahkeme, ayrıca mevcut davada Ağır Ceza Mahkemesi’nin, bu kararı onayan Yargıtay’ın, başvurucuları mahkûm eden kararından ulusal mahkemelerin başvurucuların yasadışı örgüt mensuplarının şiddet kullanmalarını kınamadıklarını vurguladıklarının ve bu nedenle [eylemlerinin] örgüt propagandası olarak görülmesi gerektiğini savunduklarının görüldüğünü not etmiştir. Mahkeme, Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrasının kamu yararı alanında ifade özgürlüğü konularına dair kısıtlamalara çok az yer bıraktığını hatırlatmaktadır (bkz, inter alia, Sürek v. Türkiye (No.1) , [BD] No.26682/95, §61, ECHR 1999 – IV ). Mahkeme ayrıca, Hükümete ilişkin kabul edilebilir eleştirinin sınırlarının özel kişilere ilişkin olandan daha geniş olduğunu vurgulamaktadır(bkz, mutatis mutandis, Yazar ve Diğerleri v. Türkiye, No.22723/93, 22724/93 ve 22725/93, §58, ECHR 2002 – II). Demokratik bir sistemde, Hükümetin eylem ve ihmalleri sadece yasama ve yargısal mercilerin değil, aynı zamanda kamuoyunun da sıkı gözetimi altındadır. Bu davada, Mahkeme, yukarıda belirtilen ölümleri müteakip başvurucuların tepkisinin resmi makamların gerçekleştirdiği eylemlerin bir eleştirisini oluşturup, şiddet kullanımını ya da silahlı direniş ya da kalkışmayı teşvik anlamına gelmediğini (Savgın v. Türkiye, No.13304/03, §45, 2 Şubat 2010 ve Gerger v. Türkiye [BD], No.24919/94, §50, 8 Temmuz 1999) ve nefret söylemi de oluşturmadığını not etmektedir. Bu bağlamda, Mahkeme başvurucuların tepkilerinin güvenlik güçleri ve aileleri dahil teşhis ettiklerine karşı derin ve akıldışı bir nefreti aşılayarak şiddeti teşvik etmesinin olası olmadığını not etmektedir (aksi için bkz, yukarıda belirtilen Sürek kararı, § 62). Mevcut görüş ve sloganların içeriklerine ilişkin bu tespitlerin ışığında, Mahkeme, başvurucuların terör örgütü lehine propaganda yaptıkları için mahkûm edilmelerine yol açan ulusal mahkemelerin değerlendirmelerine katılamamaktadır. Mahkeme’nin görüşü, ulusal mahkemelerin başvurucuları mahkum etmesi gerçeğinin mahkumiyeti haklı göstermeye yetmediği yönündedir.”
Sonuç olarak Mahkeme, bu davada Hükümet tarafından başvuruculara uygulanan tedbirin orantılılık anlamında “bir toplumsal ihtiyaç baskısına” karşılık gelmediğini, bu anlamda başvuruculara yüklenen cezanın nitelik ve ağırlığının orantısız olduğu sonucuna varmıştır.

YORUM

Görüldüğü üzere, Türkiye’deki özellikle olağanüstü/özel yetkili yargı organlarının sıklıkla neredeyse her türlü ifade açıklamalarını terör örgütü propagandası çerçevesinde ve son derece belirsiz ve ideolojik yorumlarla aleyhe pek çok temel hukuk ilkesi bulunmasına rağmen cezalandırmasına İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin tepkisi bu kararla bir kere daha teyit edilmiş olmaktadır.

Mahkeme, bu kararda belirtilen sonuca ulaşırken, uzun süredir verdiği kararlarla oluşturduğu ilkelerden hareket etmektedir. Bu anlamda mevcut kararın, özellikle son Gezi Olayları bağlamında açılmış ve göstericileri terör örgütleriyle ilişkilendiren çok sayıda ceza davasının seyrini belirlemeye aday bir içeriğe sahip olduğu çok belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, özellikle bu davalara giren avukat meslektaşların bu kararı yakından incelemesinde saymakla bitmez yararlar bulunmaktadır.

http://aihmgunlugu.blogspot.com.tr/2014/01/aihm-yavuz-ve-yaylal-v-turkiye-her.html

Yeni Türkiye savaş argümanı Yine bölünme

Yeni Türkiye’nin psikolojik savaş argümanları yine bölmek üzerine
5 Haziran 2014, 17:15
Yeni Türkiye’nin psikolojik savaş argümanları yine bölmek üzerine
İbrahim Yaylalı[1]

Devletin çocuk asker gerçeği varken !

Çocuk asker ya da gerillalara değinmek gerekiyorsa,samimi olmak gerekiyor.Devlet’in askeri liseleri ya da astsubay yetiştiren okullarına da göz atmak gerekiyor.14 yaşındaki bir çocuk askeri okula girerken ailesine büyük meblağ tutan taahhütnameler imzalatılır.Çocuk asker okula girdiğinde gözü tamamen kapalı ve başına neler geleceğinden habersizdir.Biraz bir şeyleri sorgular duruma geldiğinde insan ayrılması dahilinde ne kadar devlete tazminat ödeyeceği ortadadır.Bu da yeterli değildir bir sene öncesine kadar 15 yıl zorunlu hizmet vardı.Bu durum şimdi 10 senedir, okul eğitimini de eklerseniz tam 18 yıl oluyor.Tüm bunlara göğüs gerenler de artık o saatten sonra o sistemi bırakmaz.

uc-kadin-cocuklarini-istiyor-54221

Fakat buna dayanamayıp da kaçıp firar olarak yaşayanlar da var.Hatta hatta meclise verilmek üzere firari astsubay ve subaylar imza kampanyası başlatmışlardı. Böylesi tehditkar çocuk istismarcısı ve emek sömürücü bir yapı kalkıp başkalarına akıl öğretiyor.Hadi hepsini birden masya yatıralım ne dersiniz ? Bu oldukça düşündürücü bir durum değil mi. Bu durumu öncelikle ortaya koyduktan sonra şimdi devam edelim.

Bu günlerde bir çok gazete haberine baktığımda ne demokratik bir Diyarbakır diyorum. Anneler, Diyarbakır belediyesi önünde ellerinde çocuklarına ait resimlerle, ‘PKK kaçırdığı çocuklarımızı geri versin’ döviz ve pankartlarıyla hak arayabiliyorlar.

Bunlar, Tayyip Erdoğan’ın ‘Çocuk da olsa kadın da olsa gereğini yapacağız’ dedikten sonra dediğini yaptığını herkesin gördüğü bir coğrafyada oluyor.

Uğur’un 13 kurşunlu bedeni hala vurulduğu yerde duruyor. Ceylan’ın annesinin etekleri topladığı çocuğunun parçaları yüzünden hala kan kokuyor.

Devlet her zaman çifte standartçı olmuştur

Hapishanelerde çocuklara özellikle Kürt çocuklarına hükümetinizin gardiyanları ve müdürleri her türlü fenalığı yapmadı mı? Dilim söylemeye varmıyor. O hapishanelerin isimlerini bile söylemek istemiyorum ki bu durumu yaşayan çocuklar bir daha aynı sahnenin travmasını yaşamasın.
Şimdi Diyarbakır belediyesinin önünde nöbet tutan annelerin durumunu tam bilmiyorum. Orada bulunan annelere o yüzden fazla bir şey söylemek istemiyorum. Fakat tüm bu saydığım ve sayamadığım çocukların anneleri Diyarbakır ya da bulundukları kentin valilik binası önüne çadır açsalar ve ölmüş ya da yaşayan çocuklarını hükümetinizin valilerinden isteseler, devlet, polis, aynı hoşgörüyü bu annelerimize de gösterir mi?

Bu kocaman bir soru değil aslında, herkes bu sorunun cevabını iyi biliyor. Peki devlet olanaklı televizyonlar ve gazeteler annelerimize tahsis edilir miydi? Çok merak ediyorum.
Annelere laf söyleyemiyorum. Neden mi? Kim olursa olsun, ünvanı ne olursa olsun anne her zaman çocuğunu dizinin dibinde ister. Cemil Bayık’ın annesi de, yanılmıyorsam hükümet yanlısı yayın yapan Kanal 7’de idi, oğlunu istiyordu. ‘Tövbe istiğfar et devletine sığın’ diyordu.

Mesele ne annelerimiz ne de Cemil Bayık’ın annesi. Hükümetin televizyon kanalında tam da barış sürecinin ya da çözüm sürecinin diyelim, olduğu dönemde böyle bir çağrı yapılıyordu. Bu bir psikolojik savaş yöntemi, sen bir taraftan oğlu ile çözüm görüşmeleri yapacaksın, diğer taraftan ise böyle ahlaksız bir işe imza atacaksın, bu hiç bir yerde kabul görmez.

Aynı akıl yürütmeyi Diyarbakır’da çocuklarına bir şekilde kavuşmak isteyen anneler için de yapabilirsiniz. Sen hükümet olarak çözüm süreci ile ilgili başından itibaren ne diyorsun, silahlar sustu çocuklar ölmüyor. Bu iyi bir şey değil mi? Elbette bu çok iyi ve çok anlamlı bir durum.
Peki bu sürecin devamı bu şekilde duyguları sömürerek kontra faaliyetlerin içerisine girerek mi getireceksin? Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu demezler mi?

90’lı yılların ortasından bu yana iyi kötü tüm olanların tanığıyım. Bu tür hokkabazlıkların hepsi daha önce de denendi. Otuz küsur yıl denemedik oyun bırakmadınız, hatta yüzyıl da diyebiliriz. İnsanlar öldürüldü, köyler yakıldı. Hizbul-kontra devreye sokuldu.

İyi polis kötü polis oyunları da oynadınız. Buna en iyi örnek de Gaffar Okkan’dı diyebiliriz.
Bu yalanlarla kaç iktidar varlığını sürdürdü ve ömrünü tüketti unutmayın.Samimiyseniz yine birilerini bölmek, birilerini birilerine hasım etmek politikalarını bırakarak oturduğunuz çözüm masasında ilerlemeye samimi şekilde devam ediniz.

Bölge’de insanları politikalarınız gereği böldünüz. Çocuklar bile sizin bu sömürgeci politikalarınızın sonuçlarını yaşıyor. Korucu çocukları korucu olmayan kişilerin çocukları ile oynayamıyor. Herhangi bir olay olduğunda bu çocukların babası ya da annesi korucu olarak suçlanarak bulundukları toplumdan tecrit ediliyorlar.

Eski korucu aşiretleri Hizbullah’a örgütleniyor

Sizin güdümünüzdeki siyasi islam ya da kontra-islam, Hizbul-kontra gerçeği de aynı burada. Yeni Türkiye döneminde aşiretler sırf devlet tarafından hizbul-kontra’ya örgütleniyor.
Şırnak’ta Tatar aşireti geçmiş dönemde sizim korucu ordularınızı temsil ediyordu. Bu seçimlerde ne görelim eski dönemde başka türlü kullandığınız bu gücü şimdi ise hüzbul-kontra’nın sivil versiyonu olan Hüda-Par içinde örgütlediğinizi gördük. Bölgede bir Hizbullahçı ile normal bir yurttaş zora düşmediği sürece asla konuşmaz. Nedenini ise Batman, Cizre, Diyarbakır’da ve diğer bölgelerde devletinizin servis ettiği ölümler yüzündendir. Bu böl parçala yönet yöntemine verecek örneğimiz o kadar çok ki buna bu yazımızın formatı yetmez.

Kumpas yerine sürece odaklan..
Siz şimdi ellerinde çocuklarının resimleri olan annelere iyilik yaptığınızı mı düşünüyorsunuz. Yarın siz gerektiği kadar duygu sömürüsünü yaptıktan sonra, almak istediğinizi aldıktan sonra o anneleri orta yerde bırakıp gideceksiniz. Peki bu anneler nerede yaşayacak. Bu ailelere ne muamelesi yapılacak, bunları oturup düşündüğünüzü zannetmiyorum. Yeni Türkiye paradigması ile yaptığınız iki plan var; bir, süreçte üstün olmak; iki, buradaki toplumu iki kampa ayırarak Kürt halkının birlik duygusunu azaltmak.

Bu tür kumpasların içerisinde aileleri mağdur etmek yerine, sürece samimi yaklaşırsanız, belki tümü ile olmasa da kısmı bir şeyler sağlanabilir ve demagoji yerine tüm anneler için güzel bir şey yapmış olursunuz.Fakat Gezi direnişinin orta yerinde bakkala giden çocuğu öldürüp ardından ‘terörist çocuk’ muamelesi yaparken, diğer taraftan Mısır’da bilinçli bir eyleme katılmış çocuğu kutsarsanız, ya da ‘çocuk da olsa kadın da olsa gereken yapılacaktır’ deyip çocukları öldürüp ardından Diyarbakır belediyesi önünde tertip gibi görüne şeylerin içerisinde yer alırsanız size kimse inanmaz.

1)Roboski’de yaşayan barış aktivisti

Cumhurbaşkanı Gül tarihi sorumluluğunu yerine getirmelidir

‘Roboski’ de askeri yargı istemiyoruz’ imza kampanyasını 28 mart 2014 günü sonlandırarak Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e göndermiştik. Cumhurbaşkanlığı genel sekreterliğinden yürüttüğümüz kampanyaya ilişkin mektuplu cevap aldık.Biz de Roboski’de her hafta yapılan perşembe değerlendirmesinde Cumhurbaşkanlığından gelen mektuba cevabımızı bir açıklama ile yaptık.

IMG_2032

Bu açıklamaya ilişkin tam metin aşağıdadır

Cumhurbaşkanı Gül tarihi sorumluluğunu yerine getirmelidir…

Roboski dosyasında adil yargılama ve Roboski ailelerine katliamdan bu yana devam eden hükümetin saldırılarını sonlandırmak üzere Cumhurbaşkanını göreve çağıran imza kampanyamızı bu sene mart ayının 28’inde basın açıklaması ile birlikte PTT aracılığı ile gönderdik.

Buradan Cumhurbaşkanı Gül’e sesleniyoruz: Size topladığımız imzaları göndermek üzere yaptığımız basın açıklamasında belirttiğimiz üzere, 17 aralık sürecinde rüşvet ve dinleme üzerine devreye soktuğunuz denetleme kurulunu, katliamın üzerinden iki seneyi aşkın bir zaman geçmesine rağmen ve hiçbir taraf bu kararlardan memnun olmadığı halde neden kendinize bağlı denetleme kurulunu devreye sokmadınız.Bu vesile ile bir kere daha sorumuzu tekrarlıyoruz. Ne zaman Devlet Denetleme Kurulunu devreye sokacaksınız.

Hükümete ya da adalet bakanına değil de yürüttüğümüz kampanyanın muhatabı olarak sizi neden seçtik, bunun cevabı hükümet ve adalet bakanının Roboski katliamından bu güne kadar izlediği Roboski politikalarında aranmalıdır.Hükümet söz konusu Roboski katliamı olunca,bunca zaman karşısında durduğu hatta uğrunda referandumlar yaptığı askeri vesayeti karşımıza düşünmeden çıkarmakta ve bize askeri yargıya güvenmemizi öğütlemektedir. Adalet bakanlığı ise tamamen başbakanın iki dudağı arasında olduğunu bu süreçte iyi gördük.

Biz bu mekanizmaların tarafsızlığını kaybettiğini düşündüğümüzden sizin sürece dahil olmanızı talep eden kampanyayı yürüttük. Üzülerek belirtiyoruz ki siz bu tavrınız ile bizim başından itibaren her türlü cezalandırmalara karşı Roboski için yürütmeye çalıştığımız adalet arayışımız yerine katliamı aklamaya çalışanların yanında durmayı tercih ettiğinizi idareten bize cevaben yazdığınız yazıda görmekteyiz.

TC devleti Cumhurbaşkanlığı adına cevaben aynen şu deniliyor, Cumhurbaşkanına ilettiğiniz 28 aralık 2011 tarihinde meydana gelen olay neticesinde hayatlarını kaybeden vatandaşlarımızla ilgili olarak sürdürülen yargı sürecine ilişkin eleştirilerinizi dile getiren ve söz konusu yargılamanın sivil mahkemelerde devam etmesine imkan sağlanması talebini içeren çok imzalı dilekçeleriniz, 6/5/2014.54674231-622-5236 tarih ve sayılı belirtilen yazımız ile adalet bakanına gönderilmiştir.

Cumhurbaşkanını Devlet denetleme kurulunu devreye sokması için göreve çağırıyoruz.

Bu tavır sadece katliamı meşrulaştırmak ve bizim bu zamana kadar verdiğimiz mücadeleyi hiçe saymaktadır. Bu karar sadece bizleri idare etmek üzerine alınmış ve adalet bakanına yazı yazılmıştır.

Biz barış aktivistleri olarak Cumhurbaşkanlığı seçimlerine sayılı zaman kaldığını biliyoruz. Büyük ihtimal ile TC hükümeti başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan ile yerlerini değiştirecekler, bu anlamı ile bizim üç maddelik isteğimizi yerine getiremeyeceğinin farkındayız . O sebep ile üç maddelik isteğimizi daha sadeleştirerek , TC Cumhurbaşkanlığına bağlı Devlet Denetleme Kurulunu devreye sokmanızı istiyoruz.

Biz barış aktivistleri: bazı şeyleri hükümet ile aynı düşünmeseniz de yapamadığınızın farkındayız, fakat her şeye rağmen yapabilecekleriniz de mevcuttur. En azından kendi devlet başkanlığınız zamanında gerçekleşen çoğu çocuk 34 katledilen yurttaşınız için böyle bir borcunuz olduğunu düşünmekteyiz.

Eğer sizden sonra Cumhur başkanı yani devletin başkanı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olursa, bizim için artık Roboski katliamının aydınlatılması için tamamen iç mekanizmalar bitmiş yani tükenmiş olacaktır. Belki Yaptığınız müdahalenin Roboski katliamının yargılama sürecine etkisi çok az olacaktır fakat atacağınız küçücük bir adım ile tarihi bir sorumluluğu yerine getirmiş olacak ve temsil ettiğiniz halklar gelecekte tarihsel bir hesaplaşma ile karşı karşıya kaldıklarında, tamam bir çok şeyi yapamadık başımız halkların kardeşliği anlamında eğik fakat en azından bir şeyler yapmayı denedik diyebilmelidirler.

Katliamcılar ile aranıza mesafe koyup bu tarihi ve insani görevi yerine getirmeniz için hala geç değil, geçmişten günümüze yaşanan katliamları unutmayın, hala hesaplaşamadığımız, hatta yüzleşmeye bile utandığımız bir çok yaramız mevcut. Roboski katliamı da onlardan biri olmasın, yapanın yanına kar kalırken, bu coğrafyada yaşayan halkları psikolojik olarak birbirinden ayıran bir etmen olmasına izin vermeyin.

Roboski’de yaşayan barış aktivistleri

Meral Geylani – İbrahim Yaylalı

Cumhurbaşkanı’nın Roboskililere yanıtı

Cumhurbaşkanı’nın Roboskililere yanıtı

IMG_2032

ŞIRNAK (DİHA) – Roboskîli aileler, 126’ncı Perşembe buluşmasında yakınlarının mezarları başında bir araya gelerek adalet taleplerini yinelerken, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği, gönderilen imzalara karşı verdiği yanıtta, “Talepleriniz Adalet Bakanlığı’na iletilmiştir” dedi.

Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Roboskî köyünde 28 Aralık 2011’de savaş uçakları tarafından yapılan bombardıman sonucu katledilen çoğu çocuk 34 sivil yurttaşın yakınları, her hafta Perşembe günü çocuklarının mezarı başındaki buluşmanın 126’ncı haftasında bir araya geldi. “Hani adalet mülkün temeliydi” pankartı açan aileler, “Roboskî’ye adalet”, “Soma’dan Roboskî’ye katleden devlettir” ve “Katil devlet hesap verecek” sloganları attı. Aileler adına açıklamayı yapan Veli Encü, Roboskî katliamının zamana yayılarak unutturulmaya çalışıldığını söyledi. Yakınlarını yitirdikleri günden beri devletin acı dili ile karşı karşıya kaldıklarını belirten Encü, bu gün yine Uludere Savcılığı’ndan tarafından katliamın yapıldığı yere bıraktıkları karanfiller için dahi zorla ifadeye götürülmeye çalışıldıklarını dile getirdi. Encü, “Önce kardeşlerimizin hesabını versinler sonra bizleri ifadeye çağırsınlar” diye belirtti. Encü, adalet arayışlarını sürdüreceklerini kaydetti.

‘İnsani görevin yerine gelmesi için halen geç değil’

Ardından “Roboski’de askeri yargı istemiyoruz” şiarı ile barış aktivistleri İbrahim Yaylalı ve Meral Geylani tarafından başlatılan ve Roboskili ailelerinin de destek verdiği imza kampanyası çerçevesinde 28 Mart 2012 tarihinde gönderilen imzalara ilişkin Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği’nden gelen cevap üzerine kısa bir açıklama yapıldı. Yanıtta, “talepleriniz Adalet Bakanlığı’na bildirilmiştir” denildi. Açıklamayı yapan barış aktivisti İbrahim Yaylalı, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yaklaşmasıyla beraber Cumhurbaşkanı’na seslenerek, “Büyük ihtimalle Başbakan Erdoğan ile yerleriniz değişecek. Bu anlamıyla 3 maddelik isteğimizin yerine getiremeyeceğinizin farkındayız. O sebep ile isteğimizi daha sadeleştirerek kendinize bağlı devlet denetleme kurulunu devreye sokmanızı istiyoruz” diye ifade etti. Yaylalı, “Katliamcılar ile aranıza mesafe koyup bu tarihi ve insanı görevi yerine getirmek için hala geç değil” dedi.

Açıklamanın ardından ailelerin mezarlıktan ayrılmasıyla eylem son buldu.

Hastanenin ‘yabancı cisim’ dediği kurşun çıktı!

Encü’yü yaralayan ‘yabancı cisim’ değilmiş…

Hastanenin ‘yabancı cisim’ dediği kurşun çıktı!
IMG_1886

Yapılmak isteyen “güvenlik yolu”nu protesto eden Roboskîlilere 15 Ocak’ta yapılan ve gerçek mermi kullanılan askeri müdahale sırasında yaralanmış, kaldırıldığı hastane tarafından “yabancı bir cismin çarpması” şeklinde rapor verilmişti. Serhat Encü’yü yaralayan cismin kurşunu olduğu uzman doktorların tespitiyle kesinleşti.

Şırnak Roboski’de, 15 Ocak’ta yapılmak istenen “güvenlik yolu” protestosunda asker kurşunuyla yaralanan ancak kaldırıldığı Şırnak Devlet Hastanesi’nde “yabancı bir cismin çarpması” şeklinde yaralandığı belirtilen Serhat Encü’nün ateşli silahla yaralandığı anlaşıldı. Askerin gerçek mermi kullandığı olaylar sırasında Roboski katliamında yaşamını yitiren 11 kişinin akrabası olan Serhat Encü (17), ve Şırnak Devlet Hastanesi’ne kaldırılmıştı.
serhat şiye kurswun raporu

Buradaki tedavisinde Encü’nün başına “yabancı bir cismin çarpması” şeklinde rapor verilmişti. Olayın peşine bırakmayan Encü ailesi, buradaki sonuçları Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde uzman doktorlara ulaştırdı. Doktorların yaptığı incelemenin ardından 5 Mayıs günün hazırlanan raporda Encü için “ateşli silahla kafa travması” teşhisi konulurken, bu tespitle de Encü’nün gerçek mermiyle yaralandığı kesinleşmiş oldu.

Encü ise daha önce şüpheli olarak çağırıldığı Gülyazı Taburu’ndaki sorumlulardan şikayetçi olacağını ifade etti. Daha önce verilen raporla sorumluların aklanmak istenildiğini belirten Encü, gerekli hukuki yollara başvurarak sorumlulardan hesap soracağını dile getirdi. Encü, sorumlularla ilgili olarak savcılığa suç duyurusunda bulunacak. (DİHA)

Her ayın 28’i roboski-İstanbul 29 ay

İstanbul da Roboski için adalet talebi

2014-05-28 19:38:34

İSTANBUL (DİHA) – İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Adalet ve Hakikat Komisyonu üyeleri ile Ankara’daki Roboski İçin Adalet Girişimi aktivistleri düzenledikleri eylemlerde üzerinden 882 gün geçen ve üzeri örtülen Roboski katliamı için “adalet” talebinde bulundular.
ist-280514-roboski-aciklama1

Roboski katlimına dikkat çekmek isteyen İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Adalet ve Hakikat Komisyonu, her ayın 28’inde yaptığı eylemlere bu ay da devam etti. İHD İstanbul Şubesi Adalet ve Hakikat Komisyonu üyeleri Galatasaray Lisesi’nde düzenledikleri basın açıklamasında, “Roboski’ye adalet failler yargılansın” yazılı pankartı açıldı. Roboski’de yaşamını kaybedenlerin fotoğraflarını da taşıyan eylemciler bir süre sessizce bekledi. Grup adına konuşan İHD İstanbul Şube Başkanı Abdülbaki Boğa, “Roboski için adalet sağlanacaksa, öldürme emrini veren ve uygulayanlar yargı önünde hesap vermelidir” dedi. Boğa, AKP’nin faili belli olan bu katliamda yargısal ve idari hiçbir cezai mekanizmayı harekete geçirmediğini söyledi. Roboski katliamında yakınlarını kaybeden Servet Encü’nün evine yapılan saldırının aydınlatılması beklenirken, Roboski’ye yapılan baskınlarda 22 kişinin gözaltına alındığını hatırlatan Boğa, “Güvenlik yolu adı altındaki yapım halen bölgede devam etmektedir. Devlet, failleri yargılamak yerine mağdur ve ailelerine şiddet, tehdit ve baskı ile adalet talebinden vazgeçirmeye çalışmaktadır” diye konuştu.

‘Zamanaşımı dolması bekleniyor’

“Faili devlet olan cinayet ve katliamların korunduğu sır değildir” diyerek açıklamasına devam eden Boğa, geçmişteki faili meçhul olaylarda uygulanan “zaman aşımı” yöntemine dikkat çekerek, aynı yöntemin uygulandığını söyledi. Boğa eninde sonunda Roboski katliamından sorumlu kişilerin yargılanacağını da sözlerine ekledi.

Gülyazı Alayında kalekol yenilemesi ?

Gülyazı alayında kalekol yenilemesi yapılıyor

gulyazı alayında kalekol calısması

Şirnex’in Türkiye-K.Irak (güney Kürdistan) sınır köyü olan Roboski köyünün yaylasında bulunan 15 no’lu sınır taşının olduğu bölgede 17’si çocuk olmak üzere sivil 34 köylü Türkiye devletine bağlı savaş uçaklarının bombalaması üzerine yaşamlarını kaybetmişti. Roboski yaylasında gerçekleşen bu saldırının alt-üst hiyerarşisi araştırılmış ve sorumlular ortaya çıktığı halde hiç kimye yargılanmamış ve Roboski dosyası takipsizliğe bırakılmıştı.

Otuz dört sivilin yaşamının kaybettiği saldırıda, Gülyazı alayının da sorumluluğu ortaya çıkmıştı. Sivil toplum örgütlerinin hazırladıkları raporda da, TBMM Uludere alt komisyonunun yaptığı çalışmada da belirtildiği üzere,Gülyazı alayı K.Iraktan gelen Roboski ve Bejuh(Gülyazı) köylülerinin önünü keserek katliam bölgesinde kalmaları sağlanmıştı.Çözüm sürecinin başlamasından sonra da defalarca Roboski köyünde bulunan 15 no’lu sınır taşının olduğu bölgede provokasyonlara girişmiş fakat Roboski ve çevre köylerin sakinleri tarafından bu provokasyonlar önlenmişti.

Roboski köylüleri bir çok kez protestolarını Gülyazı alayının önünde gerçekleştirmişti.Roboski katliamında sorumluluğu bulunan bu alayın köylerinden kalması gerekliliğini vurgulamışlardı.

Gülyazı alayında bir haftadır hummalı çalışmalar olduğu gözlemleniyordu .İş makinaların ve büyük iş kamyonlarının yoğun gidip geldiği köylüler tarafından aktarılıyordu.Köylülerin yoğun tepkisine rağmen Gülyazı alayının bir yere gitmediği gibi,son süreçte hız almış olan yeni Kalekollar ve eski karakollarında yenilenmesi ihalesine dahil olduğunu dört yükselen devasa kule iki bina ile görülmüş olundu.

Gülyazı Alayındaki bu hararetli ek bina ve kulelerin yapılması köylüler tarafından savaş sürecine hazırlık diye yorumlanırken ,burada yapılan bu çalışma büyük tepkilere neden oldu

SOMA NE KADAR ROBOSKİYE BENZİYOR

SOMA NE KADAR ROBOSKİYE BENZİYOR
soma katliamı

Soma ne kadar Roboski’ye benziyor değil mi?
İbrahim yaylalı
ibrahimyaylali@outlook.com

Bir buçuk senedir Roboski’li aileler ile birlikte bir başka Soma vakası olan failleri belli olan Roboski katliamı için adalet mücadelesi vermekteyiz. Bu mücadele hattının bize getirdiği deneyimler ışığında Soma katliamı ele almaya çalışacağım

Soma için aslında çok yazılan çizilenin dışında, Soma katliamında yaşamlarını yitirenlerin yakınlarına Roboski’de devlete karşı mücadele ederken karşılaştığımız saldırılara karşı nasıl cevap olabildik,onun üzerine kısa bir deneyim aktarımı yapmaya çalışacağım
Aslında Soma katliamında yaşamını yitiren işçilerin gömüleceği yerin resmine doğru şekil de bakıldığında Somanın ne kadar Roboski’ye benziyor olduğunu göreceğiz, hele o yan yana sayılarak bitmeyecek mezar görüntüleri ? Umarım direnişleri de bir o kadar Roboski ailelerinin ve halkının verdiği mücadeleye benzer.

HÜKÜMET SOMA MADENLERİNDE KATLETTİKLERİ İNSANLARIMIZIN YAKINLARINA KENDİSİNİ KABUL ETTİRMEK İÇİN HER TÜRLÜ ÇABANIN İÇERİSİNE GİRECEK

Hükümet öncelikle soma da katliamı yaşayan aileler ile birlikteyiz mesajı vermek için Somalıları ziyeret edecek,bu birinci aşamayı gerçekleştirdi.Somalı aileler Başbakana ve kabine de yer alan bakanlara tepki gösterdi.Bu birinci aşama biraz daha sürecek, kamuoyunda tekrar itibar kazanması için katlettikleri soma halkının onları kabul etmesi gerekiyor.Bu olmaz ise yaptıkları katliamı kamuoyunun unutmayacağını iyi biliyorlar.
Bu konuda aileler mutlaka bir araya gelmeliler ve ortak harekat etmeyi sağlayabilmelidirler.

Bunu neden söylediğimi aşağıda ifade etmeye çalışacağım.Fakat mücadelenin diğer aşamaları düşünüldüğünde bu evrede hükümete karşı birlikte harekat geliştirme çok önemlidir.Hükümet ailelerin birliğini bozmak için bir çok mekanizmayı devreye soktu.En önemlisi sizin yanınızda ve sonuna kadar adalet mücadelesini beraber vereceğiniz kurumları size karşı anti propagandasını yaparken,sizi adalet mücadelenizden uzaklaştıracak tüm kurumları somaya seferber etti.

KATLİAM BÖLGESİNİ TECRİT ALTINA ALACAKLAR

Her türlü yolu deneyecekler,yerel idarecileri-ve AKP işbirlikçisi iş adamları ve sivil toplum örgütlerini devreye sokacaklar,tepkilerin dinmesi için o bölgeyi mutlaka tecrit altına alacaklar.Bu tecrit bölgesini sadece katliamda yaşamını yitiren aileler bir araya gelmesin diye hükümet yanlısı kesimler geçebilecekler.İsmail ağa tarikatı buna örnek olabilir.Mazlum-der bölgeyi raporlamak için günlerce bölgeye girmeyi beklerken İsmail ağa tarikatı ellerinde bildirilerle kaderinize razı olun diye sokak soka ellerini kollarını sallaya gezebilmektedirler.
Raportör sivil toplum örgütleri tecriti kırmak için göreve..
Buradan İHD-NAZLUM-DER ve TMMOB gibi raportör olan sivil toplum örgütleri Roboski’de olduğu gibi Soma’da da birlikte harekat edip katliam bölgesini raporlaştırmanız çok önemlidir. Hükümet yaptığı ortağı olduğu katliamın üstünü kapatmak için kendi raportörlerini çoktan devreye soktu.Soma’da yakınlarını kaybeden ailelerin hukuken tutunabilecekleri bir alan oluşturmak sizin çalışmalarınız ile mümkündür.
Aileler katiamı çok iyi bilmekte onları anlatabilmeleri için hükümet tarafından oluşturulan bu sizin kaderinizdir.Bu durumu böyle kabul edin algısını değiştirmemiz gerekmektedir.O zaman geri duran korkudan konuşamayan aileler artık konuşmaya başlayacak ve adalet mücadelesinde yerlerini alacaklardır

HÜKÜMET ÖNCE KAN PARASI İLE MÜCADELEYİ DURDURMAYI DENEYECEK

‘Soma’da yaşanan maden faciasında hayatını kaybeden işçilerin tamamına haziran ayı içinde ölüm aylığı bağlanıyor. SABAH’a konuşan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, “Yaşamını yitiren işçilerin yakınları bin 500 TL’nin üzerinde maaş alacak” dedi. Edinilen bilgilere göre, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ekipleri hayatını kaybeden işçilerden 284’ünün dosyasını tamamladı. Bakanlık, şu anda hayatını kaybeden 68 işçinin yakını olan 165 kişiye ölüm maaşını bağladı. [SABAH]

Yukarıdaki uzun alıntı’da olduğu gibi Roboski’de olduğu gibi kan parası devreye sokulmuştur.Tabii iş hukuku gereği olan hakları saklı olmak üzere konuşacağım.Roboski’de bir süre ‘Teröre’ her şey bağlanmaya çaılşıldı tutmayınca kaza denilmeye başlandı ve ardından ise tazminat yani kan parası devreye girdi.Aileler bu paranın yüzüne dahi bakmadılar.Soma’da olan da ne kaza ne de cinayet bence olan katliamdır.Dillerde şiar olan ‘Roboski’den Soma’ya hesap sormaya’ boşuna üretildiğini düşünmüyorum.Soma düpedüz katliamdır.Bu yüzden başbakan da dahil çalışma bakanı ve enerji bakanı ve Soma şirketinin sahibi yöneticileri ve diğer sorumlular katliamlardan yargılanmalıdır. Soma’ya adalet mücadelesi bu minvalde gelişmelidir.Hükümet adına önerilen kan parasına aileler mutlaka karşı çıkmalı,bu aynı zamanda psikolojik olarak adalet mücadelesinde üstünlüğü ele geçirmeye olanak verecektir.

KAN PARASI TUTMAYINCA SALDIRMAYA YÖNELECETİR

Roboski’li aileler bu sırlama ile saldırı gerçekleştirildi.Roboski aileleri parayı almayı ret edince hemen ardından hükümet yetkilileri,PKK-BDP verdiğimiz paraları ailler almasın diye baskı yapıyor yaygarası kopardı.Hatta bununla yetinilmedi daha ne istiyorlar,normal verilmesi gereken tazminatların çok üzerinde para verdik dediler.Para sisteminin bir parçası olan AKP hükümeti ailelerin sadece adalet isteyebileceğini akıllarının ucuna dahi getiremediler.Bu siz Soma da yakınlarını katliamda kaybetmiş aileler işinde geçerli olduğunu karşı çıktığınızda gördünüz,inanın bana itiraz ettiğiniz ve adalet istediğiniz sürece daha bir çok şey ile karşı karşıya geleceksiniz.

Fiziki saldırılar başlayacak,bu tutuklamalara kadar gidebilir…

Başbakan tarafından tokatlanan yakınınızı ve müşaviri tarafından tekmelenen o genci asla hafızalarınızdan çıkarmayın,bu saldırılar size gözdağı vermek içindir.Eğer mücadele etmeyi seçerseniz bunlar sizi bekliyor deniliyor

SOMA KATLİAMDA ROBOSKİ’YE BENZER İKEN MÜCADELEDE DE BU OLANAK VAR MI?

Roboski aileleri belki olanak olarak somalı ailelere göre bir nebze de olsa şanslı, sivil toplum örgütleri ve BDP sonuna kadar Roboski’li ailelerinin yanında yer aldılar ve katliamın haftasında Katliam sivil toplum Örgütleri tarafından raporlaştırıldı.Bölgenin politik atmosferi duruşlarının netleşmesinde büyük önem arz etmektedir.Fakat yine de Roboski ailelerinin başından itibaren katliamcılara karşı net bir duruşu olmasa ne sivil toplum örgütleri ne bölgede bulunan BDP hiçbir şey yapamazlardı.

Soma başarır ise Türkiye halkı demokrasi ve emek mücadelesi anlamında süreci kazanır…
Soma’da katliama maruz kalmış işçi ailelerinin yakınları yaşadıkları bölge itibarı ile maalesef dezavantaj ile adalet mücadelelerine başlayacaklar.Bulundukları bölgede sınıf mücadelesi çok silik ve Soma da adalet mücadelesi verecek olanlar ile mücadele yürütecek bir parti bulunmamaktadır.Hatta basın ve medyaya yansıdığı kadarı ile bir çok ailenin kafası ise karışık durumda,bunun elbette tarihsel-determenist açıklamaları mevcut,hatta Kürt ve diğer farklı halk ve inançlara karşı inkar siyasetinin bir parçası olarak da bu durumu yaşamaktadırlar.

Bu durum Soma halkı için dezavantaj oluşturmaktadır.Yine de Soma da adalet mücadelesi yürütecek olan ailelerin tüm yukarıda söylediğim engelleri tek tek aşmaları halinde Türkiye halklı,işçi sınıfı ve tüm halklar bu süreci kazanabilecek çok büyük mevzi elde edeceklerdir. Soma’nın işi Roboski’ye göre zor olmak ile birlikte eğer süreç kazanılabilirse Roboski’den daha etkili bir dinamik yaratacağı ortadadır.

Ben Türkiye koşullarından dolayı sadece ailelere yazmayı daha uygun buldum,burada motor güç tamamen aileler olduğun düşünüyorum.Burada aileler bir çok şey ile hesaplaşmak zorundalar, yıllarca oluşturulmuş şovenizme karşı bayrak açmak zorundalar,dinin siyasallaşmasına karşı da tavır almak zorundalar.Bu Soma’da yakınlarını kaybeden ailelerin mücadelesinde en büyük engel olarak duruyor.Tüm bunların aşılması doğrultusunda SOMA ROBOSKİLEŞEREK ADALET MÜCADELESİNDE ROBOSKİLİ AİLELERİNİNİN YANINDA HAKLI YERİNİ ALACAKTIR

Bu arada Roboski’li aileler bir şey olmasa bu hafta sonu taziye için Soma’ya gidiyorlar,bu bence tarihi bir buluşmada olacaktır.Ben de buradan soma’da yakınlarını kaybetmiş olan işçi ailelerine başsağlığı diliyorum

124.hafta perşembe değerlendirmeleri

Daxuyaniya Çapemeni ya Hefteya 124’emîn

Wekî her hefteyan vê hefteyê jî li ser goristana zarokên xwe kom bûn. Li ser komkujiya Roboskî 124 hefte, 867 roj derbas bû. Dayikên me yên dilşewat bi hêviya darizandina kujerên zarokên xwe her roj dengê xwe bilind dikin û daxwaziya xwe ya edaletê nûyan dikin. lê mixabin komkujî dawî nabin, her roj agahiyên komkujiyan tê standin.

124 persembe değerlendirmesi

Dile me ji xeman rizgar nabe ku dîsa agahiya komkujiyeke din hat holê. Li Somayê nêziki 300 birayên me yên berbesvan bi îhmalên hikumetê hatin qetl kirin. di kana madenê de şewateke mezin derket. Di du ve bi hejmaran ve xelas nabe, çend birayên me hatin qetl kirin. Lê hikumet vê şewatê wekî qezayeke dide nasîn. Ev ne qezaye ev komkuji ye, mirovkujî ye. Serokewezîr Erdoğan rojeke piştî bûyerê, bi hezar parêzvanên xwe hat Soma yê. Ji dûr ve axaftineke kurtasî kir, hema tene diyar kir ku ev bûyer tişteke normal e, ji ber ku li ABD ji bûyereke wisa hatibû holê, yane eli gor wan ev bûyer ne tişteke mezin e. ji ber vê axaftinê ji aliya gelan ve serokwezir hat protesto kirin. Du re ji bo protestokirinê gelek kes hatin bincav kirin. Em ji Roboskî dizanin ku li Tirkîye jiyana merivan gelek erzan e. jiyana karkeran erzan e, mirin ji bo wan çarenîne. Li Misirê i sala 2012’an de qezaya trênê de 59 kes jiyana xwe ji dest dabûn, ji bo vê bûyerê wezîrê gihandinê îstîfa kiribû. Lê mixabin ev der Tirkîye ye. Jiyana merivan nebaha ye. Rojekê de nêziki 300 meriv di şewata kana madene de jiyana xwe ji dest dan lê hêj hikumet li cihê xwe ye.

Em malbatên Roboskî sersaxî li gele Somayê didin, em diyar dikin ku bila bizanin dile me bi hev re dişewite. Êşa wan êşa me ye. Ew ên ku doh 34 birayên me qetl kiriyîn her roj komkujiyan pêk diênin. Soma ne bi qezayan çêbûye, bi îhmalên hikumet hatiye pê. Ew ên ku berpirsiyariyên vê şewatê bila îstîfa bikin, bên sizandin. Hekena di vê welatê de ev rêza komkujiyan dawî nabe.

11 Mayıs’ta Anne Buradayım…

ANNE BURADAYIM… LİWİRİM
anneler günü

İlginç bir televizyon reklamı izledim.Bir televizyon firması tarafından anneler gününde annelere bir televizyon hediye etmeyi hedefliyor.Tabii bu televizyonları çocukları tarafından annelere alınacak.Reklam şöyle ilerliyor. Anne buradayım,anne buradayım diyen bir ses yayılıyor boşlukta. Anne telaşlı çocuğunu arıyor,ısrar ile anne buradayım diyen ses bir anda televizyonda gözüküyor ve anne çocuğunu görüyor ve rahatlıyor.Tabii anne dışarıdan o televizyonların satıldığı vitrinde çocuklarını görüp rahatlıyor ve çocuğunun olduğu mağazaya içi rahatlamış şekilde giriyor.O an asla çocuklarını bir daha göremeyecek olan anneleri düşündüm .Tabii bir de kapitalizmin ne kadar duygusuz bir sistem olduğunu…

Kayıp anneleri-Cumartesi anneleri ya da Sündüs-Roboski anneleri

Düşünün Roboski annelerin çocukları her gün buradayım diyor nerede katillerim diyor Roboski sınırındaki 15 no’lu o taşın bulunduğu yerden, anneler ise çocuklarının katillerini bulmak bir tarafa ,çocuklarının katledildiği bölgeye dahi yaklaştırılmıyor.Cumartesi anneleri ya da bir kayıp yakınının bir gece ya da bir şafak vaktinde plakasız bir toros ile kaçırılarak yok edilenlerinin hiç azalmayan anne buradayım sesinin kulaklardan hiç yok olmadığını düşünün..
Bir tarafta kendi metalarının satılması için reklam malzemesi olan bir çağrı ve diğer tarafta ise gerçek bir yakarış fakat bu yakarışı engellemek için elinden gelen her şeyi yapan yine aynı sistem ile karşı karşıyayız.

Yakarış siyasi sömürüye dönüşür kapitalizmin çarkları arasında

Kapitalizmin meclis temsilcisi olan RTE ile anne buradayım şiarına hiç kulak kabartılmadığı gibi,nasıl siyasi sömürüsüne çevrildiği BERFO ananın işkence ile öldürülen ve daha sonra ceseti kaybedilen Cemil Kırbayır ile daha iyi görüyoruz. .Berfo ana’ya bin bir yalanlı bir çok söz veriliyor.Zaman ilerliyor, bu tavrın siyasi istismar olduğu ortaya çıkıyor,100 yaşını deviren Berfo ananın yüreği daha fazla dayanmaz ve çocuğunun cesedini bulamadan yaşamını yitirir
Kapitalizm her duyguyu metalaştırıyor ve hiç bir duygu onun kar hırsının önüne geçmez. Kapitalizm kayıp yakınları olan anneleri düşünmez, Cumartesi Annelerini ,ya da Roboski Annelerini, Maraş’ı, Çorumu,bu liste uzar gider.

Anneler günü o gün nasıl kutlu olur

Bu yazıyı anneler gününden sadece bir gün önce Roboski’ den yazıyorum.Bugün bir annenin katliamda paramparça olmuş bedeninin olduğu mezarın taşına sarılarak nasıl ağladığını gördüm.Adaletsiz mezarında yatan çocuğunun yakarışına belli ki anne dayanamamış,katledilen çocuğunun yanı başına devrilmiş , anne ben buradayım-katillerim nerede yakarışı kalbi orta yerinden kesen bir hançer gibi bugün, televizyon reklamlarındaki anneler hariç bugün kim diyebilecek bizim annelerimize anneler gününüz kutlu olsun diye,bu büyük bir soru cevaplanmayı bekleyen…

Bir annenin kulağı hep kapıda iken, ya da bir anne soğuk bir mezar taşıa sarılmış ağlarken,ben nasıl anneler gününü kutlarım bilmiyorum doğrusu,o gün bence herkes sokağa çıksın ve tüm kayıp anneleri ,Cumartesi anneleri ve Roboski annelerinin acılarını görünür kılmak için bir şey yapsın,ve sistemin dayattığı anneler gününü protesto etmek içinde kimse alış veriş yapmasın

Roboski katliamı anneler günü dolayısı ile protesto yürüyüşü gerçekleşecek,tüm duyarlı kamuoyunu Roboski2de yapılacak yürüyüşe davet ediyoruz.Bizim Roboski’li annelerimize şu an verebileceğimiz en anlamlı şey bu olabilir diye düşünüyorum.

123. hafta perşembe değerlendirmesi

123 .hafta perşembe değerlendirmesi
123. hafta perşembe degerlendirmesi
Adalet arayışımızın 123.Haftasında Roboskili aileler olarak yakınlarımızın mezarları toplanmış bulunuyoruz.Bu haftamızda ilk gün dile getirmiş olduğumuz, Roboski katliamının faillerinin yargılanması ve geciken adaletin sağanması için,hükümete ve kamuoyuna çağrıda bulunarak başlıyoruz sözlerimize.
861 gün önce devletin F 16 savaş uçaklarıyla 19 u çocuk 34 yakınımızın katledildiği Roboskî katliamında sorumluluğu bulunanların adli ve idari soruşturmalarda aklanmaları ve korunmalari için göstermiş oldukları çaba ve tutum hiç değişmediği gibi bizler üzerindeki baskıları,tehditleri ve gözdağı vererek üzerimizdeki yıldırma,sindirme politikalarından vazgeçmedikleri gibi her geçen gün devletin yeni bir saldırısyla karşılaştığımızı tekrar ifade etmek istiyoruz.

Gülyazı Karakol Komutanlığınca defalarca beni telefonla arayarak twetr hesabımdan paylaşım da bulunduğum Roboskî katliamı ile ilgili görüş ve ifadelerim, halkı kin ve nefrete teşvik etme gerekçesiyle şahsıma soruşturma açılmış ve beni ifade vermem için karakola çağırmışlardı. Defalarca ifade vermeyeceği beyan etmeme rağmen dün bana tebliğ edilen çağrı kağıdna, gitmesem zorla götüreceklerini belirtmişler.Aynı teblikatın Roboskili bir annemize de gonderilmesi tek ifadeyle işgüzarlıktır ve utanmazlıktır.Tüm bunlaryakın bir tarihte evlerimize yeni baskınlar yapıp ve gözaltılarının yapılacağına işareti ve göstergesidir..

Daha önce defalarca ifade ettiğimiz gibi 34 yakınımızı katleden kişilerin yargılanmaları yapılmadığı sürece hakkımızda açılan soruşturmaları kabul etmeyeceğimizi ve çağrıldığımız ifade sorgularına gitmeyeceğimizi tekrar tekrar ifade ediyoruz.Ve yine Roboski katliamının 500. gününde katliam bölgesine karanfil bıraktıkları için yargılanan biz ailelerin soruşturma dosyası, daha çok ceza alsınlar diye Asliye Ceza Mahkemesi’nden Sulh Ceza Mahkemesi’ne gönderildi.Tüm bunlar neyin göstergesi,bizlerden hala neyi istemekteler anlamış değiliz.34 akrabamızı katleden devlet gerçek suçluların peşine düşecekleri yerde bizleri baskı,tehdit gözaltı ve idari para cezalarıyla mücadelemizden geri çekmeye çalışmaktalar.

Buradan Roboskili aileler olarak Roboskili annelerimizin,barış annelerinin,cumartesi annelerinin ve hayatlarını barış ve mücadeleye adayan tüm annelerimizin anneler gününü kutluyor,11 mayıs pazar günü Roboski de yapacağımız protesto yürüyüşüne tüm duyarlıu kamuoyunu davet ediyoruz.

Roboski’de 500. gün yürüyüşü cezalandırması Barış aktivistlerine dava…

Barış aktivistleri 500. gün cezalandırması

Roboski katliamının 500. günü olan 10 Mayıs’ta aileler ve Roboski’de yaşayan Barış aktivistleri Meral Geylani ve İbrahim Yaylalı katliam bölgesine yürümek istemiş fakat Gülyazı alayına bağlı askerler tarafından Şerit yaylasında durdurulmuşlardı.

kullan foto 33

Asker ile konuşmalar sonuç vermeyince, Roboskili aileler ve barış aktivisti İbrahim Yaylalı sınırı geçerek katliam bölgesine geçmiş ve Roboskili ailelerinin yakınlarının yaşamlarını yitirdikleri üç bölgeye karanfil bırakarak ardından da basın açıklamasının ardından eylemlerini sonuçlandırarak köylerine geri dönmüşlerdi.

Haziran 2013 yılında Roboskili ailelerin ve barış aktivistlerinin yaptıkları bu eyleme dava başlatılmıştı. Açılan dava Uludere Asliye mahkemesinde görülüyordu. Uludere’de bulunan mahkemenin dosyaya ret verme gerekçesinde ise cezaların Sulh ceza mahkemesinin alanına girdiği belirtilerek üst sınırdan cezalandırma yapabilmek için görevsizlik kararı verildi ve dava Sulh ceza mahkemesine gönderildi.

Uludere Asliye mahkemesinin tebligat kararını alan Barış aktivisti İbrahim Yaylalı kısa bir değerlendirme yaptı.

Mahkemenin ciddiyetsizliğine değinen Yaylalı; ‘Biz 10 mayıs günü Roboskili aileler ile birlikte katliam bölgesine gittik ve karanfillerimizi katliam bölgesine bıraktık, fakat mahkeme o kadar laçka hareket ediyor ki, sanki bizim 10 mayıs günü eylem yapacağımızı biliyormuş gibi ‘ suç tarihi 23 nisan 2013′ diye başlayan görevsizlik kararını bize gönderebiliyor’ dedi.

Konuşmasının devamında ise; ‘Roboski katliamı dosyası olduğu gibi durmaktadır, katliam nasıl yapılmış kimler yapmış hepsi biliniyor, peki bizi bu kadar hızlı ve çarpık yargılayan bu mahkemeler bu durum karşısında neden sus pus bekliyorlar’ dedi.

Yaylalı; ‘Biz bir bucuk senedir buradayız, bir çok aydının burada cezalandırıldığını gördük, bundan sonra da göreceğiz. Fakat bu bizi asla yıldıramayacak, sonuna kadar Roboski ailelerinin ve halkının yanında olacağız’ diye konuştu.

(Demokrat Haber)

Kele Memed eteklerinde Avaspi festivali yapıldı

Roboski’de 28.11.2011 tarihinde gerçekleşen ve 17’i çocuk 34 yurttaşın yaşamını yitirdiği katliamından sonra Uludere’de(Qilaban) yapılan Avasipi Kültür ve sanat festivali iki sene yapılmadı.Uludere Belediyesi tarafından Roboski katliamından önce Avasipi kültür ve sanat festivali ikincisi gerçekleştirilmişti. Roboski katliamdan sonra kendi ilçelerine bağlı olan Roboski ve çevre köylerinin tuttuğu yas ile ilgili iki sene festival ertelenmiş ve gerçekleştirilmemişti

IMG_8718

‘ iki yıldır Roboski katliamı için kutlanmadı. Biz istiyoruz ki yöre halkının ve gençlerin istekleri doğrultusunda bu şenliğimizi kutlayalım. Buradaki amacımız halkımızın çektiği acıları bir nebzede olsa unutturmak ve kültürümüzü yaşatmak olacak.’ diye ifade eden Uludere(Qilaban) belediyesi eş başkanı Zeynep Üren ve arkadaşları daha önce de iki defa Kele Memed dağlarının eteklerinde kutlanan ‘Avaspi kültür ve sanat festivalinin üçüncüsü gerçekleştirdiler.

Avaspi kültür ve sanat festivalinin gerçekleştiği alanda bir çok yerde Abdullah Öcalan’ın resimlerin olduğu pankartlar asıldı. .Ayrıca festival alnının girişinde Abdullah Öcalan için gerçekleştirilen imza standı vardı. Etkinliğin gerçekleştiği platformda ise Pariste katledilen üç kadın siyasetçinin, Roboski katliamında yaşamlarını yitirenlerin fotorafları ve “Demokratik özgür toplumu yaratalım, tecavüz kültürünü aşalım”, “Qirkirin û komkûjiyan bişkênin”, “Em komkujiyên Dêrsim, Koçgiri, Sêwaz, Mereş, Roboski jibîr nakin” pankartları asıldı.

Kele Memed dağlarının eteklerinde gerçekleştirilen Avaspi Kültür ve Sanat Festivaline Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Başkanı Sebahat Tuncel, Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız , Şırnak Milletvekili Selma Irmak, Şırnak eski Belediye Başkanı Ramazan Uysal, Şırnak Belediye Eş Başkanları Serhat Kadırhan ve Özlem Onuk,Uludere Belediye Başkanları Zeynep Üren-Yunus Ürek , BDPŞırnak İl Başkanı Baki Katar ve binlerce insan katıldı.

Faysal Sarıyıldız yaptığı konuşmada, “Bu festival öncelikle Kürt halkının doğasıyla, coğrafyasıyla tekrar buluşmasının görkemini tekrar yaşatmak için düzenleniyor” dedi.

Şırnak milletvekili Faysal Sarıyıldız konuşmasını tamamladıktan sonra Koma sî bire platforma gelerek şarkılarını söyledi.Koma Sî Bire’nin söylediği şarkılara halk halaylar çekerek eşlik etti.

Koma Sî bire’nin verdiği konserin ardından Yine Şırnak milletvekili olan Selma Irmak kısa bir konuşma gerçekleştirdi.

Acılarımızla birlikte yeni yaşam kuracağız..

Selma Irmak’ın ardından Halkların demokratik partisinin(HDP) eş başkanı Sebahat Tuncer’ de Kitleyi selamlayarak konuşmasına başladı.’Selma milletvekilimiz dedi ki son iki senedir bu festival burada yapılmıyor,yapılmamasının nedenini hepimiz biliyoruz.Yanı başımızda Roboski’de 34 canımıza mal olan devlet tarafından gercekleşen bir katliam gerçekleşti.Hala 34 canımıza mal olan katliamın failleri ortaya çıkarılmadı.Hala Roboski’li aileler adalet arayışında,bununla birlikte Şırnak ve Tüm Türkiye adalet arayışındadır.O yüzden iki senedir biz burada festivali düzenlemiyoruz dedi.Biz acılarımıza rağmen yeniden bir başlangıç yapmak istedik.O yüzden bizimle birlikte olurmusun dedi.bende çıktım geldim.bir kere daha burada Roboski katliamını kınıyor,ve diyoruz ki mutlaka Roboski’nin hesabını soracağız.Roboski’nin hesabını sormadan yeni bir yaşam mümkün değil,ama sevgili arkadaşlar,sevgili yoldaşlar yaşam devam ediyor.Biz bir yandan acılarımızı yaşarken,bir yandan mücadeleye devam ederken,bir yandan da festivaller ile bir araya gelerek kendi kültür ve geleneklerimizi sürdüreceğiz.Ben bir kere daha Roboski halkına diyorum ki acılarınız acılarımızdır,acılarınızla birlikte yeni bir yaşam kuracağız dedi.

Demokratik Özerk Kürdistan’ı kuracağız

Sebahat Tuncer konuşmasının devamında’ Önemizdeki dönem zorlu bir dönem vekilimizde konusmasında ifade etti önümüzdeki dönem demokratik özerk Kürdistanı inşa etme süreci,aynı zamanda Türkiye’yi demokratikleştirme süreci sevgili arkadaşlar,biz Kürdistan’da kendi dilimizle kendi kültürümüzle kendi kendimizle yöneteceğiz,artık bunu talep eden değil bunu inşaa eden olacağız’dedi.Konuşmasını Tuncer su sözler ile ”Kürdistanlılar Türkiye’nin her yerinde ve Kürdistan’da özgürce yaşadığı,ayrımcılığa uğramadığı, baskıya uğramadığı Türkiye inşaa olmadığı sürece bu ülkede hep ayrımcılık olacaktır.Hep nefret söylemi olacaktır.Biz buna karşı hep beraber mücadele edeceğiz.’ diyerek konuşmasını sonlandırdı.

Geleneksel göçer oyunu devam eden program daha sonra dengbejlerin sarkı ve türküleri ile devam ederken ve halk halaylar ile programa eşlik ederken ve Abdullah Öcalan lehine sık sık atılan sloganlar ile festival programı sona erdi.

Roboskî Katliamı Örnekliğinde İslamî Gazetelerin Kürd Meselesine Yaklaşımı

Reha RUHAVİOĞLU

0
Roboskî Katliamı Örnekliğinde İslamî Gazetelerin Kürd Meselesine Yaklaşımı

İnsanların, çevresinde yaşananları bilmek istemesinin neticesinde ortaya çıkmış olan medya müessesesi varlığını, halkın doğru haber alma hakkının tahakkukuna borçlu olsa da toplumsal algıların şekillenmesinde çok önemli, hatta hayatî bir role sahiptir. Bu hayatî rolün farkında oluşunun bir neticesi olarak iktidarlar, öteden beri medyayı kendi ideolojilerinin birer pazarlayıcısı olarak konumlandırmış; medyaya, meselelere iktidarın inşa etmek istediği algının paralelinde yaklaşılması rolünü biçmişlerdir. Örneğin medyanın bu işlevsel rolünü erken fark edenlerden Hitler’in Propaganda Bakanı Goebbels, Nazizmin Almanlar nezdinde meşruiyet kazanıp içselleştirmesi için medyayı kullanmıştır. Türkiye’de medya iktidarların bu yaklaşımına neredeyse hiç ayak dirememiş, kendini devletin ideolojik aygıtı olarak konumlandırmış ve bu rolü (istisnalar dışında) neredeyse hiç değişmemiştir.

000-003
Chomsky bu özelliği ile medyanın, “gerekli yanılsamalar” ile kitleler üzerinde “rızanın üretilmesi” işlevi gördüğünü ileri sürmüş, Althusser rızanın çoğunlukla iktidar lehine üretilmesi üzerine medyayı “devletin ideolojik aygıtlarından biri” olarak tanımlamıştır.

Bilgiyi haberleştirirken olayları bütün yönleriyle, tarafsız ve adil olarak vermesi gereken, bağımsız ve cesur olmak zorunda olan medyanın bu hasletlerini tesis etmek için ulusal ve uluslararası çeşitli çalışmalar yapılsa ve manifestolar yahut “medya etiği kuralları” yayımlansa da -bilhassa Türkiye’de- basın camiasının pratikte bir ilkesel duruş yakalayabildiği söylenemez. Bu durumun medya-iktidar ve medya-sermaye ilişkileri, medya sahiplerinin dünya görüşleri ile okuyucu kitlesinin beklentileri gibi çeşitli sebepleri vardır…
Kamuoyunda “İslamî” olarak bilinen medya organları, evrensel basın ilkelerinin yanında kendisini İslamî referanslara da dayandıran medya organizasyonudur. Bir medya kuruluşunun kurumsal kimliği genellikle onun sahibi ve çalışanlarının siyasi aidiyetleri ile ideolojik yaklaşımları üzerinden görünür olduğundan İslamî medya çalışanları da çoğunlukla İslamî duyarlılığa sahip kişilerden seçilirler. Bilhassa yayıncılığı ile İslamî olarak bilinen medya kuruluşlarından “anne babalarının aleyhine olsa dahi hakkı adil şahitler olarak ayakta tutmaları” (Nisâ,135 / Maide,8) ve “emrolundukları gibi dosdoğru olmaları” (Hûd, 112) beklenmektedir. Yine hem yayıncıları hem de takipçileri için İslamî medyanın; mazlum ve mağdurun da, zalimin de aidiyetini sorgulamayan, tarafların ideolojisine göre siper belirlemeyen bir anlayışla, gücünü haktan alarak, Hakk’ın rızasını gözeterek, halkın maslahatı için yayın yapması umulmaktadır. Kamuoyunda İslamî olarak bilinen medya kuruluşlarının bu beklentiye itiraz etmeleri mümkün değildir lakin ne kadar karşılayabildikleri tartışmalıdır… Bu makalede, genelde medyanın, özelde ise İslamî olarak bilinen gazetelerin “Roboskî Katliamı” sürecinde yaptıkları yayıncılık değerlendirilmeye çalışılacaktır, umulur ki hayra vesile olsun…
Medyanın, gerek ana akım gerekse de İslamî olsun, Roboskî Katliamı sürecinde benimsemiş olduğu yayıncılık (istisnaları olmakla birlikte) benzer bir çizgide süregelmiştir. Makaleye konu olarak seçilmiş üç İslamî gazetenin (Akit, Yeni Şafak, Zaman) de bu süreçte İslamî medyanın genel yaklaşımını yansıttığı söylenebilir…
0001-uykusuz-dergi

28 Aralık 2011 gecesi Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı F-16’lar Şırnak’ın Uludere ilçesinin Gülyazı (Bêjuh) ve Ortasu (Roboskî) köylerinden -17’si çocuk- 34 sivil insanı havadan bombardıman ile öldürdüler. Bu elîm hadise ana akım medya tarafından yaklaşık 14 saat görülmedi. Görülmeye başlandığında ise savaş dönemlerinde devlet güdümlü medya organlarının çokça başvurduğu, Euphemism (örtmece) denilen bir yönteme başvurularak “Irak Sınırındaki Olay” denildi. Kısaca büyük hadiseleri küçümseme olarak ifade edebileceğimiz bu yöntemin kullanılmasında olaya karşı gösterilecek tepki ve duyarlılığın düşük seviyede tutulması amaçlanır.
Hadiseyi manşet veya sürmanşete taşıyan gazetelerin tamamından üçü dışında yaşanılanın adını koyma cesaretinde bulunan neredeyse yoktu. Bu üç gazeteden hiçbiri kamuoyunun “İslamî” diyebileceği gazetelerden değildi:

BirGün, Evrensel, Taraf…
Örneğin; her yıl görsel tasarım derslerinin verildiği etkinlikler düzenleyen Zaman, katliamı internet sitesine düşman bir ülkeye saldırmaya gidiyormuş havasındaki savaş uçakları eşliğinde koymayı uygun görmüştü. PKK tarafından bir kişinin öldürülmesini “katletti” olarak haber yapan Yeni Akit, 34 insanın öldürülmesi için “Terörist mi, kaçakçı mı?” ikilemine manşetten düşüyordu.
Yeni Akit Gazetesi
akit---kacakci-mi-terorist-mi
Yeni Akit 14 Ocak 2012 günü “34 Köylüyü PKK bombalattı!” şeklinde çok iddialı bir manşetle çıktı. İlk sayfadan olayın “ne kaza ne ihmal: PKK tuzağı” olduğunu belgeleriyle duyuran gazete, Selahattin Demirtaş adına açılmış resmi olmayan bir facebook hesabının yayınladığı mesajı belge olarak sunuyordu. İlgili hesaptan “insanın ülkesi yoksa insan insanlığın serserisi olur (Türk uçakları Uludere’de Kürt köylüleri vurdu: 20’den fazla ölü var…)” iletisinin katliamın olduğu gün saat 17.05’de yazıldığını ileri süren gazete, bu durumu katliamın PKK tezgâhı olduğu şeklinde yorumluyordu. Çünkü Genelkurmay’ın açıklamasına göre F16’lar köylüleri saat 21.37-22.24 arasında bombalamıştı. Facebook’ta mesajın eklendiği saat ve tarih, kullanılan Mozilla Firefox, Google Chrome veya Internet Explorer gibi ağ tarayıcılarının güncellemelerine ve ülkelere göre değişiklik gösterebiliyor. Hal böyle iken Akit’in resmî olmayan, nerden yönetildiği ve hangi tarayıcıdan yazıldığı belli olmayan bir facebook hesabını belge olarak sunması bir gazetecilik başarısı değil faciası olabilirdi ancak…
Yeni Şafak Gazetesi
2-yeni-safak-x
Katliamdan sonra sabahın ilk ışıkları ile temsilcisinin Roboskî’de olduğu Yeni Şafak, yeni yılın ilk gününde Çetiner Çetin imzalı manşetten “kabineden üç bakanın Roboskî’de köylülerle kucaklaştığını, BDP’li Hasip Kaplan ve korucu başlarının kışkırtmalarına rağmen bakanların çok sıcak karşılandığını, acılı ailelerden Alihan Özhan’ın telefonda başbakan Erdoğan’a ‘Türk milletinin başı sağolsun’ dediğini” aktarıyordu. Gazete ertesi gün sürmanşette “Acılı ailelerden Alihan Özhan”ın “başbakan samimiydi” ifadelerine yer veriyordu. Oysa Alihan Özhan herhangi bir yakınını kaybetmemiş bir korucubaşı idi ve evi köyün epeyce dışında idi. Ölenlerin yakınları o görüşmeye katılmadığını söylüyordu. Aynı gün (2 ocak) gazetenin Ankara Temsilcisi Abdulkadir Selvi, “Bakanların tehditlere rağmen ailelere gittiğini, bakanlar taziye çadırına girerken de acılı ailelerin ‘Türk milletinin başı sağolsun’ dediğini, bunu birkaç kaynaktan teyid ettirdiğini” yazıyor ve “kaymakama linç girişiminde bulunanların Hasip Kaplan’ın adamları” olduğunu ekliyordu. Tehdit olup olmadığını bilemiyoruz, ama o gün taziye çadırına bir ziyaret yapılmadığı kesin. Kaymakamı darp ettiği iddiasıyla gözaltına alınanların hiçbiri Hasip Kaplan’ın adamları değildi…
Yeni Şafak gazetesinin ilk sayfadan iki gün art arda işlediği bu organizasyonun hükümetin bir halkla ilişkiler organizasyonu olduğu anlaşılıyor. Lakin bu organizasyonun “İslamî medya” eliyle yürütülmüş olması, iktidarla ilişkiler söz konusu olduğunda “hakkı adil şahitler olarak ayakta tutma” ilkesinin İslamî medya tarafından es geçilebildiğini ve “emrolundukları gibi dosdoğru” olunamadığını gösteriyor.
Zaman Gazetesi
3-zaman
Zaman Gazetesi 3 Ocak 2012 günü, TRT Haber’den alıntıladığı “PKK’nın Uludere sevinci: 5 karakol bassak bu kadar etki etmezdi” başlıklı haberi servis ediyordu okurlarına. Haberde iki PKK militanının telsiz konuşmaları veriliyor (böylesi zamanlarda PKK militanlarının telsizleri hep Türk medyasının yardımına yetişiyor nedense) ve 34 köylünün öldürülmüş olmasının PKK içinde büyük bir sevinçle karşılandığı anlatılıyordu. Metin analizine tabi tutulduğunda masa başında üretilmiş olduğu anlaşılan bu haber, böylesi infial uyandıran bir olayı sorgulamak yerine “sorgulanmasının PKK örgütünün işine yaradığı” mesajını vererek medya tarafından sorgulanmamasını salık veriyordu. Bu haberden bir sonraki gün Yeni Akit gazetesi yine zamanlaması düşündürücü bir PKK belgesi ele geçirmiş, “HPG Botan Saha Komutanlığı” mühürlü bu belgede Roboskî’deki korucuların daha önceden PKK tarafından tehdit edildiğini duyuruyordu. Korucuların PKK tarafından tehdit edilmiş olabileceği muhtemel ve mümkündür, ancak tam da böyle bir katliamdan sonra böyle bir belgenin servis edilmesi yine haber analiz edildiğinde fazlasıyla mesaj içermektedir…
Yukarıdaki haber örneklerinde devlet memurlarının fail, devlet yetkililerinin sorumlu olduğu bir katliamdan sonra; devlete karşı oluşması muhtemel duygusal kopuşun önünün alınması, bu olayın gündeme taşınmasının bir “terör örgütü” olan PKK’nin sevincine sebep olacağından bundan geri durulması, köyün bir korucu köyü olması hasebiyle köylülere PKK ile aralarındaki mesafenin hatırlatılması gibi gerçeğin devlet lehine İslami medya tarafından manipülasyonu için çaba gösterildiği görülmektedir. Bu medya organlarınca görülmeyen bir şey varsa o da katliamın katliama uğrayanlar lehine sorgulanmasıdır…
Örneğin 30 Aralık 2011-30 Mayıs 2012 tarihleri arasında “Uludere”yi ilk sayfadan yaklaşık 25 kez veren Akit gazetesinin sadece 30 Aralık 2011 tarihli “Terörist mi kaçakçı mı?” manşeti olayı “sorgulama” amaçlı olarak değerlendirilebilir. Geriye kalan manşet ve ilk sayfa haberlerinden 11 tanesi PKK ve BDP’yi suçlama, 6 tanesi ise devletin köylülerle ilgilendiği yönündedir. 30 Mayıs itibariyle Roboskî katliamının üzerinden 6 ay geçtiği halde tek bir yetkilinin ifadeye çağrılmamış olduğu göz önüne alındığında bir gazete için bu istatistikler oldukça düşündürücüdür.
Oysa aynı gazete sadece Mayıs ayı içerisinde Ayasofya Müzesi’nin ibadete açılması konusunu 7 kez ilk sayfadan vermiş ve bu haberlerin tamamı sorun görülen meselenin (Ayasofya’nın cami olarak ibadete açılması) çözülmesinde ısrar eden haberlerdir. Meseleyi sorgulama açısından Roboskî’den daha fazla alan kaplayan Ayasofya haberlerinin gösterdiği bir şey var ki o da şudur: İslamî gazete olarak bilinen Akit, muhatabın hükümet olduğu konuları sorgulamak yerine hükümetin sorumluluğunu gözden kaçırarak suçu başkalarının üzerine atmaya yönelik haberler yapmakta, hükümeti zorlamayacak konularda ise sorgulama konusunda oldukça “cesur” davranmaktadır.
Aynı dönemde “Uludere” ile ilgili haberleri 24 kez ilk sayfadan veren Zaman Gazetesi’nin bu haberlerinden (iyimser bir yaklaşımla) sadece 5 tanesi olayın aydınlatılmasını gündeme getirmeye yöneliktir. Diğer haberlerin istatistikî dağılımı Akit Gazetesi’nde olduğundan pek farklı değildir. Zaman Gazetesi de bu sürede Akit ve Yeni Şafak’tan çok farklı bir yayın politikası benimsememiş, yer yer “Cenaze sahipleri ile gözyaşı döken müftü” haberinde olduğu gibi “köpeğin insanı ısırması” türünden haber değeri düşük, “devletin köylülerin yanında olduğuna” vurgu yapan mesaj yüklü haberlere imza atmıştır.

4-yeni-safak
Yine Yeni Şafak, aynı dönemde ilk sayfadan 29 kere gördüğü “Uludere” haberlerinin birkaçı dışında diğerleri ya yukarıda örnek verildiği gibi “devletin yaraları sardığı” türünden halkla ilişkiler haberciliği ürünüdür ya da bir şekilde PKK-BDP cenahını olumsuzlamak şeklindedir. Örneğin; 30 Ocak 2012 tarihli manşetinde Roboskî’ye Başbakan’ın eşi Emine Erdoğan öncülüğünde bir “Şefkat Harekâtı” başlatılacağını duyurmuş, ziyaretin yapıldığı haberini de 7 Mart’ta “Anne Şefkati” manşetiyle vermiştir. Bunun bir harekât olduğu doğruydu, Emine Hanım’ın çıkışta “bizi kimse bölemez” ifadesi, bir anne olarak değil, devlet adına bir harekât dahilinde gittiğinin en net ifadesiydi…
(Çalışmaya konu olmamakla beraber Yeni Asya Gazetesi’nin bir istisnai durumu olduğu söylenebilir. Bu gazete konu ile ilgili yayınlarında tutarlı bir yayın politikasını gözetmemiş olmakla birlikte, bilinçli olarak “hakikati örtme” yoluna da gitmemiştir. Örneğin İlker Başbuğ’un yakalandığı gün Yeni Asya “Uludereyi Unutturmasın” manşetiyle çıkmıştır.
Fikrî takip yerine PR haberciliği
Bir haberden sonra haberin konusu ile ilgili tüm gelişmeleri takip etmek, haber konusunun açıklığa kavuşması için karanlıkta kalan noktalar üzerine ışık tutmakta ısrar etmek anlamına gelen fikrî takip, gazetecilikte en önemli özelliklerdendir. Roboskî Katliamı bağlamında takibi yapılacaklar çok olmakla birlikte bellidir: Katliam günü F-16’ları uçuran pilotların listesine ulaşmaya çalışmak, dönemin İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in “’vur emri”ni o anda Ankara’da Heron görüntülerini analiz eden komutanlar vermiştir” açıklaması üzerine o gün görevli komutanları bulmaya çalışmak, Savcılığa ve/ya Meclis Uludere Alt Komisyonu’na gelen-gelmeyen belgeler ile verilen-verilmeyen ifadeleri takip etmek, ailelerin görgü şahitliği ile devlet birimlerince açıklanan bilgilerde çelişen noktaların üzerine gitmek… Bunlar çoğaltılabilir, ama neticeye ulaşmak için önce bir yerden başlanmalıdır. Fakat (istisnalar hariç) görünen o ki özellikle İslamî medya bu soruları sormak, bu bilgileri sorgulamak yerine daha çok hükümetin ağzından haberler iletmek, katliamı bir şekilde PKK ile ilişkilendirmek ve devlet ile yurttaşları arasında duygusal ayrışmayı önlemek için yalan haber dahi yapmak şeklinde bir yayıncılık benimsemiş, tabiri caizse hükümetin PR (Public Relations-Halkla İlişkiler) organizasyonu gibi çalışmıştır.
Örneğin, Başbakan Erdoğan “Hatayı da özrü de açıkladık.” dediğinde İslamî medyada “hangi özrün ne zaman dilendiği” sorgulanmamış, bunu köşesinden yapmaya çalışan Yeni Şafak Yazarı ve ABD Temsilcisi Ali Akel’in “Özür açıklanmaz, özür dilenir” başlıklı yazısından sonra gazetesi tarafından işine son verilmiştir… Yine Bejan Matur’un Zaman Gazetesi’ndeki köşesini Roboskî katliamından hemen sonra bırakması, ilk zamanlarda yalanlansa da artık konu ile ilgili olduğu bilinmektedir…
İslamî medya genel olarak Roboskî’nin sıcak zamanlarında ya Zaman ve Yeni Şafak örneklerinde olduğu gibi başbakanın ağzından “Uludere hataydı, istismar etmeyin”, “ [Uludere konuşularak] PKK’nın ekmeğine yağ sürülüyor” türünden haberler vermiş yahut Akit örneğinde olduğu gibi Genel Yayın Koordinatörü Hasan Karakaya tarafından kaleme alınan “Uludere’ye akıtılan gözyaşı PKK’ya cansuyudur” yazısındaki gibi bir yaklaşımda olmuştur.
Ajans haberciliğinin haberleri tektipleştirmesi ve az personel ile çok haber geçilmesi gibi etkenler fikrî takibi olumsuz etkilemektedir. Bunlar bahane olmamakla birlikte birçok medya organı önüne gelen hazır haberleri de bir süzgeçten geçirmekte, süzgeçten geçmeyenleri sansür etmektedir. Roboskî Katliamı süresince en çok görünür olan Roboskîli Ferhat Encu’nun başına gelen bir olay da bu sansür süzgecine takılmış, başta İslamî medya olmak üzere yaygın medyada yer bulmamıştır. Şöyle ki: Temmuz 2012’de Roboskî’de bir eylem düzenleyen köylülere asker tarafından izin verilmemiş ve tartışma esnasında Şırnak İl Jandarma Alay Komutanı Osman Aslan kameralara da yansıyan şekliyle Ferhat’ı “ben seni biliyorum, sen başkalarının güdümüyle hareket ediyorsun, senin de zamanın gelecek” sözleriyle açıkça tehdit etmiştir. Haber değeri tartışılmaz bu olay haber olarak görülmemiş, bu komutan hakkında bir soruşturma açılmamıştır.
İslamî basının önemli üç gazetesi olan söz konusu gazeteler bugüne kadar gelen süreçte zaman zaman sorgulayıcı haberler de yapmaktadırlar, ancak bu haberlerin Roboskî ile ilgili yapılan toplam haberlere oranı oldukça düşük kalmaktadır.

Türkiye’de medya, başta da ifade edildiği gibi öteden beri iktidarların ideolojik aygıtı olarak konumlanmıştır. Dersim’den bugüne; 6-7 Eylül yağmalarına, askeri darbelere, Çorum, Maraş ve Madımak’a, 28 Şubat’a, “Hayata Dönüş” nam ölüm operasyonlarına bakın; devlet nerede nasıl durmuşsa medya öyle mevzilenmiştir. Bu anlamıyla (istisnaları dışında tutarak) denilebilir ki Türk medyasının tarihi bir dezenformasyon tarihidir. Yaklaşık 14 saat görülmeyen Roboskî Katliamı, medyanın iktidar paralelinde mevzilenmesinin son yıllardaki en çarpıcı örneğidir. 2000’li yılların öncesinde sisteme muhalif olan İslamî medyanın özellikle AKP iktidarı ile bir dönüşüm yaşadığı ve anaakım medyanın eskiden beri içinde bulunduğu pozisyona yaklaştığı görülmektedir. Devletin ideolojik aygıtı olmak noktasına denk gelen bu yeni yaklaşım, iktidar paralelinde habercilikte anaakım-islamî medya ayrımını silikleştirmiştir.
Gazetecilik zordur; kılı kırk yarmak, zalim ve mazlumun aidiyetini sorgulamadan meselelere yaklaşmak, hakikate şahitlik etmek, kıldan ince kılıçtan keskin bir yolda yürümektir. Türkiye medya tarihinin ibretlik hali bize çoğunlukla bu zor yolu yürümek yerine, kolay olanın tercih edildiğini göstermiştir. Bu kolaylık da yukarıda zikredildiği üzere iktidarın paralelinde yayın yapmak ve bunun nimetlerinden faydalanmaktır.
Medya bugün iktidar ile ilişkilerini gevşetmiş değil, daha da sıkılaştırmışa benziyor; belirli periyodlarda Dolmabahçe’de “hizaya çekilme” toplantılarına katılıyor, hatta aralarında çatlak ses çıkaranları büyük patrona şikayet bile ediyorlar. Başbakan, bu manzaranın da verdiği özgüvenle gazetelere nasıl yayın yapılacağı, kimlere hangi meseleler üzerinde yazdırılıp yazdırılmayacağı konusunda direktifler veriyor, verebiliyor… Bu mutualist ilişki neticesinde gazeteler artık hangi haberlerin yayınlanmayacağına, hangi gazetecilerin işine son verileceğine, iktidardan işaret beklemeden karar verebiliyorlar…
Biz; medyada çeşitlilik arttıkça, tekeller dağıldıkça, “hak ehli” bilinen kurumlar/insanlar bu tekellerden pay koparmayı başardıkça ve sesleri giderek yükseldikçe zor ve doğru olan yolun yürüneceğini düşünüyorduk, yukarıda anlatılan manzara hüsn-ü zanlarımızda yanıldığımızı gösteriyor.
1992’de askerlerin Şırnak şehir merkezini basarak günlerce evleri ateş altında tutmasını “PKK Şırnak’ı bastı, kahraman ordumuz da kurtardı” diyen Cumhuriyet’in yanına bugün Roboskî’yi bombaladığını devlet inkar etmez, kabul ederken “34 Köylüyü PKK bombalattı” diyen Akit eklendi. Şahin Öner isimli bir genç polis panzeri ile ezilip yaşamını yitirirken İslamî olarak bilinen gazeteler de diğerleri gibi “polis bülteni” rolüne yazılarak, hakikatin üzerini örtüyor, gerçeği tahrif ederek “atmaya çalıştığı bomba elinde patladı” haberleri yapıyorlar.
Bugüne kadar anaakım medyanın neden iktidarlara yakın durduğunu tahmin etmek zor değil. Benzer bir akıl yürütme ile bugünkü anaakım ve İslamî medyanın da neden böyle bir yaklaşım içinde olduğu anlaşılabilir. Anlaşılması zor olan İslamî medya’nın, ona hakkın şahitliğini yapma sorumluluğu yükleyen bunca güçlü referansa (Nisâ:135, Maide:8, Hûd:112) rağmen nasıl böyle bir tercihte bulunabildiğidir…
NOT: Bilge Adamlar Dergisi’nin 33. sayısında (temmuz 2013) yayınlanmış makalenin genişletilmiş halidir
– See more at: http://hurbakis.net/content/roboski-katliami-ornekliginde-islami-gazetelerin-kurd-meselesine-yaklasimi#sthash.loOBryIX.dpuf

http://hurbakis.net/content/roboski-katliami-ornekliginde-islami-gazetelerin-kurd-meselesine-yaklasimi

BARIŞ AKTİVİSTLERİ CUMHURBAŞKANI GÜL’Ü GÖREVE ÇAĞIRDILAR

BARIŞ AKTİVİSTLERİ CUMHURBAŞKANI GÜL’Ü GÖREVE ÇAĞIRDILAR

Roboski’de yaşayan barış aktivistleri Roboski katliamı için Cumhurbaşkanını göreve çağırdı.Barış aktivistleri Meral Geylani ve İbrahim Yaylalı’nın 1 eylül 2013 Dünya Barış gününde başlattıkları ve 6 ay sürdürdükleri‘’Roboski’de askeri yargı istemiyoruz’’ imza kampanyasını sonlandırdıklarını Şırnak PTT sübesinin önünde yaptıkları basın açıklamasında duyurdu.Basın açıklamasına, ROBOSKİ-DER,İHD Şırnak Şubesi Başkanı Emirhan Uysal ve yöneticileri, Şırnak Barosu ve Emek Platformu temsilcileri ile KURDİ-DER çalışanları ve Roboski aileleri destek verdi.

IMG_8849

Cumhurbaşkanı Gül’ü göreve davet eden metni Barış Aktivisti İbrahim Yaylalı okudu.Barış aktivisti İbrahim yaylalı konuşmasını şu şekilde başlattı. ‘Barış aktivistleri Meral Geylani ve İbrahim Yaylalı olarak 16 aydır Roboski’de yaşamımızı sürdürmekteyiz. Roboski katliamını gerçekleştirenlere karşı Roboski aileleri ve Roboski halkı ile dayanışma halinde mücadele yürütmekteyiz.’ Yaylalı konuşmasının devamında gözlemlerine vurgu yaparak sözlerine ‘Roboski’de kaldığımız süre içerisinde birçok insan hakkı ihlalini gözlemledik. Bu hak ihlallerinin nerede ise hepsi devlet yetkilileri tarafından gerçekleştirildiğini ifade etmek yanlış olmaz.’ Diyerek devam etti.’Roboski’de kaldığımız süre içerisinde birçok insan hakkı ihlalini gözlemledik. Bu hak ihlallerinin nerede ise hepsi devlet yetkilileri tarafından gerçekleştirildiğini ifade etmek yanlış olmaz.barış aktivisti konuşmasının devamında ise neden bu kampanyayı başlatıklarını şu ifadeler ile anlattı ‘Gözlemlerimize göre gerçekleştirilen hak ihlallerinin hedefi katliamı tecrit etmek üzerine olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Katliamdan sonra hiç azalmadan devam eden hak ihlalleri ve katliam dosyasının benzer bir akıbet ile devam ederek, nerede ise iç yargı yolu tamamlanmak üzere olmasına rağmen bir arpa boyu yol alınamaması biz barış aktivistlerini harekete geçirdi. 1 Eylül 2013 tarihinde yani dünya barış gününde Cumhurbaşkanına gönderilmek üzere ‘’Roboski’de askeri yargı istemiyoruz’’ imza kampanyasını başlattık.’ Konuşmasının devam eden bölümünde barış aktivisti Roboski katliamının aydınlatılması için Türkiye’nin her yerinden destek imzaları aldıklarını ifade etti.Barış aktivistleri kampanya süresince tepkilere ve katılım bölgelerini değerlendirdileri bölümde Karadeniz bölgesi ile ilgili şu yoruma yer verildi. ‘Hep şovenist histeri ile gündeme gelen Karadeniz bölgesinden ben de bu imza kampanyasını yürüteceğim diyerek föy isteyen arkadaş bizi ve insanlığı büyük onurlandırdı. Barış ve kardeşlik adına bizi bir kere daha umutlandırdı.Barış aktivistleri tek tek bölgeleri ve illeri hatta bazen bireylerin özelliklerini de ifade ederek kampanyaya destek veren herkese teşekkür ettiler.

Barış aktivistleri metnin devam eden bölümlerinde şahit oldukları hak ihlallerini kısaca şu sekilde özetlediler ‘Gözlemlerimize geri dönersek eğer: Aslında çözüm süreci dönemini AKP hükümeti kendinden yana fırsata çevirmek istemiş ve barışı provoke etmek için içine girmediği iş kalmamıştır. Kalekollar mı dersiniz yoksa sözde güvenlik yoları ve barajlar mı dersiniz sayamayacağımız kadar kalemde provokasyon mekanizmalarını devreye soktu.

IMG_8830

2014 senesinin başı yani ocak ayı itibarı ile Roboski üzerinden barışı ve seçimleri provoke etmek için start verdi. Gülen hareketi ile arası açılan hükümet ile yeniden nikah tazeleyen ordu Roboski halkına ve gerilla’ya saldırısının dozajını görülmemiş şekilde arttırdı. Ocak-Şubat-Mart ayı içerisinde bu asker hükümet provokasyonu sonucu 4 asker yaşamını yitirmiş ve biri ağır olmak üzere Roboski’de üç köylümüz yaralanmıştır.Yine Ocak ayı içerisinde Askeri savcı gerekçeli kararında kaçınılmaz hata diyerek Roboski katliam dosyasında takipsizlik kararı verdi.’Barış aktivistleri gözlemlerini anlatırken bu bölümde Cumhurbaşkanı Gül’e ‘Yargı ve yürütme ve yasama erki dışında herkes çoğu çocuk 34 kişinin öldürülmesini katliam diye nitelendirirken, yargı ve yürütme tek bir kişiyi bile yerinden almadı. Bu kadar açık insan yaşamı hakkı ihlalinin mevcut olduğu bir yerde Cumhurbaşkanı Gül yargı ve yürütme hakkında araştırma yapmak üzere neden denetleme kurulunu devreye sokmamıştır.’ Diye sordu.Cumhurbaşkanı Gül’e TC devletinin önce çocuklar için,sonra büyükler için imzaladıkları yaşam hakkını ve ayrımcılığa karşı uluslar arası sözleşmeleri hatırlatan Yaylalı 17 aralık operasyonları için harekete geçerken neden bu kadar ağır bir katliam için hareket etmediğini sordu.

Çifte standartlar ülkesinde yaşadıklarını anlatan Yaylalı siz hangi adaleti savunuyorsunuz şu ifadeler ile sordu.’15 yaşında 16 kilo ile yaşamını yitiren Berkin’e, 12 yaşında 13 kurşun ile öldürülüp bir de yanına silah bırakılan Uğur’a sonra katır parçaları ile insan parçalarının ayrılamadığı Roboski çocuklarını tırnak içerisinde “terörist” ilan edip tek bir kere bile ağzınıza almadığınız, fakat her miting alanına Rabia işaretleri ile çıkıp “esma esma “diye ağlayan bir adaleti yada Berkin’in cenaze töreninin akşamında bir gurup ırkçı guruhun Ok meydanında polisler eşliğinde bir çatışmanın ortasında provokasyon yaratma çabasında iken yaşamını yitiren Burak’a yavrucuğum diyen adalet kimin adaletidir size soruyoruz.

Son olarak Cumhurbaşkanına çağrı ile barış aktivisti sözlerini tamalmadı ‘Size topladığımız imzaları gönderirken içerisine sokulduğunuz bu insanlık dramını da sorgulamanızı içten istiyoruz. Öncelikle bir devlet başkanı olmanız sıfatı ile altına imza attığınız ve bağlayıcılığı olan uluslar arası sözleşmelerinin gereğini yerine getirin.Bir insan olarak ise kimin adaletini seçeceksiniz.“Esma, Esma” diye ağlayıp, Roboski’de ölen 12 yaşındaki,13 yaşındaki yaşarken yanında gittikleri katırların karınlarına kadar bile yetişmeyen boyları ile yaşamlarını yitirdiklerinde parçaları bir birinden ayrılamayan çocuklara tırnak içerisinde terörist demeyi mi seçeceksiniz, ya da artık susmayı bırakıp suça ortak olmayı ret edip taleplerimiz için harekete geçeceksiniz, belki bir nebze de olsa böylece bu coğrafyanın kanayan yarası olan katliamların durdurulmasında suçluların yargılanması yolunda bir nebze de olsa yol almış olacağız.

Daha sonra Barış aktivistleri Meral Geylani ve İbrahim Yaylalı ve beraberindekiler Şırnak PTT kargo bölümüne giderek topladıkları imzaları Cumhurbaşkanına göndermek üzere memurlara teslim ettiler ve böylece eylem sonlandı.